- Kategori
- Gündelik Yaşam
2 Geçer

Öncesinde; 1 Başarısız, 2 Başarısız, 3 Orta, 4 İyi, 5 Pekiyi
Sonrasında; 1 Başarısız, 2 Geçer, 3 Orta, 4 İyi, 5 Pekiyi oldu...
Benim İstanbul’da ilköğretimde okuyan Minik Emir' im, Minik Feyza' m ve Minik Melis' im var. Kendileri yeğenlerim olur. Karnelerini görmek kısmet olmadı ama her sene, o cümle içinde güzel duran, 'Pekiyi' leri karnelerine doldurup getirirlerdi. Yine öyle yaptıklarına eminim...
Eee kimin yeğenleri diyeceğim ama ilkokuldan sonra, 'Pekiyi' durumları benim karnemde PeK olmadı. Ama hiç karneme notlarımı kendim yazmaya da kalkmadım...
Şu teknolojinin gözünü seveyim. Türk olma lüksümü kullanıp İzmir’den İstanbul'a mik Emir' mi, Feyzam'ı ve Melis'imi kutlayıp onları kocamaaannn öpüyorum...
Eskiden zekî arkadaşlarımız vardı, karnelerini kalemle düzelten. Büyük ihtimal, eve gittiklerinde karnede oynama yapıldığı tespit edilip, babalarından dayağı bir güzel yerlerdi. Yoktu öyle, 'parası neyse verelim' diyerek durumu kurtaracağımız esnaflar…
2 Geçer olayına takıldım, ne demek geçer?
'Aslında çocuğunuzun durumu berbat. Çocuk geçsin siz de kurtulun biz de kurtulalım’
Okullarda sistem şu anda ne durumda bilmiyorum. Malumunuz, eğitim sistemimize yetişmek imkansız. Son alınan kararda öğretmenler tatil dönemlerinde öğrencilere ödev vermeyeceklerdi ama yeğenlerimden biliyorum ödevin kralını veriyorlardı...
Hatta bundan ben bile nasibimi alıyordum. Öyle ödevlerdi ki içinden çıkamıyordum ve çareyi onları kandırarak dikkatlerini dağıtmak suretiyle ödevi önce kendim anlamaya zaman yaratıyordum. Yoksa çoluğa çocuğa maskara olacağız yani...
Doğrusunu isterseniz ödev verilsin mi, verilmesin mi polemiğine hiç girmeyeceğim. Eğitim ciddi bir iş, şakası yok. Eminim öğretmenlerimiz sistem koyuculardan çok daha iyi biliyorlardır hergün gördüğü çocuklarını...
Bence ne yapması gerektiğini en iyi öğretmenlerimiz bilir. Yoksa zaten eyvah ki ne eyvah...
Bir de dershane olayı var...
Yine yaşayarak öğrendiklerimden aktaracağım. Avukat bir tanıdığım var. Aynı zamanda kendi fabrikası vardı geçmiş dönemlerde. Parayla, pulla sorunu yoktu. 6 tane çocuğu vardı. Ve çocukların yaşları birbirine çok yakındı. İçlerinde üiversiteye gidecek olan da vardı...
Dershane olayıyla ilgili fikirlerini sormuştum, 'hayır göndermem, okumaya niyeti olan çocuk okulda da okur. Biz dershaneye mi gittik de Avukat olduk!' demişti. O an onu çok ketum bulduğumu itiraf etmeliyim...
Sonra ne mi oldu?
Çocukların en büyük olanı, sınava ilk girişte İstanbul Hukuk bölümünü kazandı ve avukat oldu. İkinci çocuk sınava ilk girişti başarılı olamadı ama bir sonraki sınavda o da aynı ablası gibi İstanbul Hukuk bölümünü kazanmıştı. Hatta ablasıyla birlikte aynı evde kalıyorlardı. O da avukat oldu...
Sırayla diğerleri de üniversiteyi kazanıp ciddi anlamda meslek sahibi oldular.
İçlerinden bir tanesi bile dershaneye gitmemişti…
Dershaneye gitmek kötü müdür?
Bence bazı durumlarda dershaneye gitmek gerekebilir. Tüm insanların anlama kapasitesi aynı değil. O yüzden bazen kalabalık sınıflar yerine, birebir olamasa da ders almak faydalı olur diye düşünüyorum.
Burada amaç, önce çocuğun neyi anlamadığını anlamak olmalı. Anahtar sözcük bu olmalı. Bu giderildiğinde, normal şartlarda dersi anlamayacak bir çocuk düşünemiyorum.
Ama bunu ticari amaca dönüştürme fikrine şiddetle karşıyım!
Olaya genel olarak bakarsak, Edebiyat dersini seven bir çocuk Matematik dersini sevmiyor hatta başarılı olamıyor...
Veya tam tersi. Matematiği başaran bir çocuk Edebiyat sersini yapamıyor. Çok zorlanıyor...Tabi ki düşüncelerim sadece kişisel.
Konuyla ilgili olarak, bunun öğrencinin kişisel yapısından kaynaklandığını düşünüyorum. Yani birini başarıp diğerini başaramamasını normal karşılıyorum. Çünkü çok farklı alanlar Matematik ve Edebiyat.
Bunun öğretmenle hiçbir ilgisi yok. Tamamen çocukla ilgisi var. Çocuğun ilgi alanlarıyla ilgisi var.
Mantiken de öyle değil midir?
İnsanın sevmediği bir işi başarması, çok sık rastlanılan bir durum değil...
Ama yine bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim Oğlumun okul toplantısına gitmiştim. Sınıflar 20 kişilik. Öğrencinin; elektrikler kesildi, sınıfta gürültü vardı, dersi duyamadım gibi bahaneler uydurması yersiz.
Veya öğretmenin sınıf çok kalabalık konuya başlayana kadar yarım saat geçiyor zaman yetmiyor gibi bahaneler bulması da yersizdi.
Öğretmen, matematik öğretmeniydi. Velilere sınav sonuçlarını okuyordu. Sonuçlar, tıpkı şans oyunları gibi. Notlar 0-1-2
İkinin üstünde üç dört tane öğrenci vardı ama onlarda dershaneye gidiyorlardı.
Zayıf alan öğrencilerin velilerinden çıt yok...
Durum beni rahatsız etti ve öğretmene bu durumun hikmetini ve almamız gereken dersi sordum...
' Çocuklarınızın altyapısı yok ' dedi....
Okul bir Anadolu Lisesiydi. Hazırlığı da aynı okulda okumuşlardı. Ve çocuklar üç senedir aynı okuldaydı...
Bu çocukların altyapıları yoksa neden verilmediğini sordum,
'Derse ilgisizler' dedi...
Onbeş tane öğrencinin aynı anda aynı ilgisizliği göstermesi mümkün müdür?
Yani nasıl bir uyum içinde onbeş öğrenci aynı anda aynı dersten 0-1-2 alarak bu uyumsuzluğu başarabilir. Halâ anlamış değilim...
Böyle birşey gerçekten varsa o çocukları bu başarılarından dolayı kutlarım…
Neyse, sonuçta mezun oldular ve üniversite sınavlarına girdiler. Oğlum Edebiyat Fakültesini kazanmıştı. Ama bu defa da istediği okulu sistemin azizliğinden dolayı okuyamadı...
Onun yerine, istediği bölümle çok alakasız bir bölüm okuyor ve nefret ediyor. Geçen sene mezun olması gerekiyordu, olamadı. Ama ona kızamadık...
Ortada kızılacak birileri varsa kesinlikle oğlum değil…
Yani dostlar, gördüğünüz gibi bu şarkı bitmez. Çünkü çok çok çok hastalıklı bir konu. Konunun neresine el atsam elimde kalıyor...
Sevgili öğretmenlerimize kolaylıklar, öğrencilere de başarılar diliyorum...