- Kategori
- Siyaset
“Hatip Dicle” kararında yanlış adres…

YSK’nın Hatip DİCLE kararından sonra televizyonlara çıkan birçok kişi, yarış halinde bu kararı tartışıyor. Ama birçoğu da kararın içeriğine girip de tartışmıyor. Hepsi de “Siyasi mesaj” yarışında…
Ya da, Hatip DİCLE’nin avukatları gibi, işi “Savunma” ve “İdeoloji” penceresinden bakıp hukuk dışı suçlamalar yapıyorlar.
Evet, olayı tartışmaya açalım, tek kayıtla, hukuk penceresinde bakarken “Kanunların içinde” konuşalım, eğer siyaset penceresinden bakacaksak, hukuku bir taraf bırakıp, onu hiç katmadan siyaset konuşalım.
Akılsız siyasette dilin kemiği yok, istediğinizi söyleyebilirsiniz. Eğer “Hukuk” içinde konuşacaksanız, ortada “Yasa” denilen yazılı metinler var ki, onların dışına çıkamazsınız.
YSK’yı çeşitli açıdan suçlamalarda bulunuluyor.
Örneğin, yurtdışında oy kullanılamamasını YSK’nın eksiği olarak görüyorlar. Oysa bu konu “Devletlerarası dış ilişkiler” ile ilgili olduğunu, Dışişleri Bakanlığı tarafından sağlanması gerektiğini ve bunun sağlanamadığından yurtdışındaki seçmenin oylarını bulundukları (İkamet ettikleri) yerlerde değil de gümrüklerde kullanmak zorunda kaldıklarını bilmiyorlar.
Bağımsız milletvekili aday adaylarının önce adaylıklarının kabul edilmemesi, sonra edilmesinin, Anayasanın 76. Maddesi ile değiştirilen Türk Ceza Kanunu ile Adli Sicil Kanunun anayasaya aykırılığında kaynaklandığını, burada birey yanında yer alındığını bilmiyorlar…
Önce adaylığı kabul edilen, sonra adaylığı düşürülen Hatip DİCLE ile ilgili Yargıtay’dan da onaylanarak YSK’ya “adaylığının düşülmesi” yönündeki Ankara C. Savcılığının yazsının 9 Haziran 2011 tarihinde geldiğini bilmiyorlar…
O gün gelen bildirimin, kesin aday listelerini 298 sayılı kanunun 25. Maddesi gereğince değiştirilmesinin mümkün olmadığını bilmiyorlar. Ancak konunun seçimin yapılmasından sonra ele alınabileceğini ve gereğinin de ona göre yapılacağını da bilmiyorlar…
Seçimden sonra da gereken kararın “Kanunun içinde” verildiğini bilmiyorlar…
Ya da bütün bunları biliyorlar bilmesine de “Hukuk” işlerine gelmiyor…
Dediğim gibi, eğer “Siyaset” ağzı ile konuşulacaksa, mesele yok, istediğiniz gibi konuşun. Ancak “Hukuk” içinde konuşulacaksa ve özellikle bu konuda hukukçu kimlikleri ile “Yanlış karar” diyenler varsa, YSK kararından önce onların “Hukukçuluğunu” irdelemek, tartışmak gerekir…
Elbette “Daha demokratik” “Daha düzgün” ve “Millet iradesini daha iyi” TBMM’ye yansıtılacak yasaların olması düşünülür, temenni edilir ve istenir. Ancak bunu yapacak merci YSK veya diğer “Yargı organları” değildir. Onun yeri elbette “Yasama Meclisi” yani TBMM dir. YSK’nın ve “Yargı”nın hiç kuşkusuz görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “YASAMA” yetkisini kullanarak ve elbette “Millet adına doğru yasalar” yapması ile mümkündür. Onlar “Millet adına” doğru yasa yapacaklar ki “Yargı” da “Millet adına” karar verirken, doğru ve yerinde karar verecek.
Çözüm yeri hiç kuşkuya yer yok ki TBMM çatısı altıdır. Önüne gelenin “Yargı” erkini şamar oğlanına döndürmeye çalışması, ancak “Devlet” yapısını sarsar. Zaten yapılan da budur.
Daha garip olanı, AKP iktidarı döneminde yargının “Siyasallaştırılmaya” çalışılmasıdır. Önce buradan başlamak gerekir.
XXX
Aynı “Sığ” gerekçeler, CHP ve MHP’de de var…
Her ikisi de “Yargıdan” hesap sormaya kalkışıyor. Ne garip değil mi? Yıllardan beri meclisin içindesiniz, şimdi mi aklınız başınıza geldi?
Önce “Milletvekili” ve “Siyasi Parti” olarak “Yasama” görevinizi en ince deyim ile “Adam” gibi yapacaksınız ki başınıza bunlar gelmeyecek ve şikâyet etmeyeceksiniz…
Sormazlar mı adama “Kimi kime şikâyet ediyorsunuz efendiler” diye?
Kendilerini, kendilerine şikayet ettiklerinin farkında olmayanlar…
Acınası halinize ne demeli bilmem…
24 HAZİRAN 2011