Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '08

 
Kategori
Siyaset
 

“Ne olacak bu milletin hali?” Geldiğimiz yere bakılırsa, her şey çok güzel olacak.

“Ne olacak bu milletin hali?” Geldiğimiz yere bakılırsa, her şey çok güzel olacak.
 

Bizi, bizden daha çok sevenler...


“Yıl 2006 Ürdün. Proje kapsamlı toplantılar için 3 kişilik bir heyetle Amman’dayız. Mihmandarımız Kasım Dabour. İyice bir kaynaştıktan ve sohbet sohbeti açtıktan sonra konu yine futbol. Bir önceki Dünya Kupası’nda aldığımız dünya üçüncülüğünü konuşuyoruz. Üçüncülük maçı sırasındaki Amman’ı anlatıyor. Sokaklarda araba yok. Herkes, çoluk çocuk Türkiye maçına kitlenmiş televizyonları başında. Türkiye’nin attığı goller ve maç sonrasında bayram var ortalıkta; Ürdün bayrağını kapan arabalarına binmiş şehir turu atıyor! Yüzlerimizde bir tebessüm var, tüylerimiz diken diken.”

Yıl 1998 Mısır Luksor’da Kral Mezarlarını geziyoruz. Tarihi eserlerin girişinde bir köy var. Küçük, düz bir alanda çocuklar top koşturuyor. Birinin forması dikkatimi çekiyor. Galatasaray forması var üstünde, sırtında “Hakan Şükür” yazıyor. Eski dostum Hassan El Şefik’e sormadan edemiyorum: “Galatasaray’ı bilir misin, ” Ağzını açıyor ve susmuyor Şefik. Bizim üç büyükleri, benden iyi bildiğini anlıyorum...

Lakin ortada açık bir gerçek var. Bizim sevincimizi kendi sevinçleri olarak yaşıyor Araplar. Peki ya biz? Hangimiz tanırız Tunuslu, Faslı, Mısırlı, Ürdünlü futbolcuları? Vazgeçtim; her ülkeden ikişer tane takım sayalım hadi… Olmuyor değil mi? Peki tek taraflı bu aşkın sebebi ne sizce?

Arapların, Türklerin Müslüman olmayan ülkelere karşı oynadığı maçlarda Türklerle bir yürek olması için yeterli gerekçe midir? Bence hayır. Burada, asıl konu aynı dini paylaşan uluslar olmaktır. Arap âleminde Türkiye’ye kıyasla çok daha yoğun yaşanan İslam bağıdır bu sevincin nedeni.” (1)

* * *

-Gerek Azerbaycan’da gerek Arap ülkelerinde görev yapan Başta Amerikalılar olmak üzere; İngilizlerin, Fransızların, Almanların ve daha nicelerinin büyükelçilikleri, konsoloslukları bunları izlemez, görmezler mi?

Elbette izlerler ve görürler. Bunların, gelecekte ne anlama geldiğini, geleceğini bilmezler mi? Bilirler.

Peki, böyle bir gücün, Türkiye’nin yanında olmasını isterler mi?

Bunun cevabını da sizler verirsiniz.

* * *

Dünyanın hayat kaynağı olan petrolünün % 70’şinin çıkarıldığı bölge, Ortak kültür değerlerine sahip ülkelerin bir araya gelmeleri, nükleer ve yüksek teknoloji üretmeleri ne anlama gelir batı için?

Bunun sohbet konusu olması bile batılıların tüylerinin diken diken olmasına yetmektedir.

* * *

Peki, Bize gönülden bağlı dostlarımız ve kardeşlerimiz için devletimiz ne yapmaktadır?

Devletimizi bilemem ancak gazetelerin yazdıklarına göre bazı iş adamlarımız;

-Türki Cumhuriyetlerde ve Afrika’da Türkçe de öğretilen okullar açmışlar...

-Bazı işadamlarımız, yurt dışına yardım gönderen güçlü yardım kuruluşları kurmuşlar...

Diyelim ki, ben cahil olduğum için bazı konulara aklım bir türlü ermez. Umarım, burada çok sayıda nitelikli arkadaşlarımız bulunmaktadır. Elbette birileri bu konuda bir açıklama yapacaktır.

-Amerikalı, Avrupalı, hiçbir şekilde ortak noktası bulunmayan Türk ve İslam ülkelerinde okullar açar, benzeri faaliyetler de bulunur. Bizim aynı kültür değerlerini taşıdığımız dostlarımızın ve kardeşlerimizin ülkelerinde okul açtığımızda, Söylemediklerini bırakmazlar.

Şunu anlarım; Amerikalının, İngilizlerin O ülkelerde çıkarları zedelenecek o nedenle bağırırlar.

Peki, Ülkemizde neden tepki verilmektedir, açılan bu okullara?

Anlayanlar, lütfen bize de anlatsın.

* * *

Bu konuda iki çarpıcı örnekten birincisi;

“Misyoner okulları batılı emperyalist ülkelerin kendi emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı Devleti’ne karşı kullandıkları en güçlü silâh olmuştur. Köylere kadar yayılan bu okullar sayesinde birbiriyle yüzyıllar boyunca birlikte yaşayan halklar, birbirine düşman edilmiş ve bağımsızlık mücadelelerine destek olunmuştur. Buna tipik bir örnek ise Arap hareketinin liderlerinden olan Refik Rızzık Selum’un Osmanlı Divan-ı Harbi huzurunda anlattıklarıdır:"

Ben Fransız mekteplerinde okudum. Bugün Suriye, Irak ve Lübnan’da eşraf ve ağaların evlâtları Cizvit mekteplerinde okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hâkimdir. Onlar ya İngiliz mekteplerinde, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir: Hepsi için müşterek düşman Türklerdir. Bu itibarla Arapları malum, hatta gayri malum gayelere sevketmek emelinde olanların ele alacakları yegâne mevzuu Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamızı bizden sonrakilerde ister istemez düşeceklerdir.” (2)

* * *

Ve diğer örnek;

“Memleketin lisanı bile ihmal ediliyor, çocuğun gözü, mektebin mensup olduğu memlekete çevrilerek oranın körü körüne perestişkârı (Tapınan ve tapma derecesinde sempatik) olmasına çalışılıyordu.

Türkiye’nin o felâketli zamanlarında beni pek hayrete bırakan bir cihet de bazı ecnebi mekteplerinin hodgahı (bencil) hedeflerine vasıl olmak için pedagojik (eğitimle ilgili) esasların en iptidai (ilkel) icabatını bile ihmal etmeleri idi... Bunun neticesi olarak da çocuklar ecnebi bir memleketin coğrafyasını öğrendikleri halde kendi vatanlarına dair hiçbir şey bilmiyorlardı.

Buna inzimam (eklenen) eden ikinci bir fenalık da bu mekteplerde Türk çocuklarına yapılan dinî tesirat (tesir) ve telkinattı (fikir aşılamak). Bu tesirat ehemmiyeti küçültülemeyecek derecede muzır (zararlı) ve tehlikeli idi. Bu mekteplerin bazılarında Türk çocukları Hıristiyan ibadet ve dualarına, din merasimine iştirak ettiriliyordu. Hatta bazen kabahatlerini affettirmek maksadiyle salibi (haçı) bile Öptürüyorlardı. Fakat garibi şu ki çocuk ebeveynleri bu halleri vakıf (bildikleri) oldukları halde hiçbir itirazda bulunmuyorlardır.

... Yabancı okullar kendi ülkesindeki ders ve kitapları aynen okuturdu, Osmanlı Maarif Nezareti bunlara karışamıyordu.

Hatta okutulan bu kitaplarda Türkler aleyhinde yazılar varsa bunlar aynen okutulurdu, Türkçe ise ihtiyari (isteğe bağlı) bir dil olarak kullanılırdı. Bu okulların genelde müdürleri papazdı ve bu okullara giden Müslüman öğrenciler de Hıristiyanlar gibi kiliseye götürülerek ibadete zorlanırdı. Osmanlı bunun karşısında aldığı tek tedbir ise Müslüman öğrencilerin yabancı okullara gitmelerini engel olmaya çalışmaktan öteye gidememiştir. (3)

"Amerikalı, Fransız ve İngiliz misyonerler Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek olan fikrî yapıyı gene ülke topraklarında kurduktan okullarla oluşturmuşlardır.

"Yabancı okullara giden öğrenciler, yüksek bir hayat seviyesine kavuşmak, Avrupa görmek, medenî olmak, toplumda Önemli bir statü kazanmak gibi değişik teşviklerle yetiştirilmişlerdir. Hatta bu Öğrenciler zamanla kendi toplumlarının değer yargılarından uzaklaşmaya başlamışlardır.

Tüm bu faaliyetlerin bilinmesine rağmen yabancı okullara hala ilgi duyulmasında etken, zengin veya elit tabakanın çocuklarının, ilerde iş bulmalarında önemli bir ayırt edici unsur olan, yabancı dil bilmelerini ve Avrupa seviyesinde medenî bir eğitim görmelerini istemeleridir.

Bir diğer ilginç husus ise, ülkedeki Amerikan okullarında okuyan bazı Türk aydınlarının Kurtuluş Savaşı esnasında Amerikan mandacılığını savunmalarıdır." (2)

Örtüleri kaldırdıkça altından bakalım neler çıkacak?


* * *

Sonra ki yazıda; Türkiye’nin, ekonomik olarak son on yılda nereden, nereye geldiğini anlatılacaktır.

(1) http://onpunto.com-rinan'dan/ alıntıdır.

(2)Haydaroğlu S.24

(3) Okan, S.4

 
Toplam blog
: 1117
: 1768
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..