- Kategori
- Gündelik Yaşam
-Mış gibi yaşamak...

resim bana ait
Yıllar önce, tam zamanını hatırlamıyorum. Doğan Cüceloğlu’nun TV’de program yaptığı zamanlardı. Pazar günleri eşimle oturup izliyorduk. Bir programda –mış gibi yaşamaktan bahsediyordu. İlk o zaman duydum bu deyimi.
Herhalde biz kadınlar kadar -mış gibi yaşayan canlı türü yoktur. Erkekler de -mış gibi yaşayabilir belki ancak yaşamsal zorunluluklar, ki çocuklar ve ekonomik güçlükler kadının çoğu zaman elini kolunu bağlar, kadınları -mış gibi yaşamaya mecbur ediyor. Mutluymuş gibi, severmiş gibi, neşeliymiş gibi, üzgünmüş gibi, zevk alırmış gibi, kızmış gibi vs. Kadınlar bir süre sonra -mış gibi hayatlarına kendilerini de inandırıyorlar mı acaba? Sanmam. Kendileri inanmıyor, çevresindekilerden de inanmak isteyen inanıyor, gerçeği görebilenler inanmıyor.
Kırk küsur yaşında kadınım. Bazen arabamda müziğin sesini sonuna kadar açarım. Tabii yalnızsam. Aslında öyle müzik dinlemeyi seviyorum ama arabada birileri varken bunu yapmıyorum tabii. Bir yerde -mış gibi bir durum oluşuyor. Yalnız seyahati seviyorum, araba kullanırken düşünmeyi, bağıra bağıra şarkı söylemeyi de seviyorum. Bunu şimdiye kadar benden başka bilen birinin olmaması ne ilginç. Hep -mış gibi yapmışım demek ki...
Geçenlerde köy yolunda bir arabayı solladım, kenara çekilip yol vermedi, hatta yolun tam ortasında ve yavaş gidiyordu. Ben de şerit dışına çıkarak solladım, çünkü yolun tozlu olduğunu biliyordum ve bu arabanın arkasında toz yutmak istemedim. Bir de 30 km hızla araba kullanmak o an beni mutlu etmeyecekti. Sonra da o zaten yavaş geliyor diye bastım gaza. Tozu dumana kattım. Fakat bizim özellikle erkek şoförler sollandıktan sonra; hele sollayan bir bayansa, nedense o yavaş hallerini bırakır, gaza asılırlar. Arkamdaki araçta öyle yapınca, bütün tozun dumanın içinde kaldı. Yolun sonunda sola sinyal verdim, o da verdi. Siteye gireceğim sağa sinyal verdim, o da verdi. Tamam, adam kavgaya geliyor peşimden diye düşünürken, bahçede arabayı park edenin yan blokta oturan yaşlı amca olduğunu gördüm. Bana nasıl ters ters baktı anlatamam. Eve gelince hemen üstümü değişip, saçlarımı topladım. Çünkü aynı kattayız ve balkonlar birbirine bakıyor. Eşim boşuna uğraşma, tanır seni diye dalga geçti benimle. –mış gibi olmadığım zamanlarda yakalanmak ne kötü… Yaşlı amca, “Bu yaşta kadın nasıl araba kullanıyor böyle?” demiş midir? Doğrusu umursamıyorum ama yine de her karşılaşmamızda bana ters ters bakması hoş değil…
Ya yeşil gözleri umutsuzluktan sönmüş, genç bir kadının anlattıkları… "On yıldır mutluymuş gibi yaşıyorum " diyordu. "Eşimi hiç sevmedim, sevmiyorum. Bana dokunmasına tahammül edemiyorum. İşten çıkar çıkmaz eve geliyor, keşke hep geç gelse. Keşke şiddet uygulasa, kötü bir şey yapsa da ayrılma bahanem olsa. Hiçbir kötü alışkanlığı da yok." Dile kolay on yıl –mış gibi yaşamak insanı ne yapar? Bundan daha büyük mutsuzluk var mıdır? Çocukların hatırı için birlikte yaşamaya devam eden, ama kadınca hiçbir isteği karşılanmayan, aradığı ya da beklediği erkekten çok uzak bir adamla –mış gibi yaşamak… Hayatın verdiği bir ceza gibi adeta. Onu dinlerken duygularını anlamanın verdiği ağırlık üstüme çöküyor. Benden beklediği yanıtı veremiyorum. Ona herkesi unut, kendi hayatını yaşa diyemiyorum. İki çocuk ne olacak? Ben onları düşünüyorum ama kadın için öyle üzülüyorum ki… Sanki suçlusu benmişim gibi hissediyorum. Keşke hiç dinlemeseydim onu. Onun gibi kimbilir kaç kadın vardır? O aralarında cesareti olan ve anlatabilendi sadece.
Çevredeki insanların yüzlerindeki mutsuzluğun, asık yüzlerin, çatık kaşların nedeni -mış gibi yaşamlar olmasın?