- Kategori
- Aile
"Nerde o eski bayramlar" demeyeceğim!
“Nerde o eski bayramlar” demeyeceğim!
Toplum bilimcilerine göre aile; “karı ve koca ile kurulan bir birliktir. Çocuklar bu birliğin tamamlayıcı unsurlarıdır. Bu haliyle aile toplumun en küçük birimidir. Bazı toplum bilimciler aileyi toplumun çekirdeği olarak kabul ederler. Buna göre aile, toplumsal, ekonomik, kültürel özellikleriyle küçük bir topluluktur. Toplumun temelini oluşturur. Toplumda ailenin yeri çok önemlidir. Ailesiz bir toplum düşünülemez.”
Her çağda, her toplumda aile kavramı vardır muhakkak.
Peki bu aile kavramı nasıl bir değişime uğradı da, insanlar “aile ahlakı bozuldu” demeye başladılar?
Aile yol gösteren olur, elinden tutup götüren değil!
Günümüzde aslında gelişmiş toplumlarla, geriden takip eden toplumlara baktığımızda aile yapısındaki değişimleri kolayca gözlemleyebilirsiniz demeyeceğim çünkü bu doğru değildir. Doğrusu; çocuklarının bir birey olduğunu kabul etmiş ve etmemiş ailelerdir. Aslında toplumdaki aile yapısının değişimi, kendilerini birey hisseden çocukların yetişkin yaşa gelmeleriyle başlamıştır.
O süreci anlatmak gerekirse; bir çocuk ebeveynleri tarafından bir şey söylemek isterken, “büyükler konuşurken çocuklar konuşmaz”, “sen daha küçüksün anlamazsın”, “sen daha küçüksün kararlarını alamazsın” gibi çıkışlarla susturulunca, artık düşünmeyi bırakır, fikrinin ne olduğunu bilemez, muhakeme yeteneğini kaybeder ve ailesinin doğrularını yaşayan bir yetişkin haline gelir. Bu şekilde yetiştirilen bir çocuk ne kendi istediği bölümde okur, ne istediği mesleği yapar ne de istediği kişiyle evlenir. Çünkü kendisine güveni olmaz ve tercihlerini ailesinin uygun gördüğü doğrultuda yapar.
Oysa çocuğuna bir birey gözüyle bakan ebeveynler, onun yeteneklerini göz önünde bulundurur, ailevi bir konuda söz sahibi olmasını ister, neyi neden isteyip neden istemediğini sorar, hayatını yönlendirmesi için sadece bir yol gösteren olur, elinden tutup götüren değil. Bu şekilde yetişen bir çocuk, kendi kararlarını alabilen, bağımsız bir yetişkin olur.
Bağımsız bir yetişkin olunca; okumak için veya işi için yurtdışına gitmek, evlenmeden ayrı eve taşınmak, evlenmeden sevgilisiyle aynı evde yaşamak isteyen, mutlu değilse evliliğini bitirme kararı alan biri olur ve ailesi bu kararlara saygı duyar.
Bağımsız yetişkinler topluluğu da, insanlar arasında aile değerlerini unutan kişiler damgasını yerler.
Üç ayrı çağ vardır...
Toplumlardaki aile yapısının değişimi, topluma katılan bağımsız yetişkinlerin kararlarıyla meydana gelmiştir. Bu değişimleri üç ayrı çağ olarak adlandırmak isterim, çünkü hepsi birbirinden farklı yaşam tarzları meydana getirir.
İlk çağ, eski dönemlerde bütün ailenin yani büyükbaba, büyükanne, baba, anne, çocuk, damat, gelinlerin aynı çatı altında yaşadığı dönemdir. Bu dönem tamamen tek yaşam tarzının bu olduğunu benimsemiş insanlardır. Yani oradaki insanlar ayrı yaşamayı akıllarına dahi getirmezler çünkü getiremezler, tek öğrendikleri budur. Tabii bu yapının sebebi, ya ailenin sülalece yaptığı tarım türü işidir ki, her aileye katılan kişi birer potansiyel işçidir ya da çok soylu bir ailenin, hani “soyu taa Osmanlıya” dayanan cinsten, bütün ailedeki jenerasyonların aynı tarzda yetiştirilme kaygısına dayanmaktadır. Bu çağda geleneklerine bağlı, bu gelenekler uğruna ailenin fertlerinin kendi yaşamları olmasını engelleyen doğrularla yaşayan ailelerdir.
İkinci çağ, hala ailesini kırmamak için hayatına onların isteklerini göz önünde bulundurarak devam eden, fakat kendi hayalleri olmaya başlayan ve ikisini de dengede tutmaya çalışan yetişkinlerin çağıdır. Gazeteci olan Enis Tayman, çıkardığı romanın arka kapağına şu yazıyı yazmıştır: “Öğretmen annesi ve subay babasına aldığı mühendislik diplomasını hediye etmiş ve gazeteciliğe başlamıştır.”
Bu çağda teknolojinin ve yaratıcılığın getirdiği yeni meslekler baş göstermeye başlamış, ailelerine ters düşmeden bu alanlara yönelmiştirler. Evdeki aile yapısı da değişmiş, daha dar bir yapıda olan, “herkesin evi ayrı” mantığına girilmiştir.
Üçüncü çağ ise en başta anlattığımız bağımsız yetişkinlerin çağıdır, yani kısaca “yüreğinin götürdüğü yere git” mantığında olanların çağı. İşte bu son çağ aslında tartışmalara yol açan çağdır.
Bu çağda boşanmalar çoğalmıştır çünkü kadınlar bu çağda rahatlıkla ekonomik özgürlüklerine sahip olmuşturlar ve bu çağda kocanın dayattıklarına katlanmak zorunda olmadıklarını öğrenmiştirler.
Bu çağda anlamıştırlar birlikte olan ama mutsuz olan ebeveynler yerine ayrı ama mutlu ebeveynlerin çocuğun gelişiminde daha sağlıklı ortam yaratabileceklerini.
Bu çağda gençler kendi ayakları üstünde durmak, birer hayat kurmak istemiştirler çünkü yine bu çağda onlara öğretilmişti hayatta cesaretli olunması gerektiği. Bu yüzden bazen parasız kalsalar bile, evlerinde az eşya olsa bile yine de hayatlarından memnundurlar ve pes etmezler oldukları durumdan dolayı.
Bu çağda anlamıştırlar ailedeki büyüklere saygının illa bayram ziyaretlerine gönülsüzce gitmek değil de, işten dönerken elinde bir buket çiçekle gitmenin, ihtiyaçları olduğunda yanlarında olmanın, her gün bir hatır sormanın daha önemli olduğunu.
Şimdi soruyorum size; acaba o “nerde o eski bayramlar” denen çağ, gerçekten o kadar mutlu ve masum bir çağ mıdır?