- Kategori
- Dünya
"Kömür ve buharın" saltanatından..."Petrolün" egemenliğine...: 1

Eninde petrol, sonunda petrol; dünyanın dizginleri eline petrol...
HAYDARPAŞA'DAN BAĞDAT'A, BASRA'YA UZANAN BİNLERCE KİLOMETRELİK ÇELİKTEN BİR YOL...
19. yüzyıl, "KÖMÜR VE BUHARIN" saltanat sürdüğü; 20. yüzyıl ise, "PETROLÜN" egemen olduğu bir dönemdir...
*Her iki Dünya Savaşı'nda, petrolün kokusunu duymamak mümkün değildi... Anadolu'nun güneyindeki ve Musul Vilayeti'ndeki petrol nedeniyle gözler Türkiye'ye çevrilmişti... Bu sırada, Osmanlı İmparatorluğu tam bir çöküntü halindeydi...
19. yüzyılın Avrasya'sında, diplomatik görüşmelerin ve entrikaların büyük bir bölümünün kaynağı, dışardan bakıldığında, "hasta" görünen Osmanlı İmparatorluğu'nun kaderiydi...
* *
Zengin petrol kaynakları nedeniyle, Osmanlı'nın hakimiyeti altında bulunan, Musul bölgesi, 19. yüzyılın sonlarına doğru Batılı ülkelerin ilgisini çekmeye başlamıştı.
Bunun için, "Çevrede çöreklenenler çoktu. Kimi dost geçinip ortaklık, ittifak arıyor; Haydarpaşa'dan Bağdat'a, Basra'ya uzanan binlerce kilometrelik bir yola çelikten bir ray döşüyor; kimileri de, kısa yoldan, hasta yatağında kopardığı şaibeli iradelerle petrol pınarları üzerinde keşaneler kurmaya çalışıyorlardı"(1).
* Petrol pınarı başına giden yol tek olunca, bu yolun yolcuları ya "itişip kakışacaklar" ya da "birbirleriyle anlaşacaklardı"... Yolcular, anlaşmayı seçtiler
* *
1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Hollandalılar, Osmanlı'dan elde ettikleri irade ile, "Türkish Petroleum" adı ile, Musul ve Kerkük dolaylarında petrol arama ve çıkarma imtiyazını aldılar. Aslında bu şirketin ardında, İngilizlerin kurmuş olduğu "Anglo-Persion Oil" bulunuyordu... 1904 yılında Osmanlı'dan "Anadolu-Bağdat" demiryolu imtiyazı alan Almanya da, "Deutsche Bank" ile guruba katılınca, bu petrol pınarı yolunda yaya kalan Fransa olmuştu(2).
1916 yılında, İngilizler ve Fransızlar, daha savaş sona ermeden "hasta adamın" helvasını aralarında nasıl bölüşeceklerini "Sykes-Picot" uzlaşması ile kararlaştırınca, petrol pınarına giden yolda yaya kalan Fransa'nın da yolu açılmış oldu... Bu uzlaşma ile, Musul-Kerkük ve dolayları Fransızların payına düşmüştü...
* *
Savaş sona erince, başlangıçta Fransa'ya verilmiş olan Musul ve çevresi(petrol pınarı), İngilizlerin bölgeyle ilgili stratejik planlarında bir boşluk yarattı... Bu bölge, İngilizlerin egemenliğinde olmalıydı. İngiltere'nin, bu bölgeyi istemesinin iki nedeni vardı: Birincisi, Akdeniz'den(Hayfa'dan) Hindistan'a uzanan yolu açık tutmak ve bu yol üzerindeki Musul dahil bütün Dicle vadisini elinde ve kontrolünde tutmak; ikincisi de, Musul ve Kerkük bölgelerindeki petrol yataklarına sahip olmaktı.
İngilizler, petrolün kokusunu iyi almışlardı... İngiltere, aslında, Hindistan ile karadan bağlanma gibi stratejik düşünceleri ikinci planda tutuyordu. Esas konu, 20. yüzyılın "petrol çağı" olacağı konusundaki ileri görüşleriydi... Bu yakıt yüzünden Amerika'ya bağımlı olmanın sakıncalarını anlamışlar ve dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip Arabistan ve Mezopotamya'ya yerleşmeyi akıllarına koymuşlardı.
Bu maksatla da, Osmanlı'nın son dönemlerinde ihanetle beslenmiş şeyhleri, emirleri hile ile, altınla, gümüşle yoğurup avuçları içinde bebek krallıklar meydana getirmişlerdir...(3)
"Petrol pınarının"(x) tümünü elinde bulundurmak isteyen İngiltere, Ruhr Bölgesi(xx) sorununda Fransa'ya destek sözü vererek, başlangıçta Fransa'ya verilmiş olan Musul ve dolaylarını kendi egemenliği altına almıştır.
* *
Osmanlı'nın paylaşım planlarının yapıldığı sırada açılan BMM ve arkasından kurulan yeni Hükümet(BMM Hükümeti), 12 Ocak 1920'de son toplantısını yapan Osmanlı Meclisi'nin kabul ettiği Misak-ı Milli'nin arkasında durmuş ve Müttefiklerin Osmanlı Devleti ile yapmış ve yapacak olduğu hiçbir antlaşmayı kabul etmeyeceğini bütün Avrupa'ya duyurmuş olmasına rağmen, 10 Ağustos 1920'de, Osmanlı'ya imzalattırılan Sevr Antlaşması ile, Misak-ı Milli sınırları içinde sayılan bu bölgelerin İngiltere mandası altında Irak'a bırakılmasını onaylamıştır.
*
SONUÇ...
İlk sahibi olduğumuz "petrol pınarı" hala yerinde... Ama, ne yazık ki, haksız ve hukuksuz bir oldu bitti ile elimizden alınan, Lozan'da, "olmazsa olmaz isteğimiz" olan bu "pınarı" hudutlarımız içine katamadık... Elimize bazı fırsatlar(xxx) geçmiş olmasına rağmen...
Bu konuda yazacağım bir bloğum daha var...
cdenizkent
_______________ :
(1) E. Büyükelçi Oğuz Gökmen'in, doktora eğitimin sırasında bana verdiği özel notlardan... Bu vesile ile, rahmeti hocamı saygıyla anıyorum.
(2) ve (3) A. y. g.
(x) Bu yakıştırma, doktora eğitimimde "Dış Politia Dersi" hocam, E. Büyükelçi Oğuz Gökmen'e aittir.
(xx) Bu sorun, Fransa ve Almanya arasındaki, savaş sonrasına kalan bir toprak sorunudur.
(xxx) Bu fırsatlarla ilgili olarak, "Musul'un işgaline yaklaşılan durumlar" başlığı altında 4 ya da 5 blogluk bir "yazı dizim" var. .Bu konuda, çok daha ayrıntılı bilgiler bu bloglarda bulunabilir...