- Kategori
- Güncel
35 kaçakçı PKK bölgesinde öldü diye tutulan yası anlamıyorum!..
Türk demokrasisini anlamakta çok zorlanıyorum.
Türk basınını anlamakta da çok zorlanıyorum.
Türk muhalefetini de anlamakta çok zorlanıyorum.
Türk elitini de anlamakta çok zorlanıyorum.
Türk askerini de anlamakta çok zorlanıyorum.
Türk devletini de anlamakta da zorlanıyorum.
Çünkü:
Demokrasi demek: Aklına geldiğin gibi davranmak değil; kimsenin aklına gelmediği doğru bir biçimde ve mantıkla davranabilmek demektir. Keza benim hakkımın başladığı her yerde, başkalarının hakkının bittiğini de idrak etmekten ibarettir. Ve Türkiye’de neredeyse kimsenin bilmediği ya da riayet etmediği bu bilgi, sadece bir ilk okul yurttaşlık bilgisidir.
Basın demek: aklına geldiğini yazmak, çarpıtmak, haber alma özgürlüğünü saptırmak, ona, buna, şuna ve/veya Başbakana, Cumhur Reisine hakaret etmek ya da örgüt yardakçılığı, yataklığı, bataklığı yapmak demek değildir. Basın ahlâk ve yasalarına “tabiî varsa” uymak demektir.
Muhalefet demek: İktidarın ve icraatın üzerinde bir itibar ile davranmak, Devlet değirmenine adam gibi su taşınırken, taşınamayan suların dahî, nasıl taşınacağı konusuna işaret ile o konuda isabetli ısrarlarda bulunmak demektir. Şahsî ya da parti çıkarları uğruna U dönüşler yapmak, devlet millet menfaatlerini görmezden gelerek baltaları taşlara vurmak, ülkeyi yurt dışında, paraları da kafaları da, ahlâkları da pul etmezlere, şikâyet etmek demek değildir.
Elit demek: Pelit olmamak demektir. A ile Z, 0 ile 9 arasında mevcut olan tüm bilgilerden kâm almış olmak demektir. İdrak, izan, irfan, tefekkür demektir. En önemlisi de; az öz ve doğruya en yakın sözlerle özlerle konuşan bir nevi süzgeç olmak demektir. Her gece ayrı bir TV ekranında, aklına geldiği gibi cevahir yumurtlamak ya da ailecek çığırtkanlık yapmak değildir.
Asker demek: Mantığı tamamen kendisine özgü bir sistemler silsilesinin fert veya fertleri veya müessesi demektir. Strateji ve harekât demektir. Kurşun atmadan toprağı geri almak demektir. Vurulmadan vurmak, görevi eksiksiz tamamlayarak geri dönmek, gerekirse de dönmemek demektir. Ancak ve asla görevini yapamamak ya da yanlış eksik yapmak, üç kurşun atmamışları ardında şehit bırakmak değildir.
Devlet demek: Tüm organları ile milletinin varı, mevcut hâli vemüreffeh istikbâli için tüm gücü ile çalışarak var oluşunun garantisi, mevcudiyetine esas mesnet olarak da, temelinde hak, hukuk, adalet, müsavat, demokrasi bulunun, bir mekanizma demektir. Bu mekanizma olması gerektiği şekilde çalışırken, devlet aletini yöneten devlet adamları ile hükümet fertleri, gerekmediği müddetçe hiçbir şey için, milletinden özür dilemezler ve hoş görülü, ezik veya çaresiz davranamazlar, demektir.
Bu birey ve birimler: Bazı önemli vemilli konularda uyumlu olmakla ve uyumlu çalışmakla yükümlüdürler. Bunu başaramamaları halinde: Zarar görecek olan, kendi ülkeleri, kendi milletleri, kendileri ve kendi aileleri olacaktır. Bunun tersini düşünmek bile, en hafif tarifi ile “saf dillilik” olur. İşte benim anlayamadığım da, nedense hep bu “saf dillilik” halinin oluyor olmasıdır?!.
Anlatayım.
Demokratik açılım paketi ayrı bir meseledir ve tüm vatandaşlar için söz konusu olan bir iştir. Terör örgütü ile mücadele adına, dağlarda şehirlerde yapılan mücadele ayrı bir iştir ve birbirlerine engel HİÇ DEĞİLLERDİR. Bunu basit gerçeği, halâ TV ekranında tartışanlar, nedense anlayabilmiş değillerdir?!.
Basın yayın mensubunun, özellikle de adet olarak ciddi bir kesimi, birçok meseleyi anlasa bile, ısrarla anlamamaya özen göstermekte, abuk sapık açık oturum konuları ile milletin hiçbir konuda olmayan görüşünü, adeta ve kasten perişân etmeye çalışmaktadırlar. Bu lâf salatası açık oturumlara artık rağbet etmeyen halk da, dizi meczubu olarak yaşamayı tercih etmektedir. Ve bu ülkede olanlar hakkında, neredeyse kimsenin bir bilgisi de, ilgisi de, fikri de yoktur. Bundan çok daha acısı: Nüfusun çoğunluğu ülkenin ne haritadaki, ne de yer küre üzerindeki yerini bilmemekte, bunun üzüntüsünü de duymamaktadır. Bu sebeple ve çok büyük bir süratle, medyanın kendine çeki düzen vermesi, dedikodu aklı ile basın ve yayın politikaları üretmekten vazgeçmesi lâzımdır.
Muhalefet, ülkenin çok ciddi bir şanssızlığı olarak, yok mertebesinde, ama fazla yol ortasında durmaktadır. Muhalefetin her manada, hem yurt içi hem de yurt dışı manzarası, gerçek hâli ve faal mensupları ile içler acısı olma noktasını bile geçmiş durumdadır. Özellikle CHP’nin kendisine çare bulamaması hâlinde, her zaman savunduğum gibi: kibar bir şekilde Anıt Kabir’de mevcut müze bölümüne, ebediyen kaldırılmasında, müthiş fayda olacak, bu şekilde millet, muhtemelen ciddi bir muhalefet partisi mantığına ve tavrına kavuşmuş olacaktır.
Elit olmak her ülkede çok zor bir iştir. Çünkü tenevvür, öncelikle liberâl olmayı gerektirir. Ancak kontrastı bu denli fazla, demokrasisi henüz rayına oturmamış, her kafadan bir ses çıkarken, hukuku düzgün olmayan bir ülkenin, darbe anayasası baba problemleri için çok dar da geliyorsa; o ülkenin bütün elitleri ya da münevverleri yanmış demektir. Çünkü bu kişiler her ne derlerse desinler; dedikleri halk tarafından kolay kolay anlaşılıp, benimsenmeyecektir. Bir de bu ülkede sıkça rastlanan liberal ama Avrupa kültüründen bol kepçe, Türk-İslâm kültüründen bir kaşığı bile mecburen ve zorla nasiplenmiş olan elitlerin fikirleri de, maalesef tartışmaya değecek bir seviye ve zaviyededir. Ve bu sebeple yaklaşımları da %100 alkışlanabilir bir nitelikte değildir. Bundan dolayı Türk münevverinin de dönüp kendine bir bakması, Frak ile İstanbulin arasında, kendisine yeni bir elbise biçmesi ve dikmesi gerekmektedir. Ki, toplumun her kesiminden kabul görebilsin. Fikirleri bu bünyeye uyabilsin.
Asker esas görev sahasına çekilmeye başlamış olmakla, kendisi için en akılcı işi başarmaya çalışmaktadır. Ancak, esas görev tarifi içine dönüş esnasında, her zaman olması mukadder olduğu veçhile, bazı haricî ve dahilî fireler olacaktır. Nitekim bunun olduğunu da görüyoruz. Bu sebeple asker de, bu evrim içinde, yeni kabullendiği eski görev tarifinin ciddi detaylarına dikkat etmekle, onları baştan gözden geçirmek ve bu hususta mevcut olan eksiklerini çağa ve ülke esaslarına göre uygulamakla yükümlü durumdadır. Ve bu istihaleyi süratle de başarmalıdır.
Devlet ve hükümet cephesindeCumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar, her konuda elden geldiği kadarı ile çok üst düzey bir çalışma sergilemektedir. Devlet de hükümet de Van depremi neticesinde, çok ciddi bir imtihanı başarı ile vermiş ve vermektedir. Keza, Dünya’nın bu günlerine rağmen, sergilediği çok ciddi bir ekonomik başarıdır. Ülke kalkınması konusunda da takdire şayan çok önemli yolların alındığı açıkça ortadadır. Ve her hür hükümet ferdi, yapılanların yeterli olmadığını da her yerde tekrarlamaktadır. Başta başbakan olmak üzre, özür dilenecek her yerde, tüm hükümet ricâli, çekinmeden özür dilemesini de bilmektedir. Bütün bu durumlar, esasen ayakta alkışlamamız gereken gayet çağdaş durumlardır.
Bu birey ve birimler bu evrim içinde birbiri ile anlaşamayınca, ya da birbirlerini aynı milletin ferdi değil de, öteki olarak görünce, ortaya alabildiğine ucube bir durum çıkmaktadır. Şayet TSK devlet kararı ile bir harekât yapacaksa, bunun da hudutları ve koordinatları belli ise; evvel emirde bu koordinatlar içinde, dışında, yakınında, uzağında ve hatta Edirne hududunda, hudut kapısı dışında bir sınır bölgesinden yurda giren ya da çıkan sineğin bile vurulacağını ve her kim vurulursa vurulsun, bu durumdan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinin hiçbir şekilde mesul tutulamayacağını, tüm basın yayın kanallarından ve her dilde, her gün, her haberle ilân edersin. Ve bu şekilde her kim ve her nerede vurulursa vurulsun. Bu iş başladığı yerde biter.
Belli ki; bunu kimse akıl edemedi. Affedilmez bir kusur tabiî. Umarım şimdi akıl ederler. Ve de anons ederler ki; o civarda güzer eden sinek bile vurulur. Çünkü orada bu doğa ve arazi koşullarında, vatan millet müdafaası için, hayatını ortaya koyan er kişiler, kendilerine verilen emri yerine getirmekle mükelleftirler. Ve bilinen odur ki; vurmazlarsa vurulacaklar. Vursalar da vurmasalar da Onlara hesap sorulacak. Kendi köşesinden aklına geldiği gibi kalem öttüren vatandaş, acaba o şartlarda olsa ne yapacak? Silâhı bırakıp, mülkî amire ya da komutanına ders mi verecek? Yoksa teröriste fındık fıstık viski ikram edip, sıhhi muayeneden geçirtip, hamam yaptırıp, yeni urbalar giydirip, koynuna hatun mu sokacak? Da bütün bunlardan sonra mı teröristi teslim alacak ya da vuracak? Bu konuda duyduğum her söze demokrasi değil, insanlık da değil, sadece “!!!” denir. Üç ünlem denir. Çünkü bu aklı ve mantığı tarif edecek hiçbir kelime yoktur.
“Vay efendim Otuzbeş kişi vurulmuş! Bu iş nasıl olurmuş?..” Bal gibi olur. Hatta olmalıdır da. Bundan sonrası için ders de olur. Bu otuzbeş kişi bu havada o dağlarda düğün yaparken halay çektikleri esnada mı vurulmuş? Ya da bu otuzbeş kişi Çankaya’da, Kordon boyunda, Bağdat caddesinde mi vurulup ölmüş? PKK’dan habersiz sineğin bile çişini yapamadığı ve terörist geçitlerinden biri olarak bilinen, bir dağ başında, vurulan o kişiler, Kâbe toprağı, Zemzem suyu taşırken değil; PKK adına sigara ya da petrol kaçırırken vurulmuş! Ve oradan geçen herkesin vurulması gerektiği için vurulmuş. Ben bu insanlara neden acıyayım? Ya da kim neden acır? Bunu anlamam mümkün değil. Bilmem kaç bin metreden o sınır boylarını, terörist sızmasın diye gözleyen pilotsuz uçakların, doğru kullanılması sonucunda ve gayet doğru bir ihbarın neticesinde, bu ihbar değerlendirilerek vurulmuş. Allah’ın emri bu. Bence iyi ki de, vurulmuş. Türkiye kaçakçı ve eşkıya cenneti mi? Onu vurmayan askeri vurmak vaciptir. “Efendim uçaktan vurulmuş. Çok yanlış olmuş tabiî. Neden terörist ile kaçakçıyı ayırt edememişler?” Bunların şalvarları mı farklı, puşileri mi farklı? Katırları mı farklı? Neyi nasıl fark edeceğiz? Vicdansız subay pilot uçağı sağa park edip, onca ot ve mort, tüccarına, onca katır arasında, acaba neden bir hatır sormamış? Neden bu vatandaşların gönüllerini almamış? Neden “Yak bi cigara gardaş. Hele anlat bakalım, nereden nereye göçersiz, kaçakçı mı eşkıya mı hangi sınıftan olursuz?” dememiş? Bu nasıl insanlıkmış böyle? Ayrıca bu nasıl uçak ihalesiymiş? İnsan bu durumlarda eşkıya kaçakçı ve terörist geçişlerine, park edilemeyen jet uçakları alır mıymış hiç?!. Hemen ben de altını çizeyim ki; tabiî kaçakçı “Dur!” ihtarına uymazsa ayağından falan vurulur. Ama bu durum normâl ahvallerde söz konusudur. PKK oralarda cirit atarken, bu tefriki yapabilmek her zaman söz konusu olmayabilir. Olması da beklenemez. Zaten olsa ne olur? Olmasa ne olur?.. Aklı olan hiç o cehenneme girer mi? Girerse ölecek olduğunu bilmez mi?
Dinle ki hiç bitmesin bu zevzek sohbeti... Aklına gelen Şeytan’ın bile aklına gelmeyeni söylesin. Bunun adına her cephede erdem ya da tenevvür deniyorsa, ben çok gülerim bu ulusal mürvete. Ulusal diyorum. Çünkü bu olay yüzünden, neredeyse ulusal yas ilân edeceğiz. Her TV kanalında herkes, bu olaydan dolayı üzgün gruplar halinde, açık oturumlarda neredeyse ağıtlar yakıp, nameler düzmekte. Sanki ölenler olimpiyatlarda bir kaza sonucu ölmüşler gibi. Anlaşılan bu beylerin hiç biri ve halâ “vergi mükellefi ve vatandaş zihniyeti” ne demektir öğrenememişler. Ben öncelikle bu vatan her tür mazarrattan korunsun diye vergi veriyorum. Eşkıya dağlarda kol gezsin diye değil...
İnsan olarak ve devleti temsil ederek, Cumhur reisimiz üzgün. İlgili bakanlar üzgün. Başbakan üzgün. Baş sağlığı diliyorlar. Bu özrü ve taziye beyanını sadece hudutların yasak bölge ilân edilemeyişi için kabul edebilirim. Aksi halde bu özür kime ve neden? O kişilerin yaptığı bu kaçakçılığa yoksa devlet ortak mı? Bir daha söylüyorum. Burada devletin tek suçu, oraları yasak bölge ilân etmemesinde. O da ancak, beni o bölgede vurursa, devlet sorun yaşanmasın içindir. Bu olayda Vurulup ölen bütün insanlar ve Onların tüm sülâleleri, orada yaşanmakta olan durumun farkındalar. Ve hatta vurulan gruba, durumu ikaz da etmiş bulunmaktalar. Ben tutumlarını anlamadığım herkesi bir yana bırakarak, sadece Türk Devlete onun bir organı olan TSK’ya vatandaş olarak soruyorum. 1. Bütün Dünya’ya karşı, neden vurursam sorun benim değildir. Girme ateş hattına deklarasyonunda bulunmadınız? 2. Vurduklarınız ciddi birer kaçakçı ve o paralar da bizlere sıkılan kurşunlar için PKK’ya gidiyorsa; kimden neye göre ve ne sebeple özür diliyorsunuz? Bana bunu devlet anlatmakla yükümlüdür. İşte ben bütün bunların sebebini anlamakta çok zorlanıyorum.
Tüm okurlarıma: 2012 Yılının ilk gününden son gününe kadar saadet, sıhhat, huzur dolu hayırlar, başarılar diliyorum. Ve ülkem devletim milletim için, bu yılın tüm yıllara kıyasen, çok daha mükemmel neticelerle dolu geçmesini temenni ediyorum.
Haydar Volkan
Çiftehavızlar:01.Ocak.2012