- Kategori
- Futbol
"Fenerbahçeliler" bu kadarını hak etmedi!

Mızrak çuvala sığmadı..
BİRİNCİ BÖLÜM: Ne demiştik?
Bugünlerde gündemin birinci sırasına oturan ve yıllarca unutulmayacak olan şike soruşturmasından hemen önce 5, 10, 14 ve 20 Haziran tarihlerinde yayınladığım dört yazıda Fenerbahçe’nin şampiyonluğunun çuvala sığmadığını belirtmiştim. (*)
Bu yazılarda, mızrağın çuvala sığmayışının ilk nedeninin; Aykut Kocaman ve Aziz Yıldırım'ın gereksiz zamanlardaki çıkışları olduğunu, bu açıklamaların ardından yapılan hakem hatalarının aslında FB'yi zor durumda bıraktığını yazmıştım. Bunu yazarken şikeyi değil hakemlerin baskı altına alınmasını kastetmiş, ligin sağlıklı bir zeminde oynanamadığı düşüncemi paylaşmıştım. (Şimdi basına yansıdığı kadarıyla, olay baskı altına almanın da ötesine geçmiş görünüyor.)
Mızrağın çuvala sığmayışının diğer sebebinin Emenike’nin transferi olduğunu yazmıştım. Emenike'nin bu şekilde transferi (kısa süren bir pazarlıkla, mecburmuş gibi ve 9 milyon Euro gibi yüksek bir meblağ verilerek) ile pis kokuların yayılmasına sebep verilmiş olmasıydı. Fenerbahçe yönetiminin başarıyı, dedikodulara set çekmeye ve etik duruşa tercih ettiğini savunmuştum. (Emenike olayından bir şey çıkmasa bile bu transferin yanlış olduğunda, Fenerbahçe’nin adının daha önemli olduğu düşüncemde ısrarlıyım. Emenike’yi ne teknik direktörü ne de takım arkadaşı sahiplenmemiştir.)
Yine yazdığım bir diğer sebep Sezer Öztürk'ün transferiydi. Fenerbahçe’ye karşı çok kötü oynayan ve Bülent Uygun tarafından da ikinci yarıda oyundan alınan, Trabzonspor maçında ise gayet güzel oynayan Sezer Öztürk’ün ısrarla transferi de Fenerbahçe’nin bazı şeyleri “göze alarak” yaptığı bir transferdi ve bence yanlıştı. (Bu konuda “gözaltı dışında” henüz net bilgiler basına yansımadı.)
Başka konulara da değindim, sorular sordum.
Trabzonspor birçok takımı son dakikalarda bulduğu gollerle yenebilmişken rakiplerin onlara karşı oynamadığını söylemek aslında bir nevi “en iyi savunma saldırıdır” uygulamasıyla hedef şaşırtmaydı. Bu konuda -şampiyonu belirleyen maça imza atması sebebiyle- en dikkat çekici takımın Eskişehirspor olduğunu yazmıştım. Fenerbahçe karşısında kazanmayı gerektirecek bir oyun oynamayan ve erken goller yiyen Eskişehirspor’un Trabzon karşısında oynadığı oyun ise parmak ısırtmıştı. Bu maçta kaybettiği puanla Trabzonspor şampiyonluğu kaybetmişti. Eskişehirspor’un başında Bülent Uygun’un olması da dikkat çekici bir faktördü ve Bülent Uygun’un takımları hiçbir önemli maçta Fenerbahçe’den puan alamamıştı.
Ligin ikinci yarısında 16 maçta 21 gol yiyen ve sert savunma yapan Sivasspor’un son maçta 4 gol yemesini yine de anormal bulmadığımızı ancak geçen sezonun son 4 haftasında, 3 hafta üst üste rakip kaleciler hatalı gol yemişken, (Aykut Kocaman gibi ifade etmek gerekirse) Sivasspor kalecisi Korcan’ın yediği 1, 2 ve 4. gollerin incelenmesi gerektiğini de yazmıştım.
Lig bittikten sonra Emre Belözoğlu'nun ağzından çekildiği iddia edilen mesajla ilgili sorular da sordum. Mesajı alan kişi (Ankaragücülü futbolcu Kağan Söylemezgiller) neden bu mesajı “alır almaz” yönetimine, antrenörüne, teknik direktörüne, medyaya “hemen” gitmiyor da “lig bittikten sonra” gidiyordu? Ligin bitiminden sonra transfer beklerken, Serkan Kırıntılı’ya, Emenike’ye ve Sezer’e geldiği gibi kendisine teklif gelmediği için mi mesajı başkanına gösteriyordu? Bu mesajı alan kişi olayın şaka olduğunu düşünüyorsa o halde neden silmemiş saklamıştı? Ve sonra neden başkanına götürmüştü? Neden “şakaydı” demek durumunda kaldılar? (-Dün Telegol programını dinlerken yanlış anlamadıysam- mesajı çekenin Emre olduğuna dair tespitler varmış.)
Ve bütün bu anlattıklarımıza ilave olarak, Aziz Yıldırım’ın çeşitli zamanlardaki “talihsiz” açıklamalarından bazılarını hatırlatmıştık:
“Maçların sahada kazanılmadığını öğrendim. / İkinciliği hazmedemeyiz” (Oysa ikinciliği başarı olarak görmese bile hazmedebilmek beceridir ve arada çok fark vardır.)
Ve hepsini üst üste koyunca, “Fenerbahçeli futbolcuların emeklerine yazık eden kimdir?” diye sormuştuk.
Israrla şunu söylüyordum: Bunlar aslında en çok Fenerbahçelileri rahatsız etmelidir. Fenerbahçe’nin adı dedikodulardan daha önemlidir! “Herkes bize düşman” kolaycılığından ve söyleminden vazgeçilmeli, yapılan eleştirileri “kayıtsız şartsız savunmak” yerine empati yapılmalıdır. Rakiplerinize saygınız olmazsa, kazanma yolunda her yolu mubah görürseniz, herkesin size düşmanlığının sebebini olsa olsa “meyve veren ağaç taşlanır” olarak görürsünüz. Sanki başka hiç meyve yokmuş gibi!
İKİNCİ BÖLÜM: Ne oldu?
Bu yazılarımdan sonra çeşitli platformlarda Fenerbahçelilerden ağır eleştiriler aldım. Yazılarımın objektif olmamasından tutun da şahsıma yönelik hakaretlerin yanı sıra, alaya alan yorumlarla da karşılaştım.
Bir kısmının verecek cevabı olmayınca konuyu başka mecralara taşımalarına, yazılarla ilgili yorum yapmak yerine tribün ağzıyla cevap döşemelerine de şaşırmadım.
Bunların bizim fanatizm anlayışımızın doğal sonuçları olduğunun farkındayım.
Sadece başarıya odaklı taraftarlık anlayışımız, kendi kulübümüzle ilgili eleştirel bakışın önündeki en büyük engel durumunda. Yazdıklarımı takip edenler Adnan Polat’ı benim kadar eleştiren olmadığını hatırlayacaklardır. (**) Bunun da sebebinin kesinlikle sportif başarısızlıklar olmadığı, 2009’dan beri eleştirmekte olduğumdan dolayı kolaylıkla anlaşılacaktır. Ana sebep, Galatasaray’ın değerlerini sürekli ve ısrarlı olarak örselemesiydi.
Bunun yanı sıra, Fenerbahçe yönetiminin de Fenerbahçe ismine zarar verdiğini, Fenerbahçe’ye en büyük kötülüğün bu olduğunu ve bunun taraftarlarınca görülmesi gerektiğini de yazıyordum.
“Aziz Yıldırım spor adamı değildir” diye yazarken de bunu kastediyordum.(***) Fakat Fenerbahçe başkanının başarı geldikçe “eleştirilemez” konumuna yükseltilmesi, yanlışların görülmesini engellemişti.
2010 Martında ikinciliği hazmedemeyiz diye FB Dergisine yazdığında da eleştirilmeliydi ama kimse eleştirmedi. Oysa ikinciliği “hazmedememek” ile “başarı olarak görmemek” arasında fark vardı. Yapıldığı iddia edilen şike ve teşvik gayretleri, üst üste 3 şampiyonluk sözü verdikten sonra son maçta şampiyonluğu kaybetmenin verdiği hırsla bu sezon artık ikinciliği hazmedemeyecek olmanın bir sonucu mudur, taraftarın sevgisini kaybetmeme ve Fenerbahçe tarihine altın harflerle yazılma ihtirası mıdır ilerleyen günlerde daha iyi anlayacağız.
Ancak şu anda ortada olan bir gerçek var ki, o da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklama. Bu açıklamanın bir kısmı şöyle:
“Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik olarak, cebir ve şiddet içeren eylemler, yetkisiz futbolcu menajerliği yapılması ve Bank Asya 1.Liginde mücadele eden bir futbol kulübündeki usulsüzlükler nedeniyle Aralık 2010 tarihinde çalışma başlatılmıştır.
Örgütlü bir şekilde, Süper Lig ve Banka Asya Birinci Ligindeki toplam (19) maçta şike ve teşvik faaliyetlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiş ve delillendirilmiştir.”
Buradan anlaşılıyor ki Aralık 2010 tarihinde başlayan soruşturmanın başlangıçtaki hedefi Fenerbahçe değildi. Şike ve teşvik yapıldığı tespit edilen maçlara ait de ellerinde deliller var.
Belki de sınava giren birçok öğrenci kopya çekmiştir ancak Fenerbahçe yakalanmıştır.
Doğruyu söyleyelim; Fenerbahçe'nin ikinci lige düşmesine tabii ki sevinirim.. Ama bu bir sportif başarısızlıktan olursa, şike sebebiyle değil. Her ne kadar "oldukça" başarıya odaklı düşünmüş olsalar da, Perşembe’nin gelişinin Çarşamba’dan belli olduğunu göremeseler de, Fenerbahçe’ye gönül verenler yine de bu kadarını hak etmemiştir.
Eğer tespitler ve deliller yeterliyse, Fenerbahçe’yi yönetenler Fenerbahçe’den önce kendilerini önemsemişler, başta Fenerbahçe taraftarlarına olmak üzere, geçmişte ve hali hazırda ter akıtan futbolcularına, en önemlisi de şanla, şerefle ve kupalarla dolu 104 yıllık Fenerbahçe tarihine ihanet etmişlerdir.
Fenerbahçeliler operasyonu yapanlara kızmak yerine Fenerbahçe’yi bu hale düşürenlerden hesap sormalıdır.
Örneğin dün gece Ziya Şengül’ü dinlerken üzülmemek mümkün müydü? Ziya Kaptan; "Ben bu takımda kaptanlık yaptım. Sokağa çıkamaz hale geldik. Eğer ki bir şampiyonluk için bizim tüm Türkiye'de yüzümüzü aşağı eğdirdi ise başkanın bir daha yüzüne bakmam, selam da vermem" şeklinde özetleyebileceğim bir konuşma yaptı.
Fenerbahçelilerin yüreği yangın yerine dönmüştür.
Ancak.. Nedenini sorgulamak yerine herkesin kendilerine düşman olmasıyla övünen, her ne olursa olsun "başarı" isteyen ve diğer sonuçları kabullenemeyen Fenerbahçe taraftarları, bunların bir sonucu olarak bu gelişmelerde dolaylı olarak kendilerinin de payı olduğunu artık anlamalı ve kendilerini de sorgulamalıdır.
Ve gün, hala yöneticilere destek tezahüratları yapma değil, takıma ve kulübe sahip çıkma günüdür.
Gün, başkalarına da çamur sıçratmaya çalışarak kendilerini kurtarmaya çalışmak yerine, kendilerini bu hale düşürenleri dışlayarak Fenerbahçe'ye layık olma ve Fenerbahçe adına sahip çıkma ve dik durma günüdür.
Bu işe karışanların yaptıklarını savunmaya çalıştıkça Fenerbahçe'yi savunduğunu düşünmek Fenerbahçe'ye ihanettir.
Yazarın notu-1: Aykut Kocaman "Alex’in 28 golü, Emre’nin, Santos'un, Gökhan’ın ve diğer futbolcuların emekleri, çırpınmaları ne olacak?” diye soruyor. Kendisini anlıyor ve kesinlikle hak veriyorum. Ancak bu soruyu basın mensuplarına değil, Aziz Yıldırım’a sorması gerekir.
Yazarın Notu-2: Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ı konuyla ilgili Galatasaray'a yakışan açıklaması nedeniyle kutluyorum. Oh be, özlemişiz!
(*) blog.milliyet.com.tr/Fenerbahce_neden_sampiyonlugunu_cuvala_sigdiramiyor_
(**) blog.milliyet.com.tr/Kendini_kovduran_ilk_baskan__Adnan_Polat_/Blog/
(***) blog.milliyet.com.tr/Iddia_ediyorum__Aziz_Yildirim_bir__Spor_Adami__degildir_