- Kategori
- Güncel
Yıllardır konuşmaya ne hacet? Bu işin hacet kapısı bellidir!
Ermeni konusu benim hep içimi sızlatan acı bir konudur. Ben Ermeni milletinin en güzel üç kadınını, Üç kız kardeş olarak bebek yaşımda tanımışımdır. Her Pazar günü yalımızda ya da konağımızda, toplanan geniş dostlar halkasında, Anneannemin Millî Reasürans’dan arkadaşları olan, bu Üç Ermeni kız kardeş de bulunurdu. Ve bana mutlaka Fransızca bir hikâye kitabı getirirler, Onun da ilk hikâyesini Fransızca yüksek sesle okuyup, Türkçe’ye tercüme ederlerdi. Ben bir yazar olarak, hikâyeden de romandan da nefret ederim. Ancak içeriği muazzam olan hikâyeleri severim. Onların da sayısı zaten çok azdır. Annem bana İki şeyi hiç yapamamıştır. Asla beşiğimi sallatmamışımdır. Ve asla hikâye okumasına izin vermemişimdir. Ve Canım anneciğimin, bu ikisi de içinde ukde kalmıştır. Hatta ben herkesin bildiği malum hikâyeleri, herkese ayıp olmasın diye, bundan Beş sene önce, asistanıma anlattırıp öğrenmişimdir. Ben hiçbir şeyin hikâye halini sevmem. Dolayısı ile bu yılan hikâyesine dönüşen Ermeni meselesini de hiç sevemedim. Ve fakat, O Üç Ermeni kız kardeşin, benim anılarım ve kişiliğimin gelişmesi üzerinde, hatırı sayılır yeri olmuştur. Onlar bana Türkçe hikâye anlatsalardı asla dinlemezdim. Hem hikâyenin Fransızca olması, aynı anda Üçünün de benimle birlikte oturması ve Fransızca kelimeye en uygun Türkçe kelimeyi bulmak için çabalamaları, son derecede mükemmel ve içeriği çok derin bir manzaraydı, benim için. Muhtemelen O güzel insanlar yüzünden hep sevmişimdir Ermeni milletini. Kuyumcum, dişçim, terzim, ezcümle ince işlere muhtaç olan her konudaki ehl-i san’at kişim, mutlaka Ermenidir. Hatta dişçimle oturup Klâsik Türk Musikisi eserleri bile geçeriz. Ermeni’lerle münasebetim, bu kadarla da kalmamış, çocukluğumdan bu yana, çok uzun vadeli arkadaşlarım, ilgi duyduğum kadınlar, halâ süren dostluklarım dahî olmuştur. Türkiye gibi bir yerde yaşayıp da, Ermeni, Rum, Yahudi ve daha nicesi ile kardeş, dost, arkadaş, sevgili, olmamak diye bir şey zaten düşünülemez. O denli hatta o kadar olmaz denli, birbirimize karışmış bir haldeyizdir ki; yemeklerimiz müziklerimiz içkilerimiz bile aynıdır. Sadece evliliklerde ayrı kalmışlığımız varsa; o da, din sebebi ile olsa gerektir. Ve ne yazıktır. Ne Kötüdür.. Ne eksiktir...
Türkiye’de yaşayan her milletten her fert, ne hazindir ki; bir gerçeği iyi bilir. Fransız ve Rus orduları Taşnak Ermeni’leri ve bazı kandırdıkları başka Ermeni grupları ile birlikte, olmadık işler yapmışlar ve bu yaptıklarını o denli ileriye götürmüşlerdir ki; Ermeni Ermeni’yi bile kesmiştir. Bu mezalimden kaçan Ermeni ailelerini, hatta Türk komşuları korumuştur. Kısacası hâl harp halidir. Vuran vurmuş, kıran kırmış ve Osmanlı bazı Ermeni vatandaşlarına, “Zaruretten dolayı” aynı vatan içinde yer değiştirtmiştir. Bu arada yolun uzunluğu, mevsim şartları ve Ermeni çetelerinin mezalimi neticesinde, bu insanlardan çoğu da ne hazindir ki, ölmüştür. Söz konusu rakkam maalesef BeşYüzBin kişi civarındadır. Bu arada Ermeni Çetelerinin katlettiği, camilere sokup yaktığı, Türk’lerin de sayıları bu civardadır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus: Onlar bizleri katletmiştir ki; bu katliamların mezarları ortaya çıkmıştır. Bu zamana değin, Onlara ait bir toplu mezar, henüz bulunmuş değildir. Osmanlı bu durumda bile; katliamı değil de; tehciri tercih ederek, Ermeni vatandaşlarımızı hem Osmanlı’dan, hem de müstakbel belâlardan uzaklaştırmıştır. Bu uzaklaştırma esnasında kusuru olan/görülen resmî sivil tüm memurîn sınıfına da, cezalar hatta idamlar verilmiştir. Bu olayı Dünya’da bir çok millet anlamaz. Çünkü bize ahlâk dersi vermek isteyen o milletler, alenen katliamları tercih etmişlerdir. Ve bizleri de kendileri gibi bilmektedirler. Ecnebilerin, sadece din sebebi ile birbirlerini katletmelerinin hikâyesini yazacak olsak, Ermeni tehciri o yazıya virgül bile olmaz.
Bu tür işler benim işlerim değilken, bunları nereden biliyorum? Bu konu ile ilgili arşiv çok büyük bir hata ile kimselere açık değilken; bu arşivin bilgilerini Amerika’ya götüren, Bir Orta Doğu uzmanı, aylarca bende kaldığı ve bu arşivin mikro filmleri alındığı, alınan bu filmlerin çoğu, hurufat-ı Arabî bilen pederim ile birlikte, burada okunduğu için, çok şeyi, doğru elden, çok iyi biliyorum. O kadar iyi biliyorum ki; söz konusu uzman, “-Aleyhinize tek bir delil dahî yokken, Siz bu arşivleri açmamakla, suçlu duruma düşüyorsunuz. Nasıl bir milletsiniz?” deyince; ben de kendisine, pratik bir tavsiyede bulundum. “- Amerika’ya gidince, ilgili makamlarla birlikte, bizim devletimize, bu bilgileri, Dünya kamu oyuna açıklayacağız, deyin. Bizimkiler de bunu duyunca arşivleri açarlar.” dedim. Aynen Amerika dediğim gibi yaptı. Bizimkiler de arşivleri açtı.. Ancak ve artık o arşivlere bakmak isteyen talip kalmamıştı. Keza, Türk olarak biz, başka Bir hata daha yaptık. 1915 olaylarını, iyi de olsa kötü de olsa üstlendik. Ah benim tarih ve ilm-i siyaset bilmez talihsiz milletim. 1915 Olayları Osmanlı ile Ermeni’ler arasındaki olaylardır. Zaten biz bu Cumhuriyeti Osmanlı’yı beğenmediğimiz için kurmadık mı? Türk ile Ermeni’nin kavgası mı olurmuş? O olaylar, Ermeni’nin Osmanlıya karşı kavgasının sonucudur. Ancak bizler de gökten sepetle inmediğimiz için, tabiî bu işi parlamentolarına taşıyan dîvanelere, gerekli yardımı sağlayarak, hayatlarında unutamayacakları bir dersi de kendilerine verebiliriz. Bizi sıkıştırmak isteyenleri, kendi cinayetlerinde boğmamız işten bile değildir. Bunu yaptığın gün, Ermeni tasarısı için, bugün Fransa’da kürsüden cıyaklayan hatun, bizim önümüzde secdeye kapanmazsa eğer, kendimi inkâr ederim.
Bu konudaki Osmanlı arşivi hakkında bildiğim, çok fazla doğru olduğu için, şimdi yine diyorum ki;
Seksenli yıllardan beri, Türk hükümetlerinin bu işi sürekli beşik gibi sallayarak, bu millet adına işin suyunu çıkartmak gibi bir hakları yoktur. Fransız milleti ve Onların uzun ökçeli Yarı-başkanları kimdir? Alt tarafı bir yarı başkandır. Diğer yarısı gelene kadar, yarım porsiyon aklı ile tarihten silinip gidecektir. 1915 Senesinde bizim vatandaşlarımız olan Ermeni’leri kışkırtmış insan sürüleri de, bu Fransız’lar değiller midir? Cezayir ve Rwanda katliamı bu katillere ait değil midir? Bunların büyük anneleri, hapiste olan kral çocuğu için, bizim padişahımızdan şefaat dilenmiş değil midir? Yapılan iyiliğe karşı nankörlük, kimlerin eseridir? Bu da belli değil midir? Ne konuşuyoruz tam belli değil?!. Alt tarafı muhatap Fransız. Uğurunda bu kadar konuşmaya değmez. Asla bu sözlerim ile bu Fransız’ları küçümsediğimi de sanmayın. Tam tersine. Zaten küçükler. Biraz sözü uzatıyorum ki; Her Türk gibi Fransa’ya bedel Bir Türk’ün, tenkidi ile şereflensinler. Bu sözler, bu tür sözlerden hoşlananlar için yeterlidir. Yanlış ya da doğru olması da önemli değildir. Fransız, kendisinin ne menem olduğunu, Türk karşısında zaten bilir. Derdi de Türkiye’nin bu yükselişini, Başbakanın Dünya siyasetini, aklınca önlemek içindir.
Şimdi gelelim işin bir gömlek üstüne. Bu ülkede halâ Ermeni vatandaşlarımız var. Ve Onlar bizlerle aynı haklara sahip değiller. Esasen Onlar bizlerden bir adım daha fazla hakka sahipler. Çünkü kendilerini bu vatan ve millete emanet etmişler. Bu tür olaylarda, en fazla sıkıntı çeken de, Onlar olmakta. Biz bizi bir yana bırakıp, öncelikle Onların bu üzüntüsüne ve endişesine sahip çıkalım. Keza, Onlardan daha zor durumda olan, DoksanBin ile YüzOnBin civarı olduğu söylenen, Sıfırı çoktan tüketmiş olan Ermenistan yüzünden, O ülke vatandaşı Ermeni’lerin de bu ülkede ve bizim çalışabilecek nüfusumuzu engelleyerek, burada çalışıyor olmaları meselesi de var. Tüm bütün bunların dikkate alınması lâzım. Dolayısı ile bu işler süratle düzelmeli. Önce Fransız’lar olmak üzre, bilir bilmez her millet, dilini gerekli şekilde derlemeli. Ermenistan Karadağ hayâlinden geri dönmeli, Ağrı dağını hayâl dahî etmemeli. Katliam safsatasını bir kenara bırakmalı, Dünya Ermeni’leri diğer Ermeni’lere verdikleri zararları da bilmeli ve bu iş bitmelidir. “- Tabiî herkesin istediği budur. Da bu iş nasıl olur?” diyeceksiniz. Çok basit olur. Hemen olur. Hem de tereyağından kıl çeker gibi olur. Hem de Dünya üzerindeki tüm ülkeler, parlamentolar ve tarihçiler ve milletler için fevkalâde iyi de olur. Geriye dönüşü de olmadan olur. Yani bir seferde olur ve biter...
Yarın sabah Türkiye, bu güne değin yaptığı gibi lâfı ve şartları dolandırmaz. Ve İki ayrı sebeple İki ayrı ülke için, Lahey adalet divanına “Gidiyorum.” demeden gider. Bunlardan birinci ülke: Ermeni konusunda bize halen muhatap olmadan, kanun çıkartmaya çalışan, Fransa denen şirazesi bozuk ülkedir. İkincisi de Mavi Marmara ve sonrası konusunda, her tarafı konu dışı olan tek ülke, İsrail’dir. Lâhey’den her iki konuda da çıkacak net netice bellidir. Bir daha hiç kimse, ne Amerikanya, ne de Tanzanya, ağzına “Soy kırım” falan diye tek lâf alamaz. Hep birlikte rahat ederiz. Kaldı ki; Lahey Adalet Divanının Birkaç sene önce gördüğü, Sırp katliamı ile ilgili davada, Sırp’ları kurtarmak için yapmış olduğu “Soy kırım tarifine”, Ermeni tehciri esnasında yapılanlardan, uyabilecek tek bir husus yoktur. Başbakana saygım büyük. Beyanatına da saygım var. Ama bu dediğimi yapmadığı sürece, hepsi ve her girişim sonuç alamaz. Nisan ayında sırada Amerikanya ile uğraşmaya başlarız. Sayın Başbakan, tek seferde kesip atmalıdır, şu çürümüş meseleyi. Hem Biz, hem diaspora, hem Dağlık Karabağ, hem Azerîler, hem Ermenistan, Hem Ermeni vatandaşlar, hem parlamentolar, hem tarihçiler, hem de bu millet rahat eder, dediğim yapılırsa. Ve zaten sonunda aşırı geç kalınarak, yapılacak olan da bundan başkası olamaz.
Haydar Volkan
Çiftehavızlar:23.11.2011