- Kategori
- Güncel
“Kriz var!” denildi, çok şükür!

Kaynak: İnternet
Kriz yönetimi vardır, kamu yönetimi, toplum yönetimi gibi, halkı galeyana getirmemek, fazladan paniklemesini önlemek, ya da yetkililerin çözümler bulması aşamasında halkın ruhsal çöküntüye girmemesi amacıyla alınan önlemler vardır, toplumbilimcilerin, psikologların da katkıları ve yol göstermeleri vardır bunda, hani beş yaşındaki bir çocuğa nasıl ki pat diye “Annen öldü!” denmemesi gerektiği gibi…
Bir de annesinin öldüğünü kavramış çocuğa “Hayır!... Hayır! Annen ölmedi senin!” demek vardır!
Amaç ve araç karıştığında en çıkmaza girer esasen problemler!
……
“Amerika’nın krizi merhem oldu yaralara…” başlıklı bir yazı yazmıştım, Kasım,22/08 tarihli, http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=145885, aynı şeyleri tekrar etmemek adına linkini verdim, baştan başlarsan yazmaya, off ki ne of, bu yazının bir türlü sonu gelmez!
Demem o ki, Türkiye’de ekonomik çıkmaz ne zamandır vardı, üstü örtülüyordu sadece, hani varlıklı ailelerin mutlaka bir dayıları, bir amcaları vardır, taş üstüne taş koymaz ancak havasından da yanına yaklaşılmaz, konulmuş taşları bir bir satar, hakkı olan kız kardeşlere, annelere danışmadan, baba genelde öldükten sonra!
Neden öldükten sonra, çünkü dişi ve tırnağı ile baba koymuştur o taşları üst üste, her bir taşın altında emeği, alın teri ve amaçları vardır, o terlerin pavyonlarda, efendime söyleyeyim, hergelelikte, ya da çalım satmada kullanılmasına izin vermez!
Oğul da bildiğinden zaten, o dönemler pek de üstelemez!
Ne olursa babanın ölümünden sonra olur, oğul her hakkı kendinde bulur!
Allah rahmet eğlesin, pek hoş sohbet bir adamdı kendisi, pek keyifli vakitler geçirdik dayımla, ama bizim ailenin de az buz sayılmayan mal varlığını yiyen de kendisidir!
Her ailenin sahip olduğunca…
……
Amerikan krizi değildir aslında bizim mevzuumuz!
Ama nedense sattık, savdık elde avuçta olanları Amerikan krizinden önce!
Neden?
Yıllarca ihracat ile uğraştım, tütün mesela, Ege tütünü özel bir markadır dünyada, yaklaşık üç yıl öncesinde kota getirildi! Tütün deyip geçmeyin, yükte hafif, pahada yüksek bir ihraç ürünüdür, hem navlundan kazanırsınız, hem maldan… Üretici de kazanır üstüne üstlük!
Şark tütünü de ihraç edilir, Tekel ancak ihraç ederdi Şark tütününü, şimdi Tekel de satıldığına göre, Amerikalılar mı satıyorlar acaba, işsizlikten uzak kaldım, takip edesim de yok, velhasıl!
İlginçtir, kota geldi dedim ya, iki sene sonra mı ne Tekel satıldı! Satın alan, bildiğim kadarıyla (Yanılıyor da olabilirim), British American Tobacco!
Ahh… Pek fazla ihracat yapmıştım bir dönemler onlara…
Türkiye’de yetişen tütünümüz var, pamuğumuz, fındığımız!
Bor madenimiz var, petrolümüz de, suyumuz da!
Zeytinimiz…
Zeytinyağı sektörünü bilir misiniz? İtalyanlar şu an parsayı kapmış durumdalar, oysa doğanın bir armağanı, zeytin ağaçları süslüyor kıyılarımızı!
Ben biliyordum, çalıştığım şirket batana kadar!
……
Bizim krizimiz ile Amerikan krizini ayırıyorum ben, izninizle…
……
Karıştığı halleri ise ifade etmek istemiyorum!
……
Sosyologlar, psikologlar hemfikirdir kamusal panik yaratmamak konusunda, ancak bir de abartı boyutu vardır ki, ekonomik problemler ile boğuşan nice insana “Yok, yanılıyorsun sen!” de denmez!
Kriz ile boğuşan insanlara “Salaksın sen!” demekten bir farkı yoktur bunun!
O zaman “Asıl salak sensin!” demek ister insanlar, ancak diyemezler… Yutkunurlar… Dik duramayan insanlar elde değil korkarlar!
Bir ekmeğin hesabını yapmayı kendine yediremeyen yetenekli, ancak ne var ki işsiz kalmış adam/kadın öfke kusar ama kursaklarından bir lokma süt, bir lokma ekmek geçirmekle yükümlü olan ana babalardır bunlar ki, öfkelerini içlerine kusarlar!
Gözlerinin içine içine bakan bir çift- ya da iki çift- masum göz vardır ki: İçleri erir gider!
Haykırmak isterler ama hıçkırığa dönüşür sesler, ya bir de üstüne üstlük çocuklar anasız babasız kalırlarsa, aç, açıklık ve korku! İç içedir her daim… Taa ki, göz dönene değin!
O yüzden gazetelerin üçüncü sayfalarında okuyoruz ya hem ailesini hem de kendini öldürenleri!
Gırtlaktan çıkmayan çığlıklar birer top olurlar da boğazları tıkarlar!
Boğazdan geçemeyen lokmalar itekleyemediklerinden o toplar yüreğe iner de, üç-beş-on derken, insan eni konu, makine değil ya, atıyor kantarın topuzu ve tek çözüm yok olmak görünüyor umarsız insana!
Yok olmak sorumluluğunu çözmüyor, deli değil, gayet iyi biliyor, problemi çözümsüzlük! Yetersizlik! Geleceğe güvensizlik!
O kadar da arsız değilim diyor, salt kendimi kurtarmam yakışmaz bana!
Dizilin karşıma ey çocuklar! Evlenmek için adaklar adadığım karım!
Yolumuz tıkandı!
Ben gitsem sizler sersebil, kalsam hep birlikte, onuruma dokunuyor, bakamıyorum gözlerinize, kırık aynada olduğunca kendiminkilere…
Gözlerimizi kapatalım, haydi, hep birlikte!
……
Yıllardır… Aylardır… Bizler biliyorduk, kalmadıydı satılacak yer…
İşsizlik çoğalıyordu, gelecek kaygısı yaşam kaygısından da geride kalmıştı, günü kurtarmanın anlamsızlığını ve tedirginliğini bilmemize rağmen şükrederken yakalıyorduk kendimizi!
Her bir kulağımıza çalınan söylemde de o vardı zaten!
Şükret!
Aslında biz farkındaydık gelen günlerin, o nedenleydi bu günümüze şükür deyişlerimiz, ancak o şükür ile bizim şükrümüz başkaydı, en fenası da aslında salak yerine konulmaktı!
Yuttuğumuz çığlıklar gibi biliyoruz ki bizler hiç de salak değiliz!
Gülgün Karaoğlu
Mart,19/09