- Kategori
- Gündelik Yaşam
21 Aralık 2012

Kaynak:İnternet
Maya takvimine göre böyle bir tarih saptanmış, yaşanabilecek durumlar hakkında da bir takım bilgiler dolaşıyor ortalıkta.
Bir dönemler yoga ile başlayıp Reiki, Melek Mikail enerjilerine inisiye olmuş, ezber yerine kendi mantık ve yürek süzgecinden geçirdiği bilgileri tekrar ve tekrar tartma şansını, önceki yazımda söz ettiğim iş yerinde işsiz oturma durumumdan dolayı, fazlasıyla yakalamış biri olarak bir miktar da olsa süzdüklerimi paylaşmak isterim.
Öncelikle şu örneği vermek isterim: En yakın arkadaşım Özlem bir gün sohbet ederken dedi ki: Sevgi, liseden arkadaşımız, avukat oldu, astroloji ile ilgileniyormuş, Ağustos ayında İstanbul ve civarında olmayın sakın dedi…
“Niyeymiş şekerim?”
Büyük bir deprem olacakmış!
Hakikaten 17 Ağustos depremi oldu; konuştuğumuz ay muhtemelen Mart, ya da Nisan’dı…
Aklımdan çıkmayan bir örnek olduğu için verdim; lakin Maya takvimi doğru mudur, bilemeyeceğim!
******
Evren çok büyük, bizim beyin ve yürek ile algılama kapasitemiz, muhtemelen, algılamaya ve anlamaya yetersiz!
En basit örnek yarasalar; çığlıkları ile yönlerini buluyorlar ancak biz o çığlıkları duyamıyoruz, zira duyma yetimizin çok üstünde bir desibel ki, ne kulaklarımız ne de beynimiz algılayamıyor!
Kulağımız böyle ise gözümüz farklı mı olacaktır?
Algılama gücümüz, mesela?
******
Evrenin yalnızca insanoğluna bahşedildiğine inanmıyorum; insanoğlunun kendini tek ve üstün görme egosundan başka bir şey değildir, bence, bu…
İnsanın egoları peşinde koşarken evreni hiçe sayması, hatta insan doğasını dahi değiştirmeye çalışması, hatta ve hatta yaşadığı toprağı, havayı, suyu paylaşamayıp, bir de işin işine yapaylıklar katıp, doğayı bozma hakkını kendini bulması bir şekilde tepki ile geri dönecektir!
******
Son günlerde 21 Aralık 2012 için çeşitli bilgiler var; ışıksız kalınacağı, maddelerin ışığı yansıtmayacağı, falan…
Üç gün ışıksız kalsa dünya belki de o bile yetecektir bazı şeyleri anlamasına: Mesela, bir saat elektrik kesintisi olduğunda ne bilgisayar, ne televizyon; ne iş ne güç…
İnsanlar yalnızca yanlarındaki kişilerle ilgileniyorlar; yıllarca bir arada çalıştığı kişinin gerçek yüzünü o arada görebiliyor, çocukları ve eşiyle kesintisiz bir saat vakit geçirip, çocuklarının büyüdüğünü, eşinin mum ışığında ne kadar hoş göründüğünü falan fark ediyorlar…
Üç gün için Dünya dursa, ilk gün borsa hesabı kaygısı, ikinci gün sıkıntı, üçüncü gün yalnızca insan olma ve sevginin bütünlüğünü anlamaya yeter!
Evrenin de bizimle ilgili böyle bir sıkıntısı var: Üç gün yetmeyenler de var, elbet, üç ay olsa, mesela… Para değerini yitirse, etrafımızda bulunan bitkilerin ayırdına varsak beslenmek için, yanı başımızdaki kişiler ile çekişmek yerine nasıl hayatta kalırız diye fikir alış-verişinde bulunsak…
Fikirlere teşekkür etmeyi de öğreniriz, elbet!
******
İnsan, evrenin bir parçası olarak, tümüyle donanımlı olarak var olmuştur; nasıl ki bir kedi karnı ağrıdığında ot yiyor ve iyileşiyorsa, insanın da kendi kendini iyileştirme yeteneği olduğuna inanıyorum.
Zira, insanoğlu var olduğu anda tabipler de pıt diye oluşmamıştı, muhtemelen…
Her bir hayvanın ve hatta bitkinin kendini koruma yetisi olup da insanoğlunun olmaması mümkün müdür?
******
Nasıl ki kullanılmamaktan kaynaklanan otuz iki diş yerine yirmi sekiz dişe indik, aynı şekilde kullanılmayan iç görümüz, empati gücümüz ve yüksek algılama yeteneklerimiz de köreldi gitti!
Birini düşündüğü zaman pat diye arar, mesela, içine bir his doğar, pıt diye ilgili bir haber alır bazıları; gaipten gelen sesler değildir onlar: İnsan olmayı hali hazırda becerebilenlerdir!
******
Yetişip, olgunlaşsa da kardeşler en ufak bir problemde “Siz kardeşsiniz!” diyen anne babalar gibi, evrenin de “Siz kardeşsiniz!” deme vakti gelebilir her an…
******
“Altın Çağ” dan söz ediliyor, vallaha olsa keşke!
Sözlerin, kelimelerin yerine beyinsel ve yüreksel iletişimin olacağı öngörülüyor; vav, süper!
İyi niyeti bir türlü algılanamayan insanlar için bundan daha güzel bir beklenti mi olur?
Kötü niyetliler için kötü bir haber; Altın Çağ’a geçebilecek kişiler insani değerlerinin farkında olup da insan soyunu en iyi temsil edebileceklerden oluşacak; kötü niyetliler ise niyetleri iyileşene kadar ders görmeye devam edecekler; ki sanırım para, mal, mülk ve otorite ile kendilerini ifade edenlere pek iyi gelecektir parasız, ışıksız, yalakasız bir ortamda kendi kendilerine kalmak!
******
İlahi bir adaletten söz ediyoruz hepimiz; bir ilahi adalet elbette var lakin ne zamanı belli, bence, ne yeri!...
Yüreğinde ilahi adaleti hisseden, egolarından sıyrılıp da kendini “Tanrı” sanıp diğerlerine “Kul” muamelesi yapmayan hiçbir kişi karanlığa tabi tutulmayacaktır; Altın Çağ varsa eğer, karanlık dönem olacaksa mutlaka Altın Çağ’a geçiştir, yüreği ve düşünceleri aydın kişiler zaten etkilenmeyecektir!
Düşünsenize; kimseye kendinizi anlatmak zorunda kalmıyorsunuz, kelimelerin yanlış anlaşılması da yok!
Tüm niyetiniz dışınızda; herkesin ki öyle… Ne yalan var ne dolan!
Sevinenler bu tarafa, korkanlar derslere devam!
http://twitter.com/Gulgunkaraoglu
gulgun_2006@hotmail.com