- Kategori
- Güncel
“İkinci Deprem daha yıkıcı oldu.”

Bilindiği üzere, bir süre önce Van ve Erciş 7,2‘lik bir depremle sallanmıştı. Yörede (eski, yeni) sayısız resmi ve özel bina yerle bir olmuştu.
Bir diğer ifadeyle deprem sonrası bölgede sağlam kalan bina sayısı hemen, hemen yok gibiydi.
Kış şartları ve organize zaafı nedeniyle enkazda kalanların kurtarılma çalışmalarının zar, zor yapıldığına da herkes günlerce tanık oldu.
Depremin geride bıraktığı enkazı kaldırma, açıkta kalanları uygun mekanlara yerleştirme, yaralıları tedavi, gıda ve giysi yardımları vs…
Derken, bu sefer merkezi Van olan 5,6‘lık bir deprem daha meydana geldi. Akabinde yapılan hasar tespit çalışmalarında ortaya çıkan manzara herkesi şaşırttı.
İlk depremde Van’ın bir mahallesinde hasarlı bina sayısı 21 iken, ikinci depremde aynı yerde bu sayının 106’ya yükseldiği görüldü.
Van Valisi Münir Karaloğlu’nun ikinci deprem sonrası yaptığı açıklamada “Bu deprem birincisinden daha yıkıcı oldu.” diyerek, bu gerçeğe dikkat çekti.
Devamla “Konu üzerine kamuoyu hassasiyetin artırılması için basına büyük görev düşüyor.” hatırlatmasında bulundu.
Öte yandan ikinci deprem sonrası “kafalara dank eden” bir gerçek daha ortaya çıktı.
Neydi bu gerçek?
İlk depremde oturulamayacak derecede hasar gören binalarda, durumdan habersiz insanların yaşamaya devam etmelerine göz yumulması…
Buna örnek olarak Aslan ve Bayram Otelleri’ni göstermek mümkün.
Başta basın mensupları olmak üzere depremde yardım amaçlı yörede bulunan onlarca insan bu otellerde kalmış ve ikinci depremde hayatlarını yitirmişlerdi.
Bu noktada varılan sonuç şu: “Hasarlı binalarda kalanlar, ikinci depremde yok yere hayatlarını yitirdiler.”
Neden?
Nedeni ortada!
İlk depremin ön hasar tespit çalışmaları düzenli yapılsaydı ve az hasarlı da olsa, bu binalarda barınmaya engel olunsaydı; son kayıplar yaşanmazdı.
O zaman başta ilin valisi olmak üzere, yetkililerin “ilgi azlığı” siteminde bulunmalarına da belki gerek kalmazdı.
Hal böyle olunca; “görevini yanlış yapan yetkililer mi, yoksa ikinci depreme az duyarlı davrandığı söylenen vatandaş mı daha haklı?” sorusu akla geliyor.
Ne yazık ki içinde bulunduğumuz durum; bu tür soruları yöneltmekten ziyade, birlikte çok çalışmayı gerektiriyor.