- Kategori
- Futbol
“Seyircisiz oynama”, ceza mı, yoksa birilerine teşvik mi?

2013-2014 futbol sezonu, seyircisiz oynama cezalarıyla geçti gitti. Özellikle ikinci yarıda, “çirkin ve kötü tezahürat”ta süre sınırlamasının kaldırılmasıyla, cezalarda büyük bir artış oldu. Çünkü TFF’nin “not tutucu”ları, bir grup “a...” der demez, kâğıt kaleme sarıldılar.
Her maçta aynı titizlik gösterildi mi acaba?
Küfür, her yerde var.
Beyazperdede, sahnede...
(... hem de açıktan açığa... Ağzını açan kahraman, “insan organ”larına uygun eylemlerle, ağzını doldura doldura konuşuyor. Ne de olsa, sanat gereği... Sanat dediğin gerçeği yansıtmalı, doğal olmalı... O bakımdan izleyiciler memnun. Yerine göre, kahkaha, hoşa gitmiş olmanın belirtisi oluyor...)
Meclis’te,...
(... “milletin temsilcileri”nin ağzından , bal akar gibi... Küfredenin bağlı olduğu partiye ceza vermek, kimsenin aklının ucundan geçmez! Ama statlara, kulüplere gelince...)
... doğal karşılanan “çirkin ve kötü” sözler, gel gör ki, statlarda yasak. Sınırlı sayıdaki kişi yüzünden, futbolseverler, hele “kombinesi” olanlar statta maç izlemekten yoksun kalıyor. Çünkü bir takımın formasını sırtına geçirenlerin küfrü nedeniyle, kulüplere ceza kesiliyor.
Niye?
“Talimatlar” uygulanıyor da, ondan!...
*****
Her kararda olduğu gibi, PFDK’nin cezaları da tartışılıyor. Sonuçta, kendilerine taraftar denen, “zarar vericiler”, onların bağlı oldukları “grup”lar kazanıyor.
Kısacası, kimi taraftar grupları kollanıyor!
Kanıt mı?
“Zarar vericiler”in amaçları göz ardı edilir, kulüplere ceza yağdırılır, yasalar onların yakasına yapışmazsa, söyleneni kanıtlamaya gerek kalmaz.
(Kimileri, takımlarına zarar vererek, “iktidar gücü” olmayanlara, “muhalifler”e hizmet ediyorlar. En somut örnekler de, “çirkin ve kötü tezahürat” yoluyla, “iktidardaki”leri zor durumda bırakacak, doğrusu takımlarının ceza almasını sağlayacak eylemlerde bulunmak. Yasalar, onların yakasına yapışmayınca, sadece ceza kesmeyi iş edinmiş kurumlar, “Neden?”, “Niçin?” gibi soruların yanıtı aranmadan, “talimatlar”ın tutsağı olunca, “zarar vericiler” azalacağına iyice azıtıyorlar.
Nasıl olsa yaptırım yok!..)
*****
PFDK’nin cezalarında bazen tutarsızlıklar gözden kaçmıyor.
Samsunspor ile Fenerbahçe’nin başına gelenleri örneklemek yeter mi?
Samsunpor’un “seyircisiz oynama” cezası var. Gel gör ki, Samsunspor’a bu ceza, Süper Lig'e çıkacak son maçı belirleyecek maçın oynandığı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda uygulandı. Buna karşın, Samsunsporlu birkaç yüz taraftar, Mersin İdmanyurdu için ayrılan bölüme girdi. O taraftarların stada girmesine göz yumanlar, rakip taraftarlardan tepki gelince, onları bir başka bölüme aldılar.
Yasağı delenlere hoşgörülü davranıldı; ama onlar, tepkiler dinmeyince stat dışına çıkarıldılar.
Cezası mı?
Stattan çıktılar ya, yeterli oldu.. Olanlar yüzünden Samsunspor'a gereksiz bir ceza verilmedi! Zaten, asıl gereksiz ceza, cezanın kendi sahası dışında uygulanmasıyla verilmişti.
*****
Kayserispor-Fenerbahçe maçı “formalite” maçı.
Konuk takım taraftarı diye stada giren bir grup, bir başka takım aleyhine küfredebildiği kadar küfrediyor.
Amaç, belli; takımı ceza alsın.
PFDK de kesiyor cezayı, Tahkim Kurulu da onaylıyor.
Şimdi denecek ki:
“Talimatlar uygulanıyor!”
Doğru olmasına doğru da, bu talimatları uygulayanlar, kimi taraftar gruplarına hizmet ettiklerinin farkında değiller mi?
“Fiyakalı yasa” niçin uygulanmaz?
Başkasının “suç”unun cezasını, kulüplere kesmek, kolay yol olmamalı.
Önlem mi, çare mi?
Geçenlerde basına yansıyanlara göre, “devrim” niteliği taşıyan bir “proje” üzerinde çalışıyormuş:
Saha değil, tribün kapatmak!..
Alınan örneğe bak örneğe:
RTÜK, televizyonlara değil, programlara ceza kesiyor. Ceza, o programın yayım saatinde, RTÜK’ün uygun bulduğu “belgesel” yayımlama biçiminde uygulanıyor. İşte bu örnek alınarak, bundan böyle, “kötü ve çirkin tezahürat”ın meydana geldiği tribün kapatılacak.
İyi kapatınız da, bunun cezası kime?
Dar düşünce, sınırlı düşünme, aklına geleni “devrim” niteliğinde bir girişim sanma hastalığı...
*****
“Zarar vericileri”lerden hesap sormak dururken, “devrim” adı altında, sözgelimi “saha değil, tribün kapatmak” benzeri önlemler düşünmek, Passolig bir başla alem, “sorunu sorun yaratarak çözmek”ten öteye gitmez.
“Ben yaptım oldu”nun adı, “devrim” olamaz. Çünkü, o güzelim sözcük, başka alanlarda da, yakışmayan ağızlarda, uygun olmayan durumlarda da kullanıla kullanıla aşındı; özünden uzaklaştırıldı.
“Devrim”, içi boşaltılmış bir sözcük olarak ağızlarda sakız...
Çiğneyin, çiğneyin!
Bilinir ki, her çiğnenen, çiğnemenin şiddetine/ süresine göre, zamanla küçülür; özelliğini yitirir.
Çiğnenen ya mideye gider ya da ağızdan sıkan sert bir “puf”lama ile dışarı atılır.
Uluorta kullanılan, içi boşaltılan, ilgisiz “şey”lerle doldurulan sözcükler, kurumuş ağaç misalidir.
Yapraksız!
Cansız!
Çağrıştırdıkları olumsuz!
Odun olacak, yakılacak günü bekleyen!
Sözcükleri “odun”laştırmayın, sözcüklere kıymayın efendiler!
Son söz:
Sorunların, yeni sorunlar yaratacak önlemlerle ortadan kaldırılacağını sanmak, “sınırlı” düşünmenin bir sonucudur.
http://www.facebook.com/turgutcelik