- Kategori
- Etkinlikler / Festivaller
“Allahümme Salli Ala” ilahisi Kremlin Sarayında

TRT'nin web sitesinden alınmıştır.
Aslında önceden haberim yoktu. Ortalama bir Türk vatandaşı olarak hala TRT'nin ana kanalını TV kanalları sıralamasında 1. sırada tuttuğumdan ve kanallara kabaca göz atmak istediğimde ilk olarak uzaktan kumandanın 1 no’lu hanesine bastığımdan, aniden karşıma çıktı. (Bu arada bu tv seyretme işini uzun süre kaçındığım ama sonunda beni yakalayan gömlek ütüleme işi esnasında yaptığımı eklemem lazım) Aslında niyetim Ergenokon davasındaki gelişmeleri takip etmekti. Bu etkinlik, bir yanıyla “neler oldu bitti acaba” diye merak ettiğim ama diğer yanıyla da beni fazlası ile rahatsız eden ve ruhumu daraltan Ergenekon haberlerinden iyi bir kaçış noktası oldu.
Bizim mehteran takımı ile, “bizim” Kızılordu korosu yan yanaydı. Tahmin ettiğimin ötesinde keyif aldığımı söyleyebilirim. Keyif alma gerekçem elbette olayın birçok yanıyla komik olmasından.
Ancak ilk keyif alma nedenim, bir toplumun diğer toplumların kültürlerine yaklaşma, onları kendince yorumlama çabasını bu etkinlikte de hissetmiş olmaktı. Kızılordu'nun bizim eserlerimizi, Mehteran takımının Kızılordu eserlerini seslendirmesi ile ortaya çıkan farklı tını beni fazlası ile mest etti. Hele ki finalde bir mehteran üyesinin Kalinka'yı, bir Rus askerinden geri kalmayan bir tonda söylemesi gerçekten görmeye değerdi.
Bu yazıyı zihnimde kurguladığımda, ilk aklıma gelen başlık “keşke bütün askerler sadece şarkı söylese” idi. Ama Kızılordu mensuplarının şarkıları hala biraz sert okuduklarını –opera tarzını korumak istiyorlar belki ama insan yinede karşıda bağıran çağıran bir asker görünce ister istemez ürküyor- hissettiğimde, bu görüşümden de vazgeçtim. Bizim mehteran takımı artık tamamen sivilleşmiş bir yapı ve şarkıları tam bir sivil edasıyla söylüyorlar. Zaten seçtikleri şarkıların çoğu da militarist gündemden oldukça uzak. Oysa Kızılordu’nun hala notaları titreten bir disiplini var. Elbette hip hop şarkılar söylemedikleri ve ona uygun dans etmeye çalışmadıkları müddetçe.
Rusya ve Türkiye’nin çarlık ve padişahlık dönemlerinden beridir birbirlerine sıcak politikalar gütmediklerini düşünürsek, bu iki ekibin yan yana gelmesi fazlası ile tarihi bir andı. Ancak bu, bir araya gelen iki ekip, ülkelerinin devrik dönemlerini temsil ediyorlar ve fazlası ile simgesel iki ekip durumundalar. Bu açıdan ortak bir yanları var.
Ne gariptir ki, ulusalcıların uzun zamandır hayalini kurdukları, Rusya ile ortak bir nokta yakalama işini, onlar değil, bu ülkenin Osmanlı döneminin temsilcisi olan bir yapı başardı. Kremlin’i Turan nidaları değil, Allahüme Salli Ala tınıları doldurdu.
Konserin her anında, dünyada naif olmanın aslında çok da kötü bir şey olmadığını düşündüm. Bu tip bir etkinliği bundan 200, 100 ve 50 yıl önce gerçekleştirilme şansı yoktu. Elbette her iki ekibinde gerçek işlevlerini gerçekleştirildiği tarihler birbirleri ile çakışmaz. Mehteran Takımının işlevinin sonlanması ile Kızılordu’nun kurulması arasında belki de yüzyıllık bir fark vardır. Ama iki ülke arasında kendi değerlerinin bir araya geldiği ve paylaşım sergilediği bir etkinlik düşünmek yine de hayal gibi bir şeydi. Daha doğrusu sadece naiflerin hayal edebileceği bir şeydi.
Böylesi bir etkinliğin olabilmesinin tek yolu, bu tip yapıların gerçek işlevlerinden soyutlanıp ancak kültürel birer simgeye dönüşmesi ile mümkün olabiliyor. Zannedersem dünyada barışa giden yolun güzergahını bu etkinlik fazlası ile gösteriyor. Savaşlar, silahlar ve askerler paylaşılmıyor ama kültürler paylaşılabiliyor.
Ancak bu formatta, Kremlin’de bir Osmanlı savaş bölüğü konser verebiliyor.
Etkinlik esnasında aklıma gelen şeylerden birisi de, son dönemlerde seyrettiğim en güzel Türk filmlerinden birisi olan “Beynelmilel’di. Hatırlarsınız, orada da 80 darbesi sonunda Adıyaman’da yerel sanatçılarla kurulmak istenen bir askeri bandonun hikayesi vardı. Filmde, cenaze esnasında çalınan bando müziğinin arasına sıkıştırılan “Allahümme Salli Ala” tınısı, inançlı birisi olmasam da beni ağlatacak noktaya getirmişti.
Hikayede iki kişinin can vermesine neden olan Sosyalist Enternasyonal marşının bir zaman sonra Kızılordu tarafından hem de Türkiye’de çalınabilir olması son derece traji komik bir durumu ifade ediyordu.
Bu örnekte yine trajedi ile komedi arasında salınan dünyada, her ikisinden de birer nebze barındıran bir gelişme. 200 yıl önce gittiği yöndeki insanları, çaldığı müzik eserleri ile titreten bir bölük, şimdi sevgi gösterileri ile karşılanıyor. Ve bence bu etkinlik Avrupa'da yılın kültür olayı olmaya fazlası aday. Frankfurt Kitap Fuarının bu yılki onur konuğu olmamızın ardından, gurur ve umut verici bir gelşme daha.
Bu tip etkinliklerin askeri ilişkilerin müzik grupları üzerinden sağlandığı ve asker kıyafetlerinin ancak tiyatro kostümü olabildiği bir dünya görmemize katkı sağlaması dileği ile,