- Kategori
- Gündelik Yaşam
3 Anne 3 Hikaye

Kadınlarımız, analarımız başımızın tacı, hele ki şehit analarının haykırışına yürek dayanmaz! Öyle iyi anlıyorum ki onları. Alp Öke’min Şırnak’taki askerliğinden bilirim; geceleri ayrı sayarsınız, gündüzleri ayrı. Geçmez günler, haftalar. Sokağa giren bir askeri araç görseniz irkilirsiniz. Şehit olan kuzular da evladınızdır, gözleriniz şişer ağlamaktan.
Tek canımız var, o da vatana feda da evlat işte, Allah acılarını göstermesin.
Son bir hafta içinde üç anne profili çekti dikkatimi. İlk ikisi medyadan, üçüncüsü ile ben karşılaştım.
Facebook ve Twitter da tıpkı futbol ve siyaset gibi ilgi duymadığım ve de bulaşmadığım platformlar. Sosyal medya ile yegâne bağım -fotoğrafçılık aşkım nedeniyle- Instagram ve tabii ki ilk göz ağrım MB.
IG’de dolanıyorum, bir baktım karşımda Bn Kaplıcalı. Kızının videosunu çekmiş ve diyor ki “Miami'ye gitmeden sen de karla oynayabildin!” Yavrucak da evin içinde yapay karla oynarken görünüyor! Millet döşenmiş tabii yüzlerce yorumu ve içlerinde bir tane alkışlayan yok! Amacını aşmışsa da yorumlar, ana fikre yanlış diyebilir miyiz! Allah daha çok versin, para sizde gani; atla özel jetine, uç baba memleketi Erzurum’a, oynasın çocukcağız gerçek karla. Ve gına geldi sizin Miami’nizden, Panama’nızdan! Kanalınız zaten Pembe Düşler Kumpanyası, ne izlerim ne de televizyonumda ayarlıdır! Sizin Türkiye’niz farklı, bizimki farklı. 10 Kasım'da Atatürk resmi yayınlamakla milliyetçi olunmuyor! Bu cefakâr halkın; çocuğunu Amerikalarda doğurmaktan, her fırsatta oraya koşmaktan öte telaşları var. Lütfen siz kendi fanusunuzda mutlu mesut yaşayınız. Gidiniz ve hatta dönmeyiniz; fark etmezsek de üzülmeyiniz. Çünkü biz ülke gerçekleriyle meşgulüz; dövizin dışarı gitmesiyle değil, yurda gelmesiyle ilgiliyiz.
Geçen cuma üç beş kişiye sordum, “Nedir Black Friday?” diye ve aldığım cevaplar “Nedir Cadılar Bayramı?”na aldığım cevaplardan farklı değildi ve izninizle önümüzdeki altı ay boyunca gülmek istiyorum:)) Ama hadi paylaşayım birini sizlerle: Black Friday, gâvurların “Cuman Mübarek Olsun”uymuş:))
Hangi ara bu hale geldik biz:( Şükran Günü’nü kutlayan, hindi fırına sığmayınca “Bölsek, kabul olur mu?” diye soran dahi var! Eminim Florida'lı Susan ile Texas’lı Bill de “Aşure Günü”nü kutluyorlardır!!
Acaba silkinip kendimize mi gelsek! Bizler Yüce Türk milletiyiz. Aşağılık kompleksi içinde Batı’ya özenen 3. dünya ülkesi değiliz!
Bizim dizi yazarı Balcılar, Çağatay Ulusoy’un manevi babası; ama öz oğlu gibi seviyor. Yere göğe koyamıyor. Delikanlı Santa Monica plajlarında yorgunluk atarak (!) yeni dizisine hazırlanıyor, Balcılar da -jogging resimleriyle birlikte- övgüler yağdıran bloglar yazıyor!
Çağatay’ın hiçbir dizisini, filmini izlemedim. Dünyanın en başarılı aktörü de olsa, Oscar da alsa vız gelir tırıs gider; ben kişinin önce yaşam duruşuna bakarım. Balcılar kızıyor bana ve her zamanki beyefendi kişiliğiyle, “Bir izleseniz, çok beğenirsiniz.” diyor. E kızgınım, oyunculuğuyla değil ki benim derdim!
Sadece Çağatay da değil; siz hiç Pokut Yaylası’nda, Erciyes eteklerinde, Eğirdir Gölü'nde yorgunluk atan, yeni filmine ya da albümüne hazırlanan bir sanatçımızı duydunuz mu? Yok tabii, çünkü bu güzelim vatan köşelerinin vitrini yok. Parayı bulan; soluğu Miami’de, Los Angeles’ta alıyor! Herhalde paraya tapınmanın kutsal mekânları olduğuna inanılıyor ya da insanı konsantre dinlendiren (!) havaları var, gitmeseler olmuyor! Emma Stone ile Brad Pitt de yeni filmlerine İstanbul’da, İzmir’de dinlenerek (!) hazırlanıyorlar ya, bizim Şirinler de iade-i ziyarette bulunuyor!
Bir de şimdilerde -daha on yedisinde lise öğrencisi- popçu bir kızımız ulusal müzik âlemini kasıp kavuruyor. Son klibine baktım, başlarda tavşanlı pijamasını giymiş ayısıyla oynuyor ve ben çocuğum diyor; ama sonrasında göbeğini açmış dans ediyor ve ben büyüdüm diyor! Ailesinden başlayarak medya kurtları çocuğu gaza getirerek büyük bir iştahla tüketiyor. Verdiği demeçler de akıllara ziyan, çıtası yüksek; belli ki rakipleri Hadise ve Demet değil, Britney ve Selena ablalarını hedefliyor! Peki, şu anda ne mi yapıyor; okulunu dondurmuş, annesiyle Los Angeles’a uçmuş! Çünkü önemli olan lise değil, -İngilizce şarkı söyleyebilmek için- İngilizce öğrenmekmiş!
Acımasız sektör bir an önce büyütmek için ne yaparsa yapsın o bir çocuk ve aslında ebeveyninin yol gösterici ve koruyucu olması gerekirken onlar da -paranın cazibesi karşısında- kızlarının çocuk olduğunu unutmuş görünüyor! Hâl böyleyken de bırakın üniversiteye gitmesini, liseyi bitirmesi dahi mucize! Düşünsenize, konserden konsere koşarken hangi ara okula gidecek de ders görecek, çalışıp sınavlara girecek! Tamam, Selena ve Britney de müziğe 17 yaşında başlamışlar, hatta Britney’in ilk parçası -okulda çekilen klibiyle- “Baby, one more time”dır ve her ikisi de lise mezunudur, üniversite eğitimi almamışlardır; ama onlar müzik yaşamlarına 1-0 önde başlayan Amerikan vatandaşlarıdır. Nilüfer’in, Sertab’ın, Tarkan’ın başaramadığını bu kızımız nasıl başaracak, göreceğiz. Allah yolunu açık, başarılarını daim etsin; lakin MTV ve Grammy’e uzanan yolda göbişli kliplerden fazlası gerekmektedir!
Geçen hafta Antalya’da marketteyim; alışverişimi tamamladım, kasaya yöneldim. Önümde bir bayan ve eteklerine yapışmış 4-5 yaşlarında iki erkek çocuğu vardı. Bandın üzerine küçük bir çay paketi, iki mini kek, bir jelibon paketi ve bir de oje koydu. Kasiyer, “7.70 lira abla.” dedi. Kadıncağız cebinden çıkardığı bozuklukları saymaya başladı. 60 kuruşu eksikti. Mahcup gözlerini kaçırıyordu. “Abla, kekleri ya da jelibonu çıkarayım mı?” dedi kasiyer. Ve o asil anne öyle bir cevap verdi ki tüm çayları, kekleri yığasım geldi önüne:(
“Ojeyi çıkar abi.”