​ "Der Zor çöllerinde naneler biter/ Nanenin kokusu dünyaya yeter." / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
 

"Der Zor çöllerinde naneler biter/ Nanenin kokusu dünyaya yeter."

"Der Zor çöllerinde naneler biter/ Nanenin kokusu dünyaya yeter."
 

"Der Zor çöllerinde naneler biter
Nanenin kokusu dünyaya yeter.
Bu ayrılık bize ölümden beter..."

Yaklaşık bir asırlık tarihin canlı tanığı olan Sarkis Çerkezyan yok artık..

5 Ağustos'ta saat 14:00'te Kumkapıda son yolculuğuna uğurlanacak...

Sarkis Çerkezyan kendisi ile yapılan röportajlarda hayatındaki izleri anlatmış:

“Uzun bir hayat, 91 yaşındayım. Birçok insanın anlatılanlardan öğrendiklerini ben yaşayarak gördüm. Kimseden, kulaktan dolma bir şey yok.

Babamlar Tehcir’de Suriye’ye gitmiş. Ben orada doğmuşum. 1918’de yeniden Karaman’a geldiğimizde, koskoca bir banker olan babamın iki paket tütün alacak parası kalmamış.

Annem bizi okutmak için İstanbul’a geldi babamı bırakıp. Temizliğe gitti, basamak sildi, ama olmadı. 7’nci sınıfta bıraktım okulu parasızlıktan. Sınıf birincisiydim…

Konya Ereğli’ye geri döndük. Akrabamızın yanında marangozluğa başladım.”

“91 yılda neler gördüm, neler… Her şey değişti ama iktidarlardaki İttihatçı kafa hiç değişmedi. Birinin bıraktığı yerden öbürü devam etti.

‘Güzel günler göreceğiz çocuklar’ demişti Nazım, ama o da o günleri göremeden gitti Moskova’da. Vaziyet böyle, ister ağla ister gül.”

“Havacılığa tutkundum. Hâlâ da bir uçak görsem kaybolana kadar seyrederim. Çok istememe rağmen almadılar beni İnönü Planör kampına. Belki de helikopteri ben icat edecektim kim bilir?”

“Varlık Vergisi, Aşkale Sürgünü, 6-7 Eylül… Ne pislikler gördük (…)

1955’te ’Ben Atatürk’ün çırağıyım’ diyen Celal Bayar yaptı 6-7 Eylül’ü. ’Atatürk’ün Selanik’teki evi bombalandı’ dendi. Her yer karıştı.

O zaman Yedikule’ye yeni taşınmıştım, Ermeni olduğumu bilmiyorlardı. Eve gittim, bir Türk bayrağı astım. Anneme de Müslüman kadınlar gibi beyaz başörtüsü bağlattım. Kapının önüne oturdum anneme de bir kahve yaptırdım, içiyorum…

Kıyamet kopuyor, evler yağmalanıyor. Herkes koltuğunun altında ‘ganimetlerle’ koşuşturuyor. Saat 1’e kadar devam etti böyle. Bu sırada yanıma gelen bir yüzbaşı, ‘Delikanlı tebrik ederim. Kahvenin tadını çıkaracak günü ve saati iyi seçmişsin, her Türk sizin gibi olmalı’ dedi. Onlar gittikten sonra girdim içeriye, ev başıma yıkılıyor sanki…

Celal Bayar’ın yaptığı 6-7 Eylül. Tepeden iner gibi adını Demokrat Parti koydu ve partiyi kurdu.

Halk demokrasinin ne olduğunu bilmiyor. “Batı’yı nasıl kazıklarız, ” hesabıyla demokrat oldular.

Halk demokrat diyemiyordu ki, “Demir kırat, ” dedi, “Komatrik, ” dedi, bilmem ne dedi.

Ondan sonra da Kore’ye asker gönderdi. 7-8 bin askerimiz Kore dağlarında mezarsız kaldı.

Bunları üstüne basa basa yazmak lazım. Kapatıyorlar tarihi, çulla üzerini örtüyorlar. Çünkü kendileri, onların vârisleri.

...Askerden dönüp geldim. Marangozluğa başladım. Bizim Ereğli’nin İvriz Köyü’nde köy enstitüsü açılmıştı. Ben de oraya masalar yaptım, dolayısıyla da enstitüye gidip gelirdim.

O hareketi yerinde izledim. Genç köylü çocukları, saçları kısa kesilmiş köylü kızları, ayaklarında kalın postallar, erkek arkadaşlarıyla şehre yürüyerek gidip gelirlerdi. Binalarını kendileri yapıyorlardı. Mandolin çalıyorlardı.

Köyle, halkla ilişki kurabiliyorlardı. Ama iktidarların bu hoşuna gitmedi. Önce bazı dedikodular çıkarıldı. Sonra da kapatıldı.

Onları kapattılar ki imam hatipleri açsınlar. Bunu aydınlar da görmüyor. O güzelim hareketi boğdular. Yeniden bu yönde adım atılması lazım.

“Türk çocuğu Müslüman olursa komünizme karşı olur, ” dediler. Şimdi de şeriatçılarla uğraşıyorlar.

Türkeş, “Benim militanlarım güvenlik güçlerinin yardımcıları, ” diyordu. Şimdi hepsi çete oldular. “

"Ben hayattaki safımı iyi seçtiğime inanıyorum. Komünist oldum. Bu yaşa kadar hep insanların iyiliği için, düşmanlıkları gidermek için çalıştık. Halklarımızın bir daha benzer acılar yaşamaması için, aralarındaki gereksiz perdelerin kaldırılmasına uğraştık. Emeklerimin boşa gitmediğini düşünüyorum. Halklarımızın çektiği acıların tekrarlanmaması, gelecek hiçbir neslin benzer yıkımlar, kıyımlar yaşamaması en büyük dileğim."

"Ben zaten ruhen komünisttim. Kendimi bildim bileli öyle hissettim.

Türkiye'de olduğum için TKP'li oldum. Ermenistan'da olsam, oradaki partiye girerdim. Ama Türkiye'de hem Ermeni hem komünist olmak... Ben çok mu akıllıydım, yoksa çok mu deliydim.

1965 seçimlerinden evvel TİP'e girdim. TİP, bizim için bir çalışma sahasıydı. Belki bizden başka TKP'li de vardı TİP içinde, ama biz birbirimizi tanımıyorduk."

"Zihni Anadol, 'Türk Solu' diye bir dergi çıkarıyordu. Bir miting sonrası Zihni, 'Bizim dergiye bir yazı yazsana' dedi.

'Ben o dergiye gıcığım' dedim. 'Niye?' diye sorunca da anlattım; 'Bu memlekete Migros geldi 'Türk Migros' dediniz. Bilmem ne geldi 'Türk' oldu.

Bu halkın kıçına yerleştirilen bütün kazıklar böylesi bir jelatine sarıldı, öyle yerleştirildi.

Şimdi de siz 'Türk Solu' diyorsunuz. Eğer solunuz sadece size aitse, bizim ne işimiz var içinizde. Biz enternasyonal insanlarız. O zaman ben gideceğim, bir Ermeni solu bulacağım, orada çalışacağım.' Herhalde aklına yattı Zihni'nin ki, bir süre sonra derginin adını değiştirdiler."

Kumkapı'daki marangozhanesinde TKP'nin illegal yayın organı Atılım'ı basıyor yıllarca. Polis de haber almış derginin Kumkapı civarında bir marangozhanede basıldığını, çevredeki bütün işyerlerini aramış, ama bulamamış.

Çünkü işin sırrını çözmüş Sarkis: "Dükkânın bodrumunda bir sarnıç vardı, ağzında da bir kapak. Kapak kaldırılınca sarnıç ortaya çıkardı. İçinde de bir kuyu vardı. Bir gün o sarnıca girdim, kazarak makine sığacak kadar bir yer açtım. Bir mekanizma kurarak, makineyi indirdik sarnıcın içine. İşimiz olunca çıkarırdık. Her tezgâhın dibinde düğmeler olurdu, yabancı biri geldiğinde herkes aşağıyla haberleşirdi. O zaman makine durdurulurdu. Baskı bitince kapak kalkar, makine inerdi yerine, kaybolurdu. Bütün klişeler ateşe verilir, yakılırdı."

...


Sarkis Çerkezyan'ın bize bıraktığı bir de kitabı var: 'Dünya Hepimize Yeter'. Belge yayını.

Nazdrave Tavariş...

Kaynak: Garine B. Seropyan/KRONİK MUHALİF
Celal BAŞLANGIÇ /Radikal 2005

 
Toplam blog
: 444
: 1284
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

MB zengin kültürel bir eksen; düşüncelerimizin buluştuğu, tartıştığımız, birbirimizi etkilediğimi..