- Kategori
- Öğretmenler Günü
24. Kasım : Bırakın öğretmenler ağlasın..

umutarcn.com
Bırakın öğretmenler ağlasın..
Bu ülkede öğretmenler kadar dertli bir topluluk var mıdır?
Evet, vardır… Öğretmen olamayanlar. Vah onlara, vah ki vah…
Öğretmenlikten , bir öğretmen olanlar pişman bir de öğretmen olamayanlar…
Bu alandaki dertlerden , sorunlardan hangi birisini sıralayalım ki:
1. Öğretmenlerimiz uzmanlık almadan yetişiyorlar.
İleri ülkelerin çoğunda artık öğretmenlerde Lisans eğitimi yetmiyor; mutlaka Yüksek Lisans eğitimi isteniyor. Bir çok branşta da Doktoralı eleman çok.
2. Öğretmenlerimizin ücreti çok düşük:
Avrupa ülkeleri içinde , karşılaştırmalı olarak en düşük ücretle çalışan elemanlar bizimkiler.
3. Okuldan sonra sürgün olarak gönderilenler onlar:
Okuldan sonra , eğer öğretmen olmaya hak kazandılarsa , haydi bakalım Doğu’ya.. Güney-Doğu’ya diyerek, yeni cahil çocukları kuş uçmaz, kervan geçmez yerlere göndermek marifet sayılıyor. Oralara niçin tecrübeli, yaşlı başlı öğretmenleri göndermiyoruz. Ülkenin o kısımlarına ne derece önem verdiğimiz bu davranışımızdan bile anlaşılıyor.
4. Sınıflarımız hala kalabalık :
Batılı ülkelerde sınıflardaki öğrenci sayısı 10-15 arasında değişirken; bizde bu sayı 20-30 bazen 40’a kadar yükselebiliyor. Bukadar çocukla verim alabilmek, ilgilenebilmek zordur.
5. Öğretmenler gittikleri yerlerde, meskensiz kalabiliyorlar:
Bazen okulun bir bölümü mesken olarak ayrılabiliyorsa da, çoğu kez öğretmenlerin büyük çoğunluğu kiralık evlerde kalıyor.
Ordu mensuplarına rahatça lojman bulunabiliyor; polislere bulunabiliyor… Ama öğretmenlere gelince bu iş biraz zor. Hatta öğretmenlerin Öğretmen Evleri’nde kalmaları bile zaman zaman zor olabiliyor.
6. Öğretmenlerin büyük bir kısmı hala öğretmen değil.
Eğitim Fakültelerinden mezun sayısı görece az.. Bir ara “her fakülteden mezun kişiyi öğretmen yapabiliriz” anlayışı içinde, olmayacak meslek mezunları da öğretmen oldular. Ama gerçekte bunlar öğretmen değil; öğretmenliği bilmiyorlar. İlkokullarda bir sürü veteriner, işletmeci..vs.. öğretmenlik oynuyor. Niye ? Kendi mesleğinde iş bulamadığı için. Bunların öğretmenliği gerçek bir öğretmenlik olabilir mi/
7. Eğitim Fakülteleri öğretmen yetiştirmek için yeterli değil:
Kadroların büyük çoğunluğu boş. Profesör, Doçent sayısı anormal derecede düşük. Bu kadrolar genellikle, İlahiyat Fakültesi, Fen- Edebiyat Fakültesi ve diğer fakültelerden gelen Öğretim Üyeleri tarafından dolduruluyor. Bir çok Eğitim Fakültesinin Dekanı da Öğretmen kaynaklı değil; eğitim Fakültesi’nden değil. Böyle fakülteler nasıl öğretmen yetiştirebilir.
8. Öğretmenler yabancı dil bilmiyorlar:
Eğitim Fakültesinde bulunan hocalar da bilmiyor. Onun için çoğu Y.Doç. olup, orada kalıyorlar. Devlet bu insanlara yardım etmiyor. Dershaneler para verin öğrenin, diyorlar. Öğretmenlere bu zor geliyor.
Yabancı dil bilmeyen öğretmen , araştırma yapamaz, yol gösteremez. Öğretmenlere mutlaka yabancı dil öğretmek gerekir.
9. Öğretmen rotasyonu akli esaslara bağlanmalı:
Ordunun bir sistemi vardır. Herkes nerede ne kadar kalacağını bilir. Polislerde de aynı sistem var. Oysa öğretmenler yeni getirilen sistemle zorunlu olarak ömürlerinin ilk beş yılını Doğu’da geçirecekler. Bu kolay değil. Bu daha akıllıca ölçütlere indirilmeli.
10. Akıllı, becerikli öğretmenlere Yüksek Lisans yapmaları için izin verilmeli:
Nerede olurlarsa olsunlar, üstün başarı gösteren öğretmenlere; Eğitim Fakültelerinde Yüksek Lisans yapmaları için fırsat verilmeli. Bunun için kadro açılmalı.
11. Öğretmenler gittikleri yerlerde mutlaka güçlü bir Mesleki Kütüphane ile desteklenmeli.
Hem okul içinde, hem de çevrede böyle mesleki kitapların bol bol bulunduğu kütüphaneler özendirilmeli. Ve öğretmenlere , kitap yardımı yapılmalı.
12. Mesleğinde başarılı olan öğretmenlere İkramiye verilmeli :
Her ne kadar bu davranış , kıskançlıklara da sebep verse de, bazı öğretmenlerin çalışkanlığı, mesleğe bağlılığı özgün ölçütler üzerinden değerlendirilmeli.
13. Öğretmenler yalnız bırakılmamalı:
Öğretmenlerin meslek hayatlarının ilk yıllarında yalnız bırakılmamaları bizim öteden beri savunduğumuz bir sistemdir. Yeni öğretmenler deneyimli, iyi öğretmenler tarafından izlenir ve bilgileri, becerileri pekiştirilir. Burada ceza değil, özendirme esas olmalıdır.
Şimdi öğretmenliğe bir de “stajiyerlik” deneme süresini soktular. İnşallah bu devre de partizanlık uğruna yozlaştırılmaz. Gerçekten yararlı bir devre olarak algılanır ve sürdürülür.
Dedik ya, okullarda olan öğretmenler kadar, bir de dışarıda olan öğretmen adayları var. Onların bir bölümü öğretmen olmadan yaşlanıp gidecekler. Bir bölümü de gazetelerde okuduğumuz gibi inşaat işçiliği yapacaklar.
Şimdi şu habere bakın:
“Şu an Türkiye’de 75 tane eğitim fakültesi var. Eskiden 40 civarındaydı ve son 5-6 yılda bu kadar artış oldu. Eğitim fakülteleri ile birlikte fen-edebiyat fakültelerinin de sayısı yükseldi. Eğitim fakültesi öğrencilerinin sayısı bugün 220.000, fen-edebiyat fakültesi öğrencilerinin sayısı 280.000 civarında. İlahiyat fakültesi, güzel sanatlar, iletişim, beden eğitimi spor yüksekokullarına da pedagojik formasyon hakkı tanındığı düşünülürse, öğretmen yetiştiren tüm kurumlarda 734.000 öğrenci okuyor şu an. Bu da gelecek 4 yıl içinde 734.000 öğretmen adayı devreye girecek demek. Atama bekleyen öğretmen sayısı ise 300.000 civarında. Bu da 4 sene sonra toplamda 1 milyon öğretmen adayımız olacak demek…” (Mustafa Savran.7.2.14)
Prof.Dr. Mustafa Savran bu bilgileri uzun bir makale içinde inceleyip veriyor. O zamandan beri hala bu Eğitim Fakülteleri; Fen-Edebiyat fakülteleri makine gibi öğretmen yetiştirip duruyorlar… Sayı olarak yüz binlere vardık ama… Nitelikte nal topluyoruz. Öğretmeni iyi olmayan bir eğitimin sistemine ne kadar teknoloji transferi yaparsan yap, öğrenciler nal toplar. Nitekim. Uluslararası yarışmalarda (Piza vs..) bizim öğrencilerin zavallı durumları ortaya çıkıyor.
İnsan mı yetiştireceksin? Bunun için bilgisayarlar, araç gereçler yetmez.. Asıl Öğretmenine bak..!
Eğer nitelikli insan yetiştirebiliyorsan, o insan insandır… Gerisi bağlar gazeli…