​ 18-19.Haziran.2011.Milliyet Blog Büyükada Toplantısı (40 Kısım Tekmili birden, II.Kısım) / Etkinlikler / Festivaller / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '11

 
Kategori
Etkinlikler / Festivaller
 

18-19.Haziran.2011.Milliyet Blog Büyükada Toplantısı (40 Kısım Tekmili birden, II.Kısım)

18-19.Haziran.2011.Milliyet Blog Büyükada Toplantısı (40 Kısım Tekmili birden, II.Kısım)
 

Büyükada'ya doğru


MB -Büyükada Macerası (Bölüm II) 

Nerede kalmıştık… Evet, Yeni İstanbul Fatihleri olarak İstanbul’a ayak bastık… Yenikapı’dan varagele … kapıya doğru çıkarken hemen kafamdan bir plan yaptım… Biliyorum ki oradan, Bayazıt Alanı’na otobüs bulunmuyor… Ya iki vasıta değiştirip , Metroyla çıkacağız, yada bir taksiye atlayacağız… Başka çaresi yok… En iyisi taksi… Çevirdik taksiyi… Taksi Aksaray’a yöneldi… Tam Bayazıt yönüne sapacak, şöför bir “Vay anasını çekti…” Görüldü ki Bayazıt yönüne sapan yolun önüne, sarı babalar dikmişler ki, o yönden sapacak bütün arabalar şaşıra ve de bütün şoförler , “Vay anası…” çekerek , müşteriyi yarım bir İstanbul turu yaptırmaya çıkara… Var mı öyle numaralar..! Hemen Taksi’yi durdurdum… “Ne kadar arkadaş..” , “Beş kağıt…”, “Buyur…” taksi’den hemen avdet ederek… İstanbul’a Aksaray mevkiinde yeniden ayak bastık… 

İstanbul’a en son bir yıl önce gelmiştim… Aman ne kadar değişmiş… Çiçekler… İnsanlar…Araplar… Ruslar… Her halde bu kentte, bu saatte azınlıklar hakim… Turist…turist… Maşallah Maşallah… Recep Tayyip Erdoğan’ın tedbirleri her yanda kol geziyor… Şimdi vize filan kalmadı ya… Araplar, Ruslar, Amerikalılar … babalarının evi gibi sokaklarda gezip duruyorlar… Maşallah, Maşallah… Herhalde bütün satıcılar ve de alıcılar memnundur… Kim ne diyebilir ki bunca millet etrak-ı bi idrak sağa sola salınaraktan, herkes , kısa kol kısa bacak .. caddelerde, sokaklarda…koşturup duruyorlar… Bana sanki bir şeyler arıyorlar gibi geldi ama.. İmkanı yok… Bu insan kalabalığında hiçbir şey bulamazlar… 

İkinci şokumu , Aksaray’da köprünün altında, Metro’ya binerken yaşadım.. Orada bir sürü jeton kulubesi vardı.. Küçük kulübelere kapatılmış bazı bıyıklı adamlar jeton veya akbil satarlardı… Hani ya… Ben haldır haldır jeton satan bıyıklı adamları arayayım… Adamın birisi halime güldü… Bayım o adamlar çoktan emekli oldu, kahvelerdeki yerlerini aldılar; şimdi onların yerini tam OTOMAT’lar aldı demesin mi?? Baka hey… Şu İstanbul’un kalleş işleri… İnsanların başlarına bir yıl içinde neler getiriyor… Üzüldüm… Nereye gitti o binlerce bıyıklı adam… Kahvelerdeki yerlerini mi aldılar… Köylerine mi döndüler…. Ellerine ne kadar para verdiler..? Bilet alacam derken, o adamların haline yanmadan buza kestim oracıkta … Aman anam… Hiç insafı yok şu emperyalistlerin, kapitalistlerin… Gördün mü? Üç beş adam az çalıştırmak için, o daracık kulubelerin içine hapsedilmeyi göze alan adamları bile işten atıyorlar… “Git başının çaresine bak…” diyorlar… Bu insandan korkulur… İnsandan korkulur anacığım (Mezarlıkta yanında yer var mı…Hey?) 

Beş altı tane OTOMAT’ı insanların karşısına dikmişler… İnsanlar hop diye sıraya giriyorlar ; bir takım düğmelere basıyorlar… Paralar atıyorlar bir yandan, diğer yandan, jetonla para üstü dökülüyor bir kutuya… Aman yarabbim ben ki okumuş, yazmış adamım.. Ama yine de yeni bir makinenin önünde sus pus oluyorum… Dili yok ki konuşsun… Soru sorsan, yanıt vermez… Vay anam vay… Nasıl anlaşacağız seninle? Bir süre, OTOMAT’la alışveriş edenleri seyrettim… O bana baktı , ben ona… Allaha şükür , Allah bi akıl vermiş, o kadar da etrak-ı bi idrak değiliz, herhalde… yine de bir iki kişiye çaktırmadan sorarak (bilmiş gibi… nasıl oluyorsa..?) İşin sırrını öğrendik… Kolaymış be… üsten paraları atıyorsun… bir düğmeye basıyorsun… Alttan hem jetonu, hem de artan bozuk paraları bir kutudan şak alıyorsun… Bu kadar kolay.. Elin kapitalisti , bu iş için bir sürü bıyıklıyı ne diye besleyecek… O bıyıklı ki… Sağlık kartı ister ; yıllık izin ister; çocukları için zam ister; kafası kızarsa işe gelmez; kafası kızarsa üstüyle kavga eder… Bi bakarsın kafa tutar…Neyse… 

İşte sana cahil mi cahil bir makine… Fakat işini biliyor… Üstten at , alttan al… 

Evet, sonunda jetonları elimizde… Geçişte, jetonları deliğine atıp, hop.. hanımla birlikte Aksaray Metro istasyonunda yerimizi aldık… Beş dakikada bir metro geliyor… Geliyor ama Maşallah..Maşallah ağzına kadar dolu geliyor… Kapılar şak diye açıldı …İçerden üç beş kişi çıktı ama, içeri girmek isteyen 15-20 kişi var (biz dahil..) İçeri girdik ama , nasıl girdik onu ben de bilmiyorum… İçeri giren herkes akraba oluyor…o besbelli…! 

Neyse iyice akraba olmadan… Laleli’den geçtik… Laleli’den geçerken her zaman ki şiirimi okudum.. İnsanlar garip garip suratıma baktılar Bu adam ne yapıyor? Şiir mi okuyor ne .. Ne acaip-i minel garaip…Deli mi ne!) Hani şu Orhan Murat Arıburnu şiiri vardır ya… 

“Lalelim, lalelide oturur
Laleli, lale kokar lalelimden
Laleliden geçilir de
Lalelimden geçilmez.” 

Laleli’den her geçişimde okurum… Bu kez de ihmal etmedim… Koca , Metro’da bu şiiri hatırlayan var mıydı? Sanmam… Çünkü o güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler… 

Sıkış , tepiş Bayazıt’tta indik… Oh Allahım… Dünya varmış…( Büyükada Macerası, Bölüm II) 

 

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..