- Kategori
- Gündelik Yaşam
"Bütün çulsuzlar hayvansever mi ne?"

Hani şu resimde çulsuz, kimsesiz, garip gözüken adam var ya... çoğumuzdan çok daha can, çok daha insandır bence.
Hani bir süre önce " Bekara karı boşamak kolay " başlıklı bir yazı yazmıştım; hatırladın mı sen de o yazımı güzel okuyucum? Hani o yazımın esin kaynağı olan bir arkadaşım vardı. Bu gün de o arkadaşın eşinin söylediği bir cümleyi ilham kaynağı, yazı konusu yaptım kendime... Nasııııl? İyi mi?
Eşi: Nereye gidiyosun Muratcım pazar pazar?
Murat: Yaaaa... Hani bizim Cem var ya... Ona bi papağan alıcaz.
Eşi: Allah Allah yaaa! Sen köpekleri çok seversin. Cem kuşları çok sever. İkiniz de çulsuzsunuz! İkiniz de hayvanları çok seviyorsunuz! Yoksa bütün çulsuzlar hayvansever mi ne?!!
Yarı alaycı yarı espirili analizinde haklıydı evet; arkadaşım Muratın eşi...
Külüstür bir arabam, geçinmeme yetecek kadar aylık kazancım, bir de anamdan miras kalan bir evin 1/3 üne sahiptim. Yani günümüz ekonomik ölçüleriyle çulsuz sayılırdım!... Arkadaşım Muratın durumuysa benden de kötüydü ama... İkimiz de hayvanseverdik işte! Hem de sapına kadar, hem de Allahına kadar...
Bu kısacık diyalog üzerine düşünmeye başladığımda şöyle bir düşünce belirdi zihnimde:
" Mal, mülk, para, ün, kariyer kazandıkça insan, daha benmerkezci oluyordu. Daha bencilleşiyordu. Hırslandıkça hırslanıyor. " Daha... Daha... Daha çok!... Bana... Bana... Her şey, herkes bana!... Benden sonrası tufan!..." diye düşünmeye, davranmaya başladıkça insan; elbet hayvansever olamazdı ki!...
Her şeyi maddiyatla, sahip olmayla, kendine sağlayacağı güçle ölçüp biçen, çıkarı yoksa her şeyi boş, her şeyi yalan gören insan, nasıl hayvan sevsindi ki?!!
" Desinler " diye, " Elalem ne der? " diye düşünen insan, başkaları için yaşayan, bencil, acımasız, merhametsiz, şefkat yoksunu yanlızlıklarının ateşinde hem de hiç de farkında olmadan kavrulup duran, soğuk, çıkarcı, dengeci, kazan... kazan... hep kazan'cı anlayışa sahip olan; kendini sevmekten, kendi egosuna narsist bir çarpıklıkla aşık olan, esir olan hayvanları sevmeye ne ara zaman bulacak, ne ara fırsat yaratacaktı ki?
İyi bir hayvansever olmanın ön şartı, insansever olmak, doğasever olmak, kendinden başkalarının da farkında olabilecek bir halden anlayan olmak değil miydi? Yoksa ben mi yanlış biliyor ya da yanlış düşünüyordum acaba kendimce?
Evet... Ben de arkadaşım Murat da günümüz ölçüleriyle çulsuz kalmanın eşiğinde, uçurum kenarlarında gidip gidip gelmekteydik. Evet... Muratın eşi, yaptığı bu nesnel gözlemi ve tespiti konusunda haklıydı belki ama...
İkimiz de sapına kadar insandık; Allahına kadar hayvansever... Evet... Çulsuz, yarı aç yarı toktuk... Evet, evet ama... Yüreğimizde yavru bir kuşa da, sokakta aç yatan bir evsize, boynu bükük bir yetime de yetecek kadar insaf da, merhamet de, insanca onurlu bir sevgi de fazla fazla vardı ya...
Ve çulsuz da olsak bu insanca yürek, bu adamca merhamet bize ömrümüzün sonuna kadar yeter de artardı bile bence.
Varlıklı bir bencil olmaktansa, çulsuz bir insansever olmayı, adam gibi adam kalmayı yaşadığım sürece kendim için paha biçilmez bir şeref sayarım. Kim ne söylerse söylesin be güzel arkadaşım!...