- Kategori
- Güncel
Yağmur Balbay’ı okuldan soğutmak!.. (Öğretmen, öğretmencik olursa...)

“Yağmur Balbay'a okul aranıyor”
Bu, bir yazının başlığı; yazıya dayanarak yapılan haber ise şöyle:
“Odatv internet sitesinde, kendisi de Ergenekon soruşturması kapsamında bir süre tutuklu kalan gazeteci Müyesser Yıldız'ın kaleme aldığı bir yazı yayınlandı. Müyesser Yıldız burada, Ankara daki Tevfik Fikret Lisesi'nde orta birinci sınıfta okuyan Yağmur Balbay'ın 'kötü notlarla' okuldan soğutulduğunu ve annesiyle birlikte kendisine yeni okul aradığını yazdı.”
“Yağmur Balbay'a okul aranıyor”, yankı uyandırınca, Yağmur’un okulu, internet sitesine şu açıklamayı koydu:
Ardından, cumhuriyet.com.tr’de Gülşah Balbay’ın açıklaması yer aldı:
“(Norveç’ten) Döndükten sonra okulda huzursuzluklar başladı. Öğretmenler Yağmur’u azarlıyor, başarısızsın diyorlar. En sevdiği ders Fransızca, üst üste iki kez sıfır alıyor. Babasına gittiği günler, ödevden kaçmıştır, sınavdan kaçmıştır, diye arkadaşları tarafından dışlanması sağlanıyor. Savcının mütalaası açıklandıktan sonra daha çok Yağmur’un üstüne geliniyor. Okulda Yağmur’u almaya gittiğimde, Genel Müdür Ayşe Başçavuşoğlu’nun beklediğini söylediler. Bana ‘Norveç konuşmanızı hiç beğenmedik. Orada yaptığınız konuşma bize yakışmadı. Yağmur’un konuşmadan önce düşünmesi gerekirdi. Bu şekilde yurtdışında bildiri yayımlamak da ne oluyor. Bütün öğretmenler isyanda. Biz Yağmur’a ne yapmışız da, bunları anlatıyor, diyorlar. Sizin bu tavrınızı asla tasvip etmiyoruz. Son sözüm budur’ dedi ve elini masaya vurdu. Kapıyı açtı, gidebilirsin dedi. Yağmur da yaşadıklarını anlattı. Fen odasına çekmişler, orada üç öğretmen, neden bu konuşmayı yaptığını soruyor. Neden böyle şeyler uyduruyorsun, sen yazıyorsun, diyorlar. Her derste diğer öğrencilerin hissedeceği şekilde Yağmur’u azarlıyorlar.”
“Sorun”u alevlendiren ne/ydi?
Yağmur Balbay, 15 Mart’ta Norveç’te düzenlenen “Özgür Medya Konferansı”nda Fransızca bir konuşma yapar. Bu konuşmada geçen “Okulda arkadaşlarım tarafından teröristin kızı damgasını yedim.” cümlesi öne çıkar.
(Değerli Büyüklerim,
Benim adım Yağmur Balbay. Ben Gazeteci Mustafa Balbay’ın kızıyım. 12 yaşındayım. Dört yılımı babama hasretle geçirdim. Babamın hapse alındığı ilk yıllar benim için çok zor geçti. Okulda arkadaşlarım tarafından teröristin kızı damgasını yedim. Ne zaman ki Ergenekon Davası‘nın bir tertip olduğu Türk kamuoyunca anlaşıldı benim hayatım da düzeldi. Şu anda herkesçe sevilen bir kızım. Ama yine de mutlu değilim. Çünkü babam yanımda değil. O’nu yanımda görmek istiyorum. Karıncayı bile incitmeye çekinen babam, nasıl oluyor da cebir ve şiddet yoluyla hükümeti devirmekten suçlanır, anlayamıyorum. Bizim evimize oyuncak silah dahi girmemişken nasıl babam terörist olarak yargılanır, kabul edemiyorum. Babam ve benim her sene bir ülkeyi gezme hayalimiz vardı. Bu güzel ülkeniz Norveç’e de babamla seyahat için gelmeyi ne çok isterdim. Ama çocukluğumu karartan ve beni babamdan ayıran bu hayal ürünü terör örgütü üyeliğine isyanımı sizlerle paylaşmak ve babamı kurtarmanızı istemek için geldim.Dileğim hiçbir çocuğun haksız yere babasından ayrı kalmaması...Teşekkür ederim.)
*****
Müyesser Yıldız’ın yazdıkları, Yağmur’un konuşması, okulun açıklaması ve Gülşah Balbay’ın dedikleri yan yana gelince, bunlar üzerinde düşünmek gerekiyor.
Her söylenen/ yazılanın bir “iddia” sayılması gerekir, ama “muhatap” olanın da yaptığı açıklama “doyurucu” olmalı. O bakımdan, okulun açıklamasından başlamalı işe:
Okulu yaptığı açıklama sıradan/ günü kurtarma, dostlar alışverişte görsün türünde...
Niye mi?
“Öğrenimlerini halen... sürdürmektedir.”
Zaten okuldan şimdi ayrıldı diye bir şey yok. Balbaylar’a okul aranıyor.
Mustafa Balbay’ın “bir mektubu”nun “teselli” kaynağı olduğu söyleniyor. Açıklamayı dikkatli okumayan, “bir” sözcüğünü gözden kaçıranlarda yanlış bir algı oluşacak: Mustafa Balbay, sanki bu olay üzerine bir mektup yazmış da, çocuklarının okulda çok mutlu olduğundan mutlu olduğunu belirtmiş.
Açıklamanın son cümlesi, “iddia”lara açıklık getirmekten uzak. Asıl Gülşah Balbay’ın dediklerini soruşturulmalı. Şu sorunun yanıtına mutlaka açıklık getirilmeli:
Bu, bir iki öğretmenin mi, yoksa okul yönetiminin genel tavrı mı?
*****
Yağmur Balbay ne yapmış?
Yağmur, “Okulda arkadaşlarım tarafından teröristin kızı damgasını yedim” demiş. Yağmur’un arkadaşları kendi yaşında. 12 yaşındaki çocuklar, televizyonda gördükleri bir amca/ teyzenin ağzını yırtarcasına “terörist” demesinden nasıl olur da etkilenmezler?
Çocuk onlar!
Ama öğretmenler, yöneticiler de, çocuklar gibi düşünürse, o başka.
Genel Müdür AB, Gülşah Balbay’ın deyişle ne diyor?
“Bütün öğretmenler isyanda. Biz Yağmur’a ne yapmışız da, bunları anlatıyor, diyorlar.”
Kimi öğretmenler, yine Gülşah Balbay’ın deyişle ne yapmışlar?
“(Yağmur’u) Fen odasına çekmişler, orada üç öğretmen, neden bu konuşmayı yaptığını soruyor. Neden böyle şeyler uyduruyorsun, sen yazıyorsun, diyorlar. Her derste diğer öğrencilerin hissedeceği şekilde Yağmur’u azarlıyorlar.”
Sınıfa giren her er ya da hatun kişi, gerçekten öğretmen midir?
Mahkemelerinde bile soruların yanıt bulmadığı bir ülkede, bu soruyu anlamsız bulanlar olabilir. Yaşananlara/ “olanlar”a bakanlardan “az”ı, yanıtsız sorularla, bir yerlere götürüldüğümüzü anlıyor/ seziyordur.
Ya “çoğu”na ne demeli?
İşte “çoğu” için anlamsız bir soru bizimkisi...
Öğretmen, eski deyişle “idareci” olunca...
Bir oda, bir koltuk, kapıda “Okul Müdürü” yazmak, yetiyor da artıyor.
Öğretmen olmak kolay da, “öğretmen kimliği” hak etmek o kadar kolay değil. Hele yönetici olmak... Bir koltuğa oturmak, “Müdür Bey!”, “Müdüre Hanım!” diye hitap edilmek, bir “makam”ı hak etmek anlamına gelmez.
Kalıcı olan yöneticilik değil, öğretmenliktir.
Ama öğretmen var, öğretmencik var.
Yöneticilik, beceri ister, hoşgörü ister, sorun yaratmayı değil, sorun çözmeyi gerektirir. Ona buna hoş görünmek, geçici alkış almak, sırt sıvazlanmak için yöneticilik yapılmaz.
Tevfik Fikret'te çalışıp da Tevfik Fikret'in şu dizesini anımsamayan olur mu?
"Fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim."
Ya, Tevfik Fikret'ten etkilenen Mustafa Kemal'in öğretmenlere şu seslenişini...
"Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfani hür nesiller ister."
http://www.facebook.com/turgutcelik
https://twitter.com/#!/turgutcelik