- Kategori
- Özel Günler
22 Mart Dünya Su Gününde Su ve Gıda Güvenliği

Su, hepimize yaşamın devamını ve canlılığını çağrıştırır. Gözlerimizin önüne yemyeşil bir doğa, cıvıl cıvıl bir yaşam karesi gelir. Susuz bir yaşamı düşünmek bile istemeyiz. Hepimiz bir su kenarında yaşamak, doğanın canlılığını paylaşmak ve suyun maviliğini, berraklığını, görmek, bir yelkenli gibi suda süzülmek isteriz.
Susuzluk dendiğinde, Afrika’ daki yoksulluk ve açlık aklımıza gelir. Bomboş çölleşmiş alanlar, bir deri kemik kalmış insanlar ve hayvanlar gözlerinizin önündedir her an. Bir damla su ve bir parça yiyecek için yardım kuyruklarında çırpınan insanlar. Afrika’nın yoksul ülkelerinde bir o yana bir buyana savrulan insan yığınlarıdır bizleri üzen.
Çok konuşuruz ama nedense çevreyi kirletmeye, su kaynaklarını bilinçsizce kullanmaya devam ederiz. Ziyafet sofralarında yiyecekleri ve suları israf ederken kara Afrika’nın kara yazgısını dillendiririz. Kendi ülkemizde su ve açlık sorununu kronik hale gelmedi diye bir tarafa bırakırız.
Su dünya üzerinde yaşamın devamının olmazsa olmazlarındandır. Canlıların hayatta kalabilmesi için adeta tek şarttır. Su yoksa gıda da yoktur. Su yoksa hayatta yoktur. Çünkü tarih içinde suyu biten kasabalar köyler ve de şehirler zamanla yok olmuştur. Tarih bu tür susuzluk ve afet hikayeleri ile doludur.
Bugün dünyamız 7 milyar insanı beslemektedir. Bilim çevrelerine göre 2050 yılında bu sayının 2 milyar daha artacağı ifade edilmektedir. Bu durumda su ve gıda talepleri de artacaktır. İstatistiklere göre her insanın günlük yaşantısında doğrudan ya da gıda ile 2-4 litre suya ihtiyacı bulunduğu ortaya konmaktadır.Dünyada bugüne kadar izlenen su politikaları karşısında su yanında gıda güvenliğimiz de tehlike altındadır.
Su yanında gıda güvenliği de insanlığın geleceğini belirleyecek bir konudur. Çünkü gıda üretmek için su vazgeçilmezdir. Bir kilo et üretebilmek için bir hayvanın tükettiği su miktarı 15.00 litre, bir kilo buğday üretebilmek gerekli su miktarı 1500 litredir. Yani su olmaz ise gıda üretimi de olmayacaktır. insanlar kadar hayvanların, bitkilerinde su talepler yüksektir.
Her ne kadar dünyamızın büyük bir kısmı sularla kaplı olmasına rağmen mevcut su kaynaklarının %97’si tuzlu sudur. Sadece % 3’ü tatlı sudur. Bu kaynaklarda azalmaktadır. Ülkemizde bile su rezervleri günden güne düşmektedir. Sulak alanlar yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Kazanç hırsı uğruna çevre orman ve doğa katledilmektedir.
Hele su konusunda dünyadaki güç odaklarının menfaatleri ve baskıları da girince olayın boyutu daha da tehlikeli hal almaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda yeni sorun odaklarından biri olarak su kaynakları gündeme getirilmekte ve ülkelere zorlama politikalar empoze edilmektedir. Özellikle sınır aşan sular konusu günden güne sorun olmaya, tehlikeli hal almaya başlamıştır.
Bugün dünyada 1 milyar insan kronik açlık ve susuzluk baskısı altındadır Bu baskı yıldan yıla da artmaktadır. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri de dikkate alındığında böyle giderse insanlığın büyük bir afet ile karşılaşması kaçınılmazdır. Geleceğimiz için dünya ile birlikte tedbirler almamız kaçınılmazdır.
İşte bu gerçekleri dikkate alan Birleşmiş Milletlerce 1992 yılında Çevre ve Kalkınma Konferansında alınan bir karar ile dünyadaki su kaynaklarının doğru kullanılması ve korunması için farkındalığı artırmak amacıyla 1993 yılından itibaren Dünya Su Günü kutlanmaya başlanmıştır.
Bu günde suyu tüketen her bireyin ve politika yapan ve uygulayanların dünyanın geleceği için bir daha iyice düşünmesine ihtiyaç vardır. Dünyadaki artan nüfus ve ihtiyaçlar karşısında daralan kaynakların korunması ve geliştirlmesinde hepimizin alacağı çeşitli tedbirler vardır.
Öncelikle ülke su rezervlerini dikkatle takip etmeli, yanlış uygulamalara engel olmalıyız. Temiz su kaynaklarımızı özenle korumalıyız. Şehirleşmenin ve sanayileşmenin su kaynakları aleyhine gelişimini ve baskısını azaltmalıyız. Gıda israfını önlemeliyiz. Günlük yaşantımızda suyu ihtiyaçlarımız ölçüsünde kullanmalıyız.
Tarımsal üretimde suyu tekniğine uygun olarak ihtiyaçlar ölçüsünde kullanmalıyız. Tarımsal üretimde daha az su tüketimi yönünde teknolojiler geliştirmeli ve uygulamalıyız. Daha az su ile daha fazla gıda üretimini sağlamalıyız. Çevre Orman ve su koruma politikaları geliştirmeliyiz. Herkes için gıda güvenliğinin sağlanması için su tasarrufu yapmalıyız.
Küresel ısınmanın dünya iklim dengelerini altüst ettiği, tarımsal üretimin zarar gördüğü büyük afetlerin yaşanmaya başladığı dünyamızda. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de su politikalarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Politikalarımızı doğal dengeleri ve geleceği dikkate alarak belirlenmeliyiz,
Ülkemizde suyu ticari rekabete kurban etmek yerine su politikalarında kamu menfaatleri dikkate alınmalıdır. Su ve gıda güvenliğinin korunması ile ülkemizin geleceğinin de güvence altına alınacağı unutulmamalıdır.