​ "İnce Oda"da Oğuz Tümbaş'la / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '09

 
Kategori
Edebiyat
 

"İnce Oda"da Oğuz Tümbaş'la

"İnce Oda"da Oğuz Tümbaş'la
 

Bugün Milliyet Blog sayfamda bir konuk yazar dostumu ağırlamak istiyorum; Misbah Hicri. Yazıları, şiirleri, kitaplarıyla bildiğim Misbah Hicri ile telefon aracılığıyla da zaman zaman buluşuruz, söyleşiriz. Şanlıurfa’da yayımlanan GAP GÜNDEMİ Gazetesinin köşesinde güncel, sosyal, kültürel, sanat ve edebiyata ilişkin yazıları yer alıyor. Bilgisunar aracılığıyla gelen yazılarından biri de benim üçüncü şiir kitabım İNCE ODA’yla ilgiliydi. Duygulandım. Lise öğrenciliğimin geçtiği, çok anları yaşadığım, anılar biriktirdiğim Urfa’dan bir seslenişi okumak elbette duygulandırır insanı. Bugün izninizle günceme sevgili Misbah Hicri’yi konuk etmek istiyorum.

"İNCE ODA" DA OĞUZ TÜMBAŞ'LA

Öteden beri edebiyat dergilerinin vazgeçilmez ismi, sessiz ve sakin bir tempoyla çalışmalarını sürdüren Şair Oğuz Tümbaş, üçüncü kitabını şiir dostlarıyla buluşturdu. Yürek Söylencesi (1998), ardından Bellek Pazarı (2002) derken, İnce Oda' ya merhaba dedik.

Temeli olmayan binalar yükselemez. Gençlik yıllarında atılan yazın canlılığı diri ve özgüven içinde kitaplarla yücelmesi, bizleri fazlasıyla sevindirmektedir. Mısralarıyla kimi zaman duygulandırırken, kendini yormadığı gibi okuyucuyu da tekrar tekrar okuma şansı veriyor. Zaten şiir okundukça özümsenir. Bu şiirlerde bunu fazlasıyla bulmak mümkün. 50 küsur sayfadan 41 tane şiirden oluşan kitap "İlya "yayınları şiir dizisi arasında can bulmuş

İnce Oda'nın arka sayfalarında Bellek Pazarı için yazılanlarda alıntı yaparak, şiir dostlarının düşüncelerine yer vermesi, şiir işçiliğini ebedileştirerek bir üst çizgiye yükseldiğinin sunularını referans göstermesi, ayrıca takdire şayan. Oğuz Tümbaş 'ın Şiir tadında şiir, hem ses, hem estetik hem yüklendiği misyon anlamında kendini ortaya koyduğunun belgeseli niteliğinde.

Oğuz Tümbaş'ın şiirinin okunması onun yalın hali, kendi duruşunu özerkleştiren, mısralarda her türden temayı bulmak mümkün. Bu da görerek, sezerek, hissederek yazmasından kaynaklanıyor. Birincil derecede özgül kelimeler, dil ve imgeler, ses ve ritmin birleştirilmesiyle kendini ortaya koymasına neden olmuş.

Her şair gibi toplumsal yaşamın içinde olmasından dolayı hayal kırıkları, acıları, kederi, sevinci, mutluluğu birer tablo gibi nakşetmiş mısralarıyla. Kendi dönemini anlamlandırma, o yılların tanığı sıfatıyla anılarını, mısralarla sunuyor şiir dostlarına. Öfkelerini, tavırlarını koyarken, yanında suçsuz halini, çocuksu haliyle tatlı edesiyle mutluluk veriyor, hüzünlendiriyor bizleri.

Çocukluk yaşamın vazgeçilmez anılardan uzanarak, bizleri o yılların kır gezileriyle buluştururken, kır çiçeklerinin ve dağ bitkilerinin kokularını ciğerlerimize doldurarak yaşamın gerçeklerini, yaşanan dünü mısralarla anımsatmadan edemiyor.

Zaman zaman serzenişlerde bulunarak gizemli mısralarla imge dünyasında bizleri düş âlemine yolculuk etmemize yardımcı olmadan edemiyor.

Hep sitayişle andığımız çocukluğumuzdan onun mısralarına yansıyanlar.

"eski bir plak dönüp duruyor./ Dilimin paslı gramofonunda/ şarksını söylüyor ince çocuk/ hüznün sisli sokağında. 2 pantolonu askılı / çarığında yitik yazlar/ taşınır eski bir türküyle/ Yurt Çıkmazı Sokağı'ndan / gürültülü ve kalabalık kente/ gözlerinde/ koyu kahve trahom bulutlu/ körfezin yüzü asık. "

Ne kadar hüzün gölgesini sokaklarda gezdirse de o "İnce Oda'da" huzur bulur. Dertlenir, kederlenir, köpürür, dalgaları, fırtınaları mısralarına sindirir. İnce Oda öyle ruhunu sakinleştirirmiş ki; bu mısralar onun "pes" edişinin ifadesi. Bazen ince odanın penceresinden aşağılara bakar bakmasına da o gördüğü yaşamın sıkıntılarını bölüşememenin huzursuzluğu içindedir. Ancak onları dizelere dökerek bir nebzede olsa kabaran öfkesini söndürmeye çalışır.

"Baharın kenarına otursak diyorum./ uzaktan köpüklü dalgalarını dinlesek denizin/ sevdanın demli çayını içsek / çiçekler gülümsemeler çoğaltsak / ince ince çıksak duygu basamaklarına /üstümüze umut suları sıçrarken "

Öznel ve nesnel diyalektiği sentezleştirirken duygulara hüküm çıkararak şiirleriyle bizleri sır dolu bir âleme götürür. Her şair okudukça ve yaşadıkça mutlaka kendini farklı kılacaktır. Oğuz Tümbaş'da kalemini gizemli dünyanın mürekkebine banmış gibidir. Söz dizeleri, imgeleri ve ses uyumu şiirsel varsıllığına yeni bir katılım yaptığı hemen görülüyor.

Sevgi ve saygı anılardaki tatlı dostluklar mısraların gizeminde yer bulurken gözyaşı, ölüm, kan ve kurşundan, silahlardan uzak hesabını sormadan edemiyor. "çağı sorgular bir gün üzgün çocuk" diyerek

Şairin görevidir sorgulamak, sahip çıkmak şairdir zulme göğüs gerenlerin safında yer almayı gözlerdeki derin sevdayı, yüreklere işlenen hasretin sıcaklığını. Yılların birikimidir, özgür iradesini yaşamın girdaplarına rağmen şiire sarılarak direnmeyi şiir edindiği gibi şiire dönüştürmesi ayrıca sevindirici.

Urfa'daki yazın yaşamında hala eskimeyen dostlar arasında ismi konuşulur. Bu ahde vefa olduğu kadar kadirşinaslıktır. Hangi gazete ve derginin arşivini karıştırırsan sararmış yaprakları arasında Oğuz Tümbaş'ın ismine rastlarsınız. Yaşanan toplumsal sorunlar kadar sosyal, insani ilişkilerini de büyük önem vermiş olacak ki hemen her şiirinde yaşamın iz düşümlerini adeta belgelemiş.

Şair Oğuz Tümbaş Urfa'da yazınsal yaşamını sürdürürken, ben bir ortaokul öğrencisiydim. Onlar dergilerle uğraşırken ben şiir karalamalarıyla uğraşmaktaydım. O Urfa'dan ayrıldıktan sonra ismini dostlardan hep duydum. Bu şiir öyle bela bir şey ki sevgiliyi dostu hatta can düşmanınla bile seni buluşturuyor, hiç umulmadık bir zamanda ve yerde. Bende yıllar sonra onun sesini duyduğumda, görmediğim halde yıllarını verdiğim candan bir dost gibi sesine, mısralarına sarıldım.

 
Toplam blog
: 178
: 1483
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..