​ 27 Mayıs Sonrasındaki Türkiye: Darağacında Bir Başbakan / Blog yazarları tartışıyor! / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '10

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
 

27 Mayıs Sonrasındaki Türkiye: Darağacında Bir Başbakan

27 Mayıs Sonrasındaki Türkiye: Darağacında Bir Başbakan
 

Aslında Türkiye’nin gerek şu an içinde bulunduğu referandum sürecini, gerekse yıllardır çözemediği terör sorununu analiz edip, anlamak için; 50 yıl öncesine dönüp, bakmak bile yeterli. Bugün yaşları 60’ın üstünde olup da, o yıllarda yaşananları daha dün gibi hatırlayanlar; her halde Türkiye’nin bugün bile yaşamakta olduğu sorunları çok daha iyi anlıyorlardır.

Bugün Türkiye’de bir referandumla yeniden anlam kazanmaya çalışan demokrasi kültürü, 27 Mayıs 1960’da acısını yıllarca hissedeceği derin bir yara aldı. Söylemleri ve icraatları ne olursa olsun, seçimle göreve gelmiş bir Başbakan’ı, iki bakanıyla birlikte darağacına göndermek; bugün benzerlerine ancak Latin Amerika ve Afrika’nın dikta rejimiyle yönetilen fakir ülkelerinde rastlanılan antidemokratik bir yöntemdir. Hele de Türkiye gibi; bugün kendine ait bir Anayasa’sı, o Anayasa’yı çıkaran bir parlâmentosu ve o parlâmentonun çıkardığı yasaları uygulamakla yükümlü yargı organları olan bir hukuk devleti için demokrasi ayıbıdır.

27 Mayıs 1960 darbesiyle Türkiye’de büyük sekteye uğratılan demokrasi kavramı, ardından sonunu getiremediği bir çözülüm ve kaosa doğru sürüklendi. Bir ana deprem gibi; 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 artçı sarsıntılarını tetikledi.

Türkiye’de siyasî otoriteyi yola getirmek üzere, iki kez ülke yönetimine el koyan, defalarca da bunun eşiğinden dönen ordu; beklenilenin aksine Türkiye’de daha derin sorunların yaşanmasına zemin hazırladı. 27 Mayıs, Deniz Gezmiş’i yarattı; 12 Eylül ise, Kürt sorunu ile birlikte Abdullah Öcalan’ı.

Pek tabi Türkiye’nin karanlık dönemler yaşamasında; dönemin siyasetçilerinin, askerden daha çok payı var. Bu yönde ilk sorumluluk, yine Adnan Menderes’in sayılır. 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı döneminde, tahkikat komisyonları ve vatan cepheleri kurulmasaydı; bugün ne 27 Mayıs 1960 darbesini, ne de 27 Mayıs ile birlikte yaşanmış diğer ihtilaller, terör olayları ve Anayasa referandumunu konuşuyor olabilirdik.

Türkiye’nin darbelerle dolu bir yakın tarih yaşamasında Adnan Menderes’le birlikte, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’in de göz ardı edilemeyecek derecede sorumlulukları var hiç şüphesiz. Türkiye tarihinin en karmaşık döneminde bir Ecevit-Demirel sürtüşmesi yaşanmasaydı; bugün ne Kenan Evren’den, ne de 12 Eylül 1980 ihtilalinden bahsediyor olabilirdik. Belki bu Anayasa referandumuna bile gerek kalmazdı. 28 yıl önce kendi oylarımızla kabul ettiğimiz bir Anayasa’yı, bugün yine kendi irademizle yap-boz tahtasına çevirmeye çalışmazdık.

Yakın Türkiye tarihi, insana; ‘keşke olmasaydı’ dedirten birçok kötü olay ve hatırayla dolu. Onlar hiç yaşanmamış olsaydı, belki bugün yükselen ekonomimiz ve azalan işsizlik oranlarıyla Avrupa’nın gelir seviyesi yüksek bir ülkesi olabilirdik.

 
Toplam blog
: 266
: 1321
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..