​ "CHP senin neyine ey türbanlı?" / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '08

 
Kategori
Güncel
 

"CHP senin neyine ey türbanlı?"

"CHP senin neyine ey türbanlı?"
 

CHP 1946 seçim afişi; Bayanın başındakini daha sempatik bulduğunuz sıkmabaşa benzetebildiniz mi?


Baykal’ın bu bilmem kaç bininci açılımının çok tartışılması gereken bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Zaten Ufuk Uras’ın da geçen gün söylediği gibi önümüzdeki yerel seçimler Baykal’ın son seçimleri olma olasılığı oldukça yüksek.

Esas incelenmesi gereken, CHP’nin taban ve örgüt yapısının, inanç ve türban konularında böylesi bir açılıma, politika değişimine ne kadar yatkın olduğudur. Ben CHP’de Baykal sorununun artık tali bir sorun olduğunu, asıl problem olanın partinin örgütsel yapısında ön plana çıkan egemen profil olduğunu düşünüyorum.

Baykal ve Mehmet Sevigen, çarşaflılara parti rozeti takma olayından bu yana partide ön plana çıkan bu kesimin itirazlarını dindirmekle meşguller ve o kesime yönelik olarak, bunun aslında bir açılım, bir değişim olmadığı ve partinin laiklik ilkesinden bir sapma anlamına gelmediği mealinde açıklamalar yapıp duruyorlar.

Baykal’ın ne kadar samimi olup olmadığının dışında, gerçekten samimi olması halinde bile partinin mevcut yapısının böyle bir politikayı kaldıramayacağını da görmek lazım. Çünkü partinin egemen kadrosu halkla ve onun tercihleri ile oldukça kopuk bir yapı.

Bilmem hiç seyrettiniz mi? 22 Temmuz seçimlerinden bir süre sonra internette bir video yayılmaya başlamıştı. Üniversiteli Kadınlar Derneğinin bir toplantısında yapılan konuşmalar İslami kimlikli yayın kuruluşlarının eline geçmişti. Görüntüleri bir yanıyla İslamcı yayın kuruluşlarının eline böyle bir malzeme vermenin üzüntüsü, diğer yanıyla da konuşmayı yapan insanların CHP siyasetinin kadın yüzü olması ve solun Türkiye’de bu isimler tarafından temsil ediyor olmasının kahrını hissederek seyrettim.

Görüntülerin birisi diğerlerine göre daha çarpıcıydı; Konuşmacı kadınlardan birisi, seçim sonrasında evine gelen temizlikçiye hangi partiye oy verdiğini sorup AKP yanıtı alınca, ardından neden o partiye oy verdiğini sorduğunu, temizlikçi kadından “istikrar için abla” yanıtını aldıktan sonra, temizlikçisini “istikrar senin neyine Vesayet, istikrar senin neyine” diye azarladığından bahsediyordu. Kadının yüzünde, evine gelen temizlikçinin tercih ettiği siyasi parti karşısında yenilmiş olmanın, kendi temizlikçini bile ikna edememiş olmasının ve belki de aralarındaki bu eşitsizliğin en azından siyasal temsil yöntemi aracılığı ile kalkmış olmasının öfkesini hissetmek mümkündü.

Türban, şu an için CHP’de, en fazla oy aldıkları Çankaya, Kadıköy, Şişli, Bakırköy ve Karşıyaka semtlerinde yaşamlarını sürdüren kentsoylu bayanların, son 30-40 yılda köyden gelen ve hala geleneklerine bağlı bayanlar karşısında siyasi anlamda yenilme süreçlerinin simgesi durumunda. Türbana duydukları nefretin sebebini, kılık kıyafet devrimi, laiklik ilkesi filan değil, bu yenilginin belirlediği ruh hali oluşturuyor. Oysa o köylüler kentlere gelip kendi yaşam alanlarını doldurmamalılar, kendilerinden istenildikçe çocuklarını askere göndermek ve hayatlarını kentliler için tarım faaliyeti ile geçirmekle yetinmeleri gerekirdi. Oysa şimdi onların ebedi iktidarlarını sarsıyorlardı.

Durumun, Atatürk’ün kıyafet devrimine sahip çıkmak, laiklik ilkesine zarar vermemekle bir ilgisinin kalmadığı ortada. Bu tip bir kaygısı olan insanlar, kendi partilerini tercih etmiş türbanlı veya çarşaflı bayanların (çarşaflı bayanların basitçe, bir ön seçim öncesi delege sayısı denklemine hizmet ettikleri çok açık, bu nedenle bu kadar ön plana çıkacak bir simge değil), parti içerisinde yer alıp, onun sosyal ortamında nefes aldıkça belirli bir değişime uğrayacaklarını, belki alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmeseler dahi, en azından laiklik kavramını zihinlerinde daha belirgin yer edineceklerini, hatta bir sonraki kuşaklarına giyim tarzı konusunda dayatmacı davranmayacaklarını bile hesaplamaları gerekir. Hadi işin bu pozitif yanlarını bir yana bırakalım, bu bayanları partiden dışlayarak, onları AKP’ye mahkûm edeceklerini, yani en azından rakiplerine oy kaptıracaklarını bilmeleri gerekir.

Ancak gelen tepkilerin, tüm bu kaygılardan muaf olduğunu gösteren en güzel tepki şuydu; “efendim eğer bu kadınlar partimize bu kadar gönülden bağlılarsa, parti üyesi olmadan da seçimlerde oy atarak bize destek verebilirler. Görüşlerinde samimi iseler, başlarındaki şeylerle bu partiye üye olamayacaklarını bilmeleri gerekir”

İfadede ki, karşısında kabul edilemez bir ten rengi olan kişiye dair beyaz adamın bakış açısını sezebiliyor musunuz? “Elbette bizim partiye oy atabilirsin ama benim yanımda durmadığın müddetçe”

Daha henüz bugün CHP’nin Sarıgazi’deki etkinliğine katılan başörtülü bir bayanın söylediği sözlerin basitliğini (neden CHP üyesi olamayacakmışım anlamadım, benim babam hep bu partiye oy attı) anlayamayacak derece de nefretle tıkanmış zihinlerin hakim olduğu bir partinin, kendi halkının gerçeklerini fark etmesini, bu tercihleri beğenmese dahi onu değiştirmek için hoşgörülü ve anlayışlı bir politik söylem geliştirmesini bekleyebilir misiniz?

Partiye egemen bu bakış açısı, Baykal’ın girişimi samimi olsa dahi gerçekleşmesini zor kılıyor. Zaten bu noktada Baykal’ın da samimi olmadığını geçmiş deneyimlerimden biliyoruz. CHP’nin bu tıkanma noktası, gerçek bir sol partinin ilk çıkış noktasında, kullanacağı söylemlerin neler olabileceğine işaret ediyor.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..