- Kategori
- Gündelik Yaşam
"Hakkım yok" dedi adam ve gitti

kendimi birdenbire çekebilirim hayatınızdan, sizin o çirkin dünyanızdan. ama omzuma yaslanan o kadar çok insan var ki düşmesinden korktuğum... yok yapamadım işte, herkes görsün diyedir silmedim gözyaşımı da...
bugün de gelmedi. gece bütün yıldızlarıyla yürürken üzerime. yorgun gece bekçilerinin gelip yakmasını bekleyen bir sokak lambası gibiyim, yine kaldım ortalarda. bütün köşebaşlarını tuttum rüyalarımın, birgün geçersin elbet.
adam içeri girdi, yanında ceset gibi yatan kadına inat, duvarın soğuk yüzüne dokundu.
korkularını savurmuş bir ağaç gibiyim ağustosta, yeter ki güz olmasın bakışın sevgili. korkar, döker giderim eteklerimde bahara ayırdığım olgunlaşmamış düşleri. eline ne kalır, tarumar bir gülüşten. hangi gülüşüne dönse yüzüm, hüznün çizer günahsız yüzümü yokluğunun.
adam yatağında döndü. kadınla arasındaki bir karışlık uçuruma düşmekten korkarak, tekrar balkona çıktı. serin bir ağustos rüzgarı okşuyordu 40 yaşındaki liseli bakışlarını. yıldızlar ne kadar çoktu. ne kadar uzaktı. hangi yıldızın altına düşerdi acaba şimdi yaşadığı kent. eksik coğrafyasının pusulasında gözleri yitip gitti.
karşıda bir köpek duvara işiyordu.-bu onların güç gösterileri- adamın sokağında, adamın gözlerinin içine bakarak hem de. adam içerledi. yıllar önce bırakıp kaçtığı bir kentin ve kadının korkusu sinmişti hep silik ömrüne. ve bir ağustos gecesi kendini koklayarak bulan vicdanını görür gibi oldu karanlıkta. köpek sessizce uzaklaştı..
ayrılıklar bazen ölüm gibidir, bazen de bir mükafat. giden mi bırakır kalanın avucuna hediyesini, yoksa kalan mıdır yaşamayı seçen. soluğumu tıkıyor bu kent adını her anışımda. posta kutumun el yazınsız boşluğuna çevrilen her anahtar sesinde "bugün, o büyük gün bugün" diyen kalp atışım, artık yitirmeye başladı eski heyecanını. ustalaşıyoruz sanırım kendi yalnızlığımızda. bir kalp ne kadar taşıyabilir ki bir aşkı. ölsem içinden sen çıkar mısın.
karşıda dağların arasından güneş çıkmaya başlamıştı. adam tekrar içeri girdi. yatağına uzanırken kadın uyandı:
"nerdeydin hayatım"
"hiç, dersi astım da "
"ne, dersi"
"mutluluk olsa gerek"
"hımm ......peki ne oldu "
"hiç, öldüm sadece"
kadın hiç bir şey anlamadı adamın dediklerinden. adam zaten biliyordu bunu. kadın terli saçlarını adamın çıplak göğsüne yaslarken adam uzaklara gidiyordu. kadın " seni çok seviyorum hayatım" dedi. adam :
" ben de" dedi.
"sevmiyorum " dedi içinden. kadının saçları altında ezilen kalbinde, esmer bir mezar taşıyordu.
sabah güneşi iyice yükselmişti. adam üzerine toprak atarken ölmüş mutluluğunun, kadın bir karışlık uçurumunda tek başına sevişiyordu.