- Kategori
- Siyaset
28 Şubat - halksız demokrasiye devam

*28 Şubat 1997 Süreci.
Siyasi İSLAM 'ı savunan Milli Görüşün Refah Partisinin 1987 ve 1991 Genel Seçimlerinde oy oranını arttırdığını belirtmiştik. Artış 1995 seçimlerinde de sürmüş, Refah Partisi yüzde 21 oyla mecliste birinci parti olmuştur. İlk üç partinin oy oranları birbirine yakındır. İkinci ve üçüncü olan partiler yüzde 19'ar oy almışlardır. Koalisyon hükümetleri dönemi başlamıştır. Seçimden sonra diğer partilerin Refah Partisini dışarıda bırakarak kurdukları iki ayrı hükümet uzun ömürlü olmamış,1996 yılında Refah Partisi lideri Necmettin ERBAKAN Başbakanlığında yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. Koalisyonun ortağı Tansu ÇİLLER' in Doğru Yol Partisidir.
28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu, Hükümete "rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler" i bildirmiştir. Yazıda, laikliğin tehdit altında olduğu belirtilerek alınması gereken bir dizi önlem sıralanmaktadır.
28 Şubat süreci üzerindeki tartışmalar sürmektedir. Süreçte kimin haklı, kimin haksız olduğu ve/veya önerilerin içeriği üzerinde yorum yapmak çalışmamızın kapsamı dışındadır. Olaya demokrasi açısından bakalım.
Sosyal olaylara, yani topluma, kanun, kararname, emir ve benzeri düzenlemelerle yön ve şekil verilmesi mümkün değildir. Türkiye'nin yönetici kadrolarının ve halkın bir bölümü yıllarca bu sosyal kuramı bilememiş veya bilmezden gelmiş, istedikleri gibi bir toplum düzeninin kurulması için demokratik çaba göstermek yerine, kolaycılığa kaçarak, askeri darbelerden medet ummuştur. Bunun boşuna bir beklenti olduğunu tarihi darbeler süreci bir kez daha teyit etmiştir.
Darbeler, darbe yapanların değil, kendisine darbe yapılanların fikirlerinin toplumda yaygınlaşmasını sağlamıştır. 27 Mayıs'la başlayan bu süreç, 12 Mart ve 12 Eylül'le on yıllık periyodlarla yapılan darbelerle sürmüş, 28 Şubat'ta, iç ve dış dinamikler açıkça ortaya çıkmaya elverişli olmadığı için dolambaçlı yoldan topluma müdahale yolu seçilmiştir.
28 Şubat sürecinde toplumun bir kesimi, "benimsemeyenler", resmi devlet politikası olarak siyasetten dışlanmak istenmiştir. Bu dışlama cumhuriyet kurulduğundan beri gündemde olan uygulamanın en açık ve en keskinlerinden birisi olmuştur.
Toplumunun bir bölümünün devlet politikası olarak siyasetten dışlanması, toplumda ezelden beri var olan bölünmeyi keskinleştirmiş, ayrılıkları körüklemiştir. Bir toplumu oluşturan bireyler ırk, dil, din, mezhep, ve düşünce farklılıklarına bakılmaksızın toplumun ortak iradesinin oluşmasında eşit söz hakkına sahip olmalıdırlar.
Aksi halde halk iradesi tecelli etmez. Sistemin adı da halksız demokrasi olur.
*28 Şubat sürecinin sonucu.
Süreç, her toplumsal baskılamada olduğu gibi, baskıcıların istediği sonucu vermemiştir. Sürecin sonunda 3 Kasım 2002 seçimlerinde, Milli Görüşün içinden çıkan ve Siyasal İSLAM 'ı da içinde barındıran, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) seçimi kazanarak tek başına iktidar olmuştur.
Milli görüş-AKP ilişkilerine tekrar dönülecektir. AKP'nin seçimi kazanmasının tek nedeni elbette ki 28 Şubat süreci değildir. Katkı yapan önemli bir nedendir. Milli Görüş zaten son üç seçimdir oylarını istikrarlı bir şekilde arttırmaktaydı.
*Dönüm noktası.
3 Kasım 2002 seçimleri Türkiye'nin siyasal yaşamında önemli bir dönüm noktasıdır. Onun için biraz ayrıntılı incelemekte fayda olabilir. Önce başarıyı getiren faktörlerden biri olan Siyasal İSLAM' a bakalım.
*Siyasal İSLAM-Bir toplum mühendisliği projesi.
Siyasal İSLAM daha önce de belirttiğim gibi, komünizmin Türkiye'de yayılmasını engellemek için Soğuk Savaş döneminde başlatılmış bir toplum mühendisliği projesidir. Düşüncenin köklerinin toplumun iliklerinde zaten var olması hareketin hızlı gelişimini sağlamıştır.
1990'lı yılların başında Soğuk Savaşın sona ermesiyle komünizm tehdidi ortadan kalkmış, Siyasal İSLAM' a bu açıdan ihtiyaç kalmamıştır. Ancak Siyasal İSLAM artık toplumda oldukça geniş bir tabana ve bunu genişletme potansiyeline sahiptir.
Ortaya bir problem çıkmıştır; Siyasal İSLAM oy oranını arttırdıkça söylemini radikalleştirmeye başlamıştır. Bu türden söylem ve eylemlerin giderek artması Türkiye'nin Ortadoğu'daki radikal İSLAMİ rejimlerle yakınlaşma olasılığını gündeme getirmiştir. Oysa, Ortadoğu kaynaklı "terör" ve "köktendincilik" artık Sovyet tehdidinin yerine ABD için birinci öncelikli tehdit konumuna yükselmiştir.
Buna bağlı olarak, Soğuk Savaş bitmiş olsa da, ABD, Türkiye'nin stratejik öneminin azalmaksızın devam ettiğini fark etmiştir. Soğuk Savaş döneminde Türkiye'yi Sovyetlere kaptırmamak için mücadele eden ABD, bu kez bu önemli ülkeyi radikal İSLAM' dan uzak tutmak için çareler aramaya başlamıştır.
28 Şubat harekatı muhtemelen bu stratejik düşüncelerle planlanmış, ancak, başarılı olamamıştır. Yeni arayışlar başlamıştır.
Siyasal İSLAMIN toplumda güçlü bir desteğinin olduğu anlaşılmıştır. Eskisi kadar şiddetli ihtiyaç olmasa da Siyasal İSLAM' dan tamamen vazgeçmek de akıllıca değildir. Ülkedeki yoksulluk ve sosyal adaletsizlik sürmektedir ve gözle görülebilir gelecekte de sürecektir. Kötü yönetimler on bir yıllık (1991-2002) kargaşa döneminin sonunda ülkeyi tam bir ekonomik krize sokmuştur. Ülke iflas noktasındadır.
Yoksul kitlelerin dini tevekkülle bezenmesi ihtiyacı devam etmektedir. Yoksulluğa isyan edilmemeli, kader olarak görülmeye devam edilmelidir.
12 Eylül'den önce başlatılan Neo-liberal ekonomik politikalar sürdürülmelidir. Bu politikanın temeli iş gücünü ucuz kullanmaya dayalıdır.
*Ilımlı İSLAM.
Bu değerlendirmeler ışığında bir çözüm geliştirildiğini düşünüyorum. Çözüm, Siyasal İSLAMIN sürmesi ancak radikalleşmesinin önlenmesi şeklinde formüle edilmiştir. Batı buna "ılımlı İSLAM" demiştir. Formül uygulanabilirse radikal İSLAMIN önü kesilerek Türkiye'nin Ortadoğu'ya kayması önlenecek, aynı zamanda bölgedeki Müslüman ülkeler için de örnek alınacak bir model yaratılmış olacaktır.
*Proje başarılı oldu mu?
AKP'nin on yıllık icraatına baktığımızda; Neo-liberal ekonomik politikaların sürdürülmesinde oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Ülkede geçmişte 6 milyona yaklaşan sigortalı işçi sayısı 1 milyonun altına inmiştir. Projenin, radikal İSLAMIN önünün kesilmesi asıl amacına ulaşıp ulaşmayacağını zaman gösterecektir. Bu konuda sağlıklı değerlendirme yapmak için zaman erkendir.
*AKP'den önceki 11 yıl.
AKP'nin 2002 seçimlerindeki başarısının bir diğer nedeni ülkenin seçimden önceki yıllarda, yönetim politikaları üzerinde kendi içinde bile anlaşamayan, koalisyonlarca yönetilmiş olmasıdır. Bu dönemde ülkeyi yöneten hükümetlerin görev sürelerine ve kompozisyonlarına bakarsak ülkenin neden iyi yönetilemediği ortaya çıkabilir.
1. Süleyman DEMİREL Hükümeti Kasım 91-Mayıs 93 DYP-SHP koalisyonu.
2. Tansu ÇİLLER Hükümeti Haziran 93-Ekim 95 DYP-SHP koalisyonu
3. Tansu ÇİLLER Hükümeti Ekim 95-Mart 96 DYP-CHP koalisyonu
4. Mesut YILMAZ Hükümeti Mart 96-Haziran 96 Anavatan-DYP koalisyonu
5. Necmettin ERBAKAN Hükümeti Haziran 96-Haziran 97 Refah-DYP koalisyonu
6. Mesut YILMAZ Hükümeti Haziran 97-Ocak 99 Anavatan-DSP-DTP koalisyonu
7. Bülent ECEVİT Hükümeti Ocak 99-Mayıs 99 DSP azınlık hükümeti
8. Bülent ECEVİT Hükümeti Mayıs 99-Kasım 2002 DSP-MHP-Anavatan koalisyonu
Bu tablo,14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AKP'nin, on beş aylık bir parti olarak, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde en yüksek oyu alarak iktidara gelmesine katkıda bulunan faktörlerdendir.
AKP dönemini konuşarak incelememizi sürdürelim.