- Kategori
- Gündelik Yaşam
2011 Bozcaada

Uzun bir aradan sonra yeniden adada olmak çok güzel.
Bayramdan bir hafta önce geldiğimiz için çok sakin bir ada dinlencesi oldu. Küçük ama farklı tatların keyfine vardık. Huzur bulduk. Bize bu keyfi yaşatan neydi? Bunu düşündüğümde, bilinçli uygulandığına inandığım bir markalama çabası gördüm.
Bozcaada'yı benzeri yerlerin akıbetinden koruyacağına inandığım bu çabaları (benim görebildiklerimi) sıralamak gerekirse;
Naylon poşet kullanımının yasaklanmış olması. Ne alırsanız alın; geri dönüşümlü kağıt torbalar kullanılıyor. Bu çok akıllıca ve sorumlulukla başlanmış bir uygulama. Çünkü adanın arka taraflarına gittiğiniz zaman boş araziye atılmış poşetlerin ve burada yıllardır birikmiş kirliliğin izlerini görebiliyorsunuz. Bir iki esnafın kağıt torbaların maliyeti nedeniyle anti propaganda yaptıklarına tanık oldum ama dilerim ki, kısa zamanda yararını görür ve poşet propagandasından vazgeçerler.
Garsonların, servis elemanlarının nitelikleri. Kısa kısa molalarla bir çok yerde oturma fırsatımız oldu. Hepsinde (kaldığımız otel dahil) çalışanların Türkçeyi kullanışları, kıyafetleri ve yaklaşımları benzer yörelerde görmeye alıştığımızdan farklıydı. Hiç birinde nahoş kokular duymadık. Bilirsiniz, bazen çalışan kişiden yayılan koku, insanın tüm keyfini kaçırabiliyor. Çok sayıda Üniversite öğrencisinin buralarda çalıştığını öğrendik. Yabancı dil konuşabilen pırıl pırıl gençler. Misafir ile iletişimin dozunu kaçırmıyorlar. Galiba Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde okuyan gençler tercih edilmiş.
Tahta masalar ve iskemleler kullanılıyor. Adanın merkezinde plastik iskemle ve masaların işgaline direnilmiş ve adanın geneli ve sokak aralarında saklı hazineleri ile uyumlu bir doku yaratılmış. Bir de şu meşhur dondurma markasının ucuz ve kalitesiz, ortamı sıradanlaştıran şemsiyelerine bir çözüm bulunsa çok iyi olur.
Adaya özel ürünler bir şekilde ön plana çıkarılmış. Üzüm bağları, Çavuş üzümü, çeşit çeşit şarap ve bunların sunuluşundaki seviye, Gelincik şerbeti, Sakızlı Kurabiye ve tabii ki balık maslarındaki farklılık. Adanın dalma tutkunları için sakladıkları...İşin güzel yanı, esnaf bir diğerini önermekte kıskançlık göstermiyor. Sanki hepbirlikte ayakta kalacaklarına inanmış gibiler.
Adanın huzuru da benimseyecekleri bir tad olarak misafirler farkında olmadan kendilerine sunuluyor. Adada gürültü yok. Merkezde dahi gürültüden kaçınmışlar. Canlı müzik yok. Taverna saldırganlığı yok. Yüksek sesle müzik yayını hiç duymadık. Ama müzik hep var.
Müze ve sergi salonları kurulmuş. Adanın tarihine çıplak ellerinizle dokunacağınız kadar yakın, sıcak ve yalınlıkla kurgulanmış bir müze yaratmışlar. Adayı ada yapanların, dinleri, kültürleri ve günlük yaşamları, neredeyse kokuları dahi, misafirlere sunulmuş.Alçak gönüllü ama seviyeli sanat galerileri günlük yaşamla içiçe geçmiş.
Hediyelik eşya satışı. Merkezdeki hediyelik eşya sergileri ucuz asya malları ile dolu gibiler ama aralarında buraya özgü hoş, incelikli el işleri de var. Dikkatli gözlerle bunları yakalamak olası. Çünkü hediyelik eşya satıcıları misafirleri rahatsız etmiyor, baskı yapmıyorlar. Rahat dolaşmanız için siz çağırmadıkça ortaya dahi çıkmıyorlar.
Fiyatlar. Beni en çok düşündüren konu bu zaten. İktisattaki ünlü denklemin temelindeki arz ve talep dengesini fiyatla değil de nitelikle açıklayabilmeyi isterdim. Piyasaya sunulan hizmetin niteliği mi, yoksa talebin niteliği mi ağır basmalı? Denge nerede oluşmalı?
Son söz: Bozcaada'daki çabayı övmek isterim. Dilerim başarılı olurlar. Kendim için de dileğim, hep Bozcaada'ya gidebilcek sağlık ve ekonomik olanaklara sahip olabilmektir.