- Kategori
- Siyaset
“Hüseyin”in Filistin sınavı
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barak Obama, başkanlığa seçildiği günden beri, selefi George W Bush’un dönemindeki Irak Savaşı ile beraber Arap Âlemi’nde yaratılan “Haçlı Amerika” intibasını yıkmakla uğraştı.
Bu gayretlerinde ne kadar muvaffak oldu bilinmez lakin şu an itibariyle önünde duran Filistin meselesi ve bu itibarla Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın yaptığı başvuru, ilgili mevzuu da kendisine imtihan olma fırsatı veriyor.
Ya da tenindeki siyahın, ismindeki Hüseyin’in, dilindeki değişimin ne kadar samimi ve gerçek olduğunu da bu bakımdan dünya sakinleri olarak daha iyi idrak etmiş olacağız.
İdaresindeki Amerika Birleşik Devletleri’nin “Libya’da arka planda görünüp, aslında en ön safta petrol kuyularına daldığı” dedikoduları da herhalde böylece açığa çıkmış olur.
“Latife” bir yana eğer Obama ve idaresi”nde ki devlet mekanizması, Filistin konusunda müspet bir tavır almadığı takdirde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu ve Arap Âlemi’nde ki zaten sıfırlanmış olan itibarı dibe vuracaktır.
Bu durum Amerika Birleşik Devletleri’nin ittifak halinde olduğu Arap rejimlerinin zor durumda kalması olasılığını doğurur ki, mevcut Arap Baharıyla, İsrail’in yalnızlık limitinin yeterince zorlandığı zaten herkesçe biliniyor.
Barak Obama, mevcut durumda başkanlığı ve döneminin en çetrefilli ve zahmetli kararını vermek durumuyla karşı karşıya olduğunun herhalde farkındadır.
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail etkisi ile vereceği kararın neticesinde bölgenin fitilinin tekrar ateşlenmesi olasılığını, yine bölgenin ve buna bağlı olarak dünya barışının istikbali açısından düşünmek zorundadır.
Olumsuz bir karar buzdolabındaki Arap-İsrail gerginliğinin tekrar dünya sofrasına tatsız tuzsuz bir menü olarak sunulması neticesini doğurur ki; bu hiç kimsenin işine gelmeyecektir.
Bölge ile alakalı alınan ve tamiri olmayacak yanlış bir kararın, elbette ki yine yıllar süren çatışmaları içinden çıkılmaz hadiseler sarmalına dönüştürerek beraberinde sürükleyeceği göz ardı edilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki; Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin şikâyet ettikleri İslami Terör Örgütleri yine Filistin konusundan beslenmektedir.
Aksi takdirde İslami Terör Örgütleri’nden şikâyet edenlerin yine onlara silah tedarik edenlerle kanlı ve kârlı bir işbirliği içinde olduğu efsanesi de gerçeğe dönüşecektir.
Bununla birlikte; Filistin’in reddedilmesini içeren bir kararın bölge de kendilerine yönelik Irak’ta “Demokrasiyi Getirmek! Gibi “Büyük ve esaslı projelerin arkasında başta silah ve enerji sanayi olmak üzere kanlı pazarlara kapı aralamanın bir fırsatı olarak değerlendirdikleri” isnatlarını tescillendirmekten başka bir işe yaramayacağını bilmelerinde fayda var.