- Kategori
- Kültür - Sanat
"Yaşamaya Dair" Bir Pazar Yazısı...

Dün; geçtiğimiz günlerde annesini kaybeden ( kendisine baş sağlığı ve Allah'tan sabır diliyorum) büyük müzisyen Fazıl Say’ın Nazım Hikmet Oratoryosunu tekrar izledim uzun süre sonra…
Eser 2002 yılında UNESCO ‘nun o yılı “Nazım Yılı” olarak kabul etmesi ile Besteci Fazıl Say ‘a Kültür Bakanlığı’nın verdiği sipariş neticesinde ortaya çıkmış.
Ben 2005 Aspendos Tiyatrosundaki gösterimi izledim ; Genco ERKAL, Fazıl SAY,Zuhal OLCAY, Güvenç DAĞÜSTÜN ve daha ismini zikredemeyeceğim bir çok sanatçı belli ki yüreklerini koymuşlar bu işe !
Ağladım.
Bana göre her nota, her cümle can acıtıcı, o ölçüde yaşama sevinci ve umutla doluydu…
Kendi kendime düşündüm; tabi ya hayatının yaklaşık 13 yılını hapiste “umut” olmadan geçiremezsin!
Ve her şeye, herkese rağmen nasıl bir sevgi! İnsana dair…
Sanıyorum Nazım’daki sevginin özü “Yaşama verdiği değer” ile ilintili. Yaşama gösterdiği saygıdan dolayı …
Final sahnesi muhteşemdi Genco Erkal ‘ın o inanılmaz yorumu ile usta’nın o en iyi bildiğimiz şiirlerinden “Yaşamaya Dair”
Dinlerken kendi kendime dedim ki “ bu ciddiyete sahip olmam lazım, bu yaşama sevincini, umudu, inadı yaşamımın mihenk taşı yapmalıyım”
Son olarak “Pazar Yazımın “ finalini bende bu şiirle getirmek istiyorum…
Yüreğinizle dinlemeniz ümidiyle ;
YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım HİKMET
NOT: İzlemeyenler için tamamı, https://www.youtube.com/watch?v=e32iN2rmUXs&t=4769s