​ "Cellat" anlamını yitiren özgürlük ve bedeli / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '09

 
Kategori
Sinema
 

"Cellat" anlamını yitiren özgürlük ve bedeli

"Cellat" anlamını yitiren özgürlük ve bedeli
 

Güzel bir filmdi “Cellat”.

12 Eylül döneminin acılarını bir başka açıdan, hiç dokunulmamış bir açıdan ele almış. Kadir İnanır o her zamanki nefis performansını bu filmde de ortaya koymuş. Ezik, itilen, kakılan ve işlemediği bir suçtan dolayı cezaevine girmiş arabacı Cabbar rolündeydi Kadir İnanır. Ve arabasını çeken atı Yasemin, en yakınıydı. Kamburu alabildiğine çıkmış, yüz hatları çökmüş, kimsenin yüz vermediği, elinin tersiyle ittiği ama koğuşundaki herkes için çalışan mazlum bir insanı oynamış Kadir İnanır. Rolünün hakkını vermiş.

Savcı Yusuf rolünü Atilla Saral nefis bir şekilde canlandırmış. Oyunculuk konusunda dikkatimi çeken bir isim Atilla Saral. Güzel bir oyun çıkarmış Savcı Bey.

Devrimci oğlu ile girmiş olduğu aile içi çatışmada, her baba gibi oğlunun tuttuğu yolun yol olmadığını vurgulayan bir baba. Baba ile oğlu arasındaki şiddetli çatışmada arada kalan anne. Sonuç ise kuşkusuz bir dönemin o kendisine has özgün hali. Ölen, öldürülen genç bir çocuk ve trajediye dönüşen anne ve babanın hayatı.

Oğlunun korkak olarak suçladığı babanın, bir gece ansızın oğlunun arkadaşlarının arkasına takılıp, propaganda yazılamasına çıkması ve diğer taraftan savcı kimliği. O propaganda yazılamasında çıkan çatışmada yakalanması ve bir erin öldürülmesinden dolayı idamla yargılanma süreci.

12 Eylül döneminin giydirmelerinden birisine denk geliyor Savcı Yusuf. Bir dönem davalar nedeni ile cezaevine insanları gönderen savcı, şimdi kendisi yargılanan pozisyonunda ve hem de işlemediği bir suçtan dolayı. Savcı her şeyin farkında, suçu işlemesede dönemin kendisine özgü nedenlerinden dolayı yağlı urganın boynuna dolanacağına emin. Bu durumu kabullenmiş ve o cezaevi koşullarında durumundan şikâyet etmeksizin geçmişini sorgulamaya başlamış. Oğluna hak veren ama, sonuçta tuttuğu yolun sonuç getirebileceğine inanmayan, inancını kıran nedenin ise oğlunun henüz yaşamadığı ve bilmediği çok şey olmasından hareketle, bu gerçeğin yaşam deneyimi ile elde edilebileceği gerçeğini öğrenmiş bir anlayış.

Savcı Yusuf cezaevine girdikten sonra koğuşunda ilk gözüne takılan kişi olur o mazlum, o itilmiş, kakılmış Arabacı Cabbar. Çay ocağında çay yapmaktadır. Servisini yaparken, çayları taşırken mahkumların türlü hakaretlerine mazur kalmaktadır. Ve başlar bir dostluk Savcı Yusuf ile Arabacı Cabbar arasında.

Okumayı ve yazmayı öğretme gayretindedir Savcı Yusuf, Arabacı Cabbar’a. Koğuşun hedef tahtası olmuştur Savcı Yusuf. Hem komünisttir ve hem de Cabbar’ı himayesine almıştır. Ama bir süre sonra bütün bir koğuşun güvenine ve ilgisine mazhar olur Savcı Yusuf. Çünkü haksızlığa prim vermeyen bir kimliği bir şekilde dayatmıştır koğuştakilere. Ama ya Cabbar. İşlemediği bir suçtan dolayı cezaevindedir ama ilginç olan devletin her bir şeyi doğru yaptığından demler vurmasıdır. Komünistlere küfürler yağdırır Cabbar. Cabbar’ın gözünde komünistler, memleketi satmış birer vatan hainidir. Öyle öğrenmiştir Cabbar. Ve Cabbar’ın nazariyetinde devlet büyükleri o O…… çocuklarının başını kopartmalıdır. İşte tam da bu nokta da Savcı Yusuf sorar “Devlet her bir şeyi doğru mu yapar Cabbar?” Almış olduğu yanıt kendisinin çelişkisine vurgu olur. “He tabi ya devlet her bir şeyi doğru yapar.” Savcı öldürücü darbeyi vurur ve “O halde senin de iki kişiyi öldürdüğün doğru, öylemi?” Cabbar ne diyeceğini şaşırmıştır ve “Ben adam öldürmedim” sayıklamasına girer.

Cabbar satın alınır. Özgürlüğü uğruna satar kendisini. İkna çabaları sonrasında o hiç adam öldürmemiş Cabbar, artık idam sehpalarının baş figüranıdır. İdam mahkumunun boynuna takılacak urganı yağlayacaktır, sehpaya çıkacak olan mahkumun ayağının altından tabureyi çekecektir. Ve bedeli, özgürlüğüdür. Her tabure çekişi yüreğinin yeniden ve yeniden parçalanmasına nedendir. Bedeni özgür, ruhu esir bir yaratık halini almıştır.

Ve sonunda Cabbar, Savcı Yusuf’un da taburesini çeker.

Savcı Yusuf, yağlı urganın ucunda sallanmaktadır ve o en yakın bildiği atı Yasemin’de ölmüştür. O itilip, kakılan Cabbar kalmıştır tek başına. Edindiği ise anlamsız bir özgürlüktür sadece.

 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..