- Kategori
- Güncel
“Şehidime ağlamayacağım!” sözü doğru mu?
Osmanlı döneminden kalma ve bugünkü konumuza örnek bir fıkra vardır:
Devletin sorunlarını öncelikle diplomatik yollarla çözmek yerine, önüne gelen komşu devlete savaş açan ve cephede büyük zayiatlar veren bir Padişah; her açtığı savaş öncesinde tellalları Anadolu köylüklerine gönderir, asker toplarmış.
Köyün birinde üç oğlu olan Değirmenci Kör Ali; Padişah emrine uyup, büyük ve ortanca oğullarını savaşa göndermiş, ikisi de şehit olup, köye dönmemişler. Karısıyla günlerce gözyaşı dökmüşler, ama ne çare; giden gelmiyormuş ki!
Küçük oğlu 18 yaşına geldiğinde, Padişahın tellalı yine köye çıkagelip, Değirmenci Kör Ali’nin kapısına dayanmış, küçük oğlunu da askere götürmek istemiş. Zati canı burnunda olan Değirmenci isyan edip, tellala şöyle bağırmış: “Ulan söyle o Padişah olacak efendine, bende ona verecek evlât kalmadı! Ona - buna savaş açarken, Değirmenci Kör Ali’nin ŞEY’ine mi güvenmiş? Son oğlumu size vermiyorum, defol git lan” demiş...
İnsanoğlu taş, toprak, ağaç, odun veya ilkel hayvan değildir!..
Yaratılmışların en akıllısı, en duygusalı, en vicdanlısı ve en iyi hafızaya sahip olanı İNSANdır!..
Yaşadıklarını anlatabilen, anılarını kâğıda, taşa, tuğlaya kazıyıp duygusal şiirler yazabilen, müzik eserleri bırakabilen, stok yapabilen, ileri ve geri dönük plan ve projeler üretebilen, buluşlar yapan tek canlı da insandır!..
E durum böyle olunca; hastalık, kaza, açlık, deprem, savaş ve terör gibi olaylarda en yakınlarımızı kaybettiğimizde üzülmemiz, ağlamamız, anıları anlatıp duygulanmamız ve içimizi boşaltmamız da normal, gayet insanî ve en doğal hakkımız değil mi?
Bunların TV, gazete ve radyo haberlerine ambargo koymak, kısıtlamak, hangi akla hizmettir!?
Son yıllarda artan trafik kazaları, deprem ve kanser hastalıkları neyse de, bizi derinden yıkan PKK terörü ile yakınlarımızı kaybettiğimizde, ne diye ağlayıp da üzülmeyecekmişiz ki!?
“Efendim, ben o hainleri sevindirmemek için ağlamayacağım” sözü bence hiç doğru değildir! Bre kardeşim; o hainler sevinecek diye ağlamayacaksın, üzülmeyeceksin de, zil takıp da oynayacak mısın!? Bana ne o serseriler sevinecekse? Bütün insanlık duygularını kaybeden bu insanlar canavarlaştılarsa, bu onların bileceği iştir! Bana ne, sana ne!?
Ben civan gibi oğlumu vatan borcu için göndermişim; orada düşman askerleri değil de, kendi içimizden çıkan; bu Anadolu topraklarında doğup, beslenip, büyüyüp de, dağa çıkarak vatan haini olmuş ve benim oğlumu vurmuşsa, o şerefsiz keratalar sevinecek diye, ben kendi yasımı tutamayacak mıyım? Olmaz öyle şey!..
Ne yazık ki bu güzel ülkemiz, bazı dış mihrakların tahrikleriyle, bu PKK terörüne çanak tutanlar yüzünden çok acılı günler yaşıyor!.. Bugüne kadar geçen 27 yıllık zamanda, 35 binin üzerinde insanımızı, bu lânet olası teröre kurban verdik! Bu süre zarfında gelip geçen yöneticilerimiz, şu ana kadar kalıcı ve sağlıklı bir çözüm bulup da, bu kanı durduramadılar! Olan da, kınalı kuzularını o hain pusuların kurulduğu dağlarda yitiren analara oluyor! Ateş düştüğü yakıyor da, en büyük ateş de, anaların yüreklerine düşüyor!..
Geçende birkaç şehit anası şöyle diyordu: “Şehidime ağlayıp da, o hainleri sevindirmeyeceğim… Şehit oğlumun arkasından bir yiğit daha geliyor, onu da oralara göndereceğim…” diyorlardı…
Bir Devlet Bakanımız da 24 şehit verdiğimiz gün çıkıp; “Allah bunları tez helâk eyler inşallah!..” diyordu.
Dua güzel de, milletin kendilerine verdiği bu görevi Yüce Allah’a havale etmesi çok garipti…
9 yıldır bu ülkenin başındasınız, bu kanı durdurmak için siz ne yaptınız ve ne yapmaya çalışıyorsunuz!? Kendi görevinizi Yüce Yaratan’a havale edip, işin kolayına kaçacağınıza, oy aldığınız millete, teröre ne çareler bulduğunuzu açıklayınız!?
Artık bu gidişle, yurt sathında da Değirmenci Kör Aliler çoğalıyorlar, haberiniz ola…
25 Ekim 2011/ Sakin KOŞAR.