- Kategori
- Sinema
300 maganda!

"300 Spartalı" filmini vizyona girdiği ilk gün İzmir Çankaya’daki Karaca Sinema’sında izlemiştim. Nereden bilebilirdim ki, 300 Spartalı’nın her an 300 Magandaya dönebileceğini! Ama dönüyor işte! Memleketimden “vahşet” manzaraları her geçen gün artıyor!
Bugün Milliyet’te okuduğum bir haber başlığı şöyle: “300 Spartalı’yı izlerken atılan bira şişesiyle yaralandı.”
Devamı olayın korkunçluğunu gösteriyor: “İZMİR'in Çankaya Semti'ndeki bir sinema salonunda film izlerken attıkları bira şisesiyle 34 yaşındaki Yıldıray Yıldırım'ın yaralanmasına neden olan şehir magandaları kaçtı.
Olay, dün saat 22.00 sıralarında 1379 Sokak'taki Karaca Sineması'nda meydana geldi. ‘300 Spartalı’ filminin gösterildiği bir numaralı salona gelen kimliği belirsiz 6 kişiden biri, ışıkların söndüğü sırada elindeki bira şişesini ön koltuklara doğru fırlattı. Şişenin başına isabet ettiği izleyicilerden Yıldıray Yıldırım kanlar içinde kalırken, salonda kargaşa yaşandı. Şehir magandaları, çıkan kargaşadan yararlanıp salondan kaçarken, sinemanın girişindeki kapının camını da tekme atıp kırdıktan sonra izlerini kaybettirdi. Yakınları tarafından Alsancak Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Yıldırım, tedavisinin ardından taburcu edildi. İhbar üzerine harekete geçen polis, eşkalleri belirlenen zanlıları yakalamak için geniş çaplı soruşturma başlattı.”
Şimdi bir düşünelim: Merak ettiğiniz bir filmi izlemek için para ödeyip sinemaya giriyorsunuz. Tam film başlamış ve siz filmi izlerken başınıza sert bir cisim hızla çarpıyor. Bayılacak gibi oluyorsunuz, çünkü başınızdan bir anda kanlar akmaya başlıyor!
Neden? Çünkü 300 Spartalı’dan bile güçlü 6 "magandalı", insan suretli yaratıkça atılan bira şişesiyle yaralanıyorsunuz!
Filmdeki 300 Spartalı’ya kendilerini çok çabuk kaptırmış olmalılar ki, İzmir’in ortasında Spartalı hareketleri yapıyorlar!
Film de çok farklı değil zaten...
Thermophylai geçidini savunma hattı olarak kullanmaya düşünen ve kendilerinden sayıca kat be kat üstün olan Pers ordularına karşı savaşan 300 Spartalı’nın öyküsü bu.
Günümüzde İran sınırlarına yakın bölgede yaşamış olan bugünkü İran’lıların da atası sayılan Persler, filmde tam anlamıyla barbar, kana susamış, vahşi, düzenbaz olarak karşımızda. Kısaca Pers’lerin simgelediği “doğu” böyle bir yer olarak işaretlenmekte!
Spartalı’ların simgelediği “batı” ise, çok medeni! Filmin açılışından itibaren Spartalı bir çocuğun yaşantısını gösteriyor yönetmen. Buna göre şayet bir Spartalı normal şekilde doğmamışsa, özürlü ya da sakatsa onu hemen uçuruma atıp yok ediyorlar... Bu medeniyetin birinci kuralı: YALNIZ GÜÇLÜLER ve SAĞLAMLAR YAŞAR!
Bebek şanslı olur da normal doğarsa, bu sefer onu daha büyük bir rekabet beklemektedir. Özelliklerine, yeteneklerine bakmadan onu hemen diğer çocuklarla dövüşe koşar, diğerine hiç acımadan, en ufak sevgi kırıntısı göstermeden diğerinin ağzına yumruğu akşetmesini sağlarsınız. İkinci kural: EN YAKIN ARKADAŞIN DA OLSA, SEVGİ ZAYIFLIKTIR ve KİMSEYE MERHAMET YOK ! (No mercy!)
Olur da bu aşamalardan sağ salim çıkan bir çocuksanız, sırada sizin erkekliğinizi kanıtlamanız gereken bir yalnız doğa yolculuğu vardır. Her tür yabani hayvanın yaşadığı, kışın karlı şartları altında, ayaklarınız çıplak, elinizde bir mızrakla yaşamalısınız bir süre.
Ya avlanacak ya da avcı olacaksınız. Üçüncü kural: ÖLMEK İSTEMİYORSAN ÖLDÜR! ÖLDÜRMEK SENİ GÜÇLÜ KILAR!
Bunları atlatıp kral olan karakterimiz ise, bu sefer de Kraliçe’sine ve halkına dil uzattığı için gönderilen ve küstah olarak çizilen Pers elçisini öldürür. Kadını konuşma hakkına sahiptir çünkü o bir Spartalı’dır. Kural dört: HER SPARTALI EŞİT HAKLARA SAHİPTİR ve BU HAK ÖLDÜRME HAKKINI DA İÇERİR!
Çıkan savaş için yurdundan ayrılan Sparta Kralı eşine “seni seviyorum” demek ister ancak bunun yerine “ya kılıcıyla ya da kalkanının üstünde” gelmesi gerektiğini bildiği için “tamam leydim!” demekle yetinir. Kural beş: OĞLUNUZU VE EŞİNİZİ ÖPMEYİN, SAKIN “SENİ SEVİYORUM” DEMEYİN, YOKSA GÜÇLÜ ADAM İMAJINIZ FENA HALDE YERLE BİR OLUR! ONUN YERİNE BİR KAYA GİBİ DURUN…
Bu kurallar film boyunca uzayıp gidiyor ve karşımıza insan değil de, Süperman ile Karındeşek Jack karışımı 300 Spartalı çıkarılıyor.
Filmdeki Perslerden gerçek Perslere doğru hareket edersek, Pers İmparatorluğu, Anadolu’da yaklaşık 200 yıl boyunca kalmıştır ve tüm imparatorluklar gibi genişlemeye ve başka bölgeleri işgal etmeye çalışmışlardır. Bunun için önce Med İmpatorluğu’nu ortadan kaldırarak, Mısır ve Mezapotam’yayı hakimiyetleri altına almışlardır. Deniz ticaretini de ele geçirmek için bugünkü Yunanistan’a saldıran Pers ordusu, uzun dönem burada savaşmak zorunda kalmıştır.
Çünkü her ne kadar filmde Yunanlılara “oğlancı” dense de, Yunanlılar sonunda bir birlik kurarak, Pers ordusunu engelleyebilmiştir.
Thermopyhlai Savaşı’nda Spartalılar o denli cesur, yiğit, kaslı, yakışıklı ki, filmi izlerken “Spartalı olmak varmış” bile diyebilirsiniz!
Perslilerin Kralı Kserkses ise kendini Tanrı gibi gören bir korkaktır, haindir, tek istediği kendine tapınılmasıdır. Bunun için önce rüşvet, sonra hainlikten faydalanmayı seçen bir canidir. Pers ordusu ise siyah Ninjalara benzeyen “ölümsüzler”dir ama çirkindirler, kara çarşaf içindedirler. Anack Spartalı’lar karşısından kum gibi eriyen bir korkaklar birliğidir. Hepsi siyah, çirkin ve dayanıksız, beceriksiz adamlardır.
Kralları Kserkses bile bir gay’e benzemektedir. Dev gibi cüssesine rağmen korkaktır; kaşlarını aldırmış, kulaklarını ve burnunu takılarla doldurmuş, tırnaklarını uzatmış, orduya güç vermesi için hilkat garibelerinden faydalanan, aslında son derece korkak bir balondur.
Ve filmin sonunda ne deniyor, bilin bakalım:
“Medeniyetin ışığını taşıyan Batı, doğunun mistisizmini ve bela kuyusu” yeryüzünden silecek.
Sağolsun, sömürgeci, insanın kanını emen, ememediğinde öldürmekten geri durmayan, istilacı, dünyaya silah pazarlayan, nükleer, dırdırcı, ukala, obez, fast-food Batı sayesinde!
Çünkü ancak böyle bir medeniyet (!) kana susar ve dünyayı aydınlatır! Sparta Kralı gibi, ölülerin arasında zevkle dolaşır ve elmasını yer...
“Doğu neresi, nerededir Batı?” demeden önce bugünkü dünyada kimler hangi toprakları, ne kadar sömürmüş, sömürmeye devam ediyor diye sormak gerekiyor tabii…
300 Spartalı onca görsel çalışmasına rağmen, tamamen yapay, ırkçı ve saçma bir film olarak unutulmaya mahkum kalmış bir film.
Yönetmen Zack Snyder’ın bundan önceki yeniden çevrim çalışması olan Dawn Of The Dead’i (Ölülerin Şafağı) sinemada izleyen biri olarak şunu rahatça söyleyebilirim. Bu yönetmen insanları siyah ve beyaz gibi gayet net olarak bölmekten epey hoşlanıyor. Yönetmen George A. Romero gibi bir korku sineması ustasının, Amerika’nın tüketim anlayışını aşağılayan filmini, içi boş bir aksiyon filmi haline getiren yönetmenin, sinemadan önce hümanizm derslerini alması daha iyi olur gibi görünüyor.
300 Spartalı’nın müzikleri, başrol kadın oyuncusu (Lena Headey) ve başakların içinde ailesiyle buluşma sahnesi feci halde Gladiator’e, elçiyi öldürme sahnesi Truva ve Büyük İskender’e öykünse de, onların kalite açısından yanından bile geçemiyor.
Kraliçelerini, amacı için her şeyi, başkasıyla seks yapmayı bile uygun gören bir uygarlık çıkıyor karşımıza... Bu kadarına da Pe(r)s doğrusu!
Bu filmi, birkaç arkadaşınızla, mısır patlatarak, komedi filmi olarak izleyin. Garanti veriyorum, çok güleceksiniz!
Filmi haksız yere eleştirdiğimi düşünenler de olacaktır muhakkak.
O 300 Sıpa, pardon Spartalı'ya özenip, o altı maganda gibi bira şişeleriyle sinemaya girip azanlar, başkalarını yaralayanlar da olacaktır... Aynı sinemanın aynı salonunda yaralan ben ya da siz de olabilirdik.
Unutmamak gerekiyor ki, sinemanın büyük kitleler üzerindeki etkisi, gün geçtikçe artmakta.
Bu durumda, Irak gibi her an İran’ı da işgal etmeye ve binlerce insanı öldürmeye hazırlanan Amerika İmparatorluğu’nun zorbalığı için ön ayak oluşturulmuş oluyor. Amerika, bu filmle İran’a bir nevi gözdağı vermeye kalkıyor...
Ama bana değil. Çünkü ben Sparta'nın değil, Çanakkale’de cesurca savaşan, dünyanın en onurlu, en güçlü insanlarının soyundan geliyorum!...