​ Fotograf çekmeden önce “eser adına” öz ile biçimin ne olduğunu öğrenelim. / Fotoğraf / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '11

 
Kategori
Fotoğraf
 

Fotograf çekmeden önce “eser adına” öz ile biçimin ne olduğunu öğrenelim.

YAZI DİZİSİ:26

Türk insanı – Türk’ün san’at anlayışı – Türk fotograf tarihçesine özet bakış –  Türk’ün Dünya ülkeleri önünde medeniyet katına çıkamama sebepleri – San’at dünyasında acı rekabetin vurduğu piyasa ve iş adamları – Adı rekabet olan, aslı rezaleti aşamayan işler sonunda, bugün Türkiye’nin vardığı olumsuz  neticeler.

Adam çok büyük Bir Cennetlik olarak ölmüş. Bu sebeple de kendisini Cennet’e kabul edip, hemen Ahiret müfettişi yapmışlar. O da bir gün Cehennem’i teftişe gitmiş. Cehennem’in Bir bölümde devasa büyüklükteki kazanlarda sular kaynıyor, her kazanın başında da bir Zebanî bekliyormuş. Bu Zebani’ler Kafasını sudan çıkartana büyük bir sopa ile vurup, kafasını suya gömüyormuş. Ve fakat sadece kaynayan bir kazanın başında Zebanî yokmuş. Müfettiş Bey merakla mihmandarına bu işin sebebini sormuş. “-Efendim o kazanda Türk’leri kaynatıyoruz. Onlara Zebani gerekmez. Her kim ki kafasını suyun üstüne doğru yükseltecek olsa, diğerleri zaten aşağıdan çekip, Onun yükselip de nefes almasına izin vermezler. Onlar birbirinin Zebanisidir.” demiş..

İşte 26.Gündür biz, bu Zebani meselesini konuşuyoruz. Oysa, kazanın üstüne hep birlikte çıkıp, hep birlikte şerefle, muhabbetle, başarıyla, lezzetle, Tüm Zebani’lere inat güzel işler yapsak, teknoloji ve bilgi paylaşsak, birbirimizin yanlışlarını tenkit etsek, yaşlıları ileriye gençleri yukarıya teşvik etsek, bildiklerimizin hepsini herkese ve tabiî hak edenlere öğretsek, Dünya çapında işlere imzalar atsak, neremiz ve neyimiz eksilir? Tabiî bu iş ahlâk, fazilet, inanç, irfan, îman, izan ve insan işidir. Bunlardan bazıları eksik olunca, o eksik yapılan işlere de yansıyınca, durumlarının vahameti belli olmasın diye, acizler hemen Zebani’leşir. Ve Zebaniler  bir gerçeği bilmezler ki; bu manzarayı seyir etmekten artık sıkılan Melel’ler o Zebani’leri kazanın içine de gün geldiğinde itebilir. Ki; Kazan nöbeti müessesesi fazla uzun sürmesin. Ve yeni yetişenlere Zebani’ler değil de; gerçek san’atın bedii zevkleri ve aklı ulaşabilsin...

İnsan san’ata bulaştığından ya da san’at insana ulaştığından beri, Dünya san’at konusunda çok ciddi bir hususu hep tartışıp durmuştur. Öz mü biçim mi? Tabiî öz çok mühimdir. Ancak bir o kadar da biçim önemlidir. Ve fakat, biçimsiz öyle özlerle karşı karşıya gelmek mümkündür ki; insan şaşırıp kalabilir. Çok güzel bir kadın, bazen ağzını açtığı zaman, ağzındaki çikletle birlikte, inanılmaz derecede bayağı, hatta pespaye bir durum sergileyebilir. Çok çirkin, üstü başı hırpanî bir adam, ağzını açtığı zaman, sözlerini evliyalar gibi söyleyebilir. Tabiî şayan-ı tercih olan: Çok güzel bir kadının da, çok yakışıklı bir erkeğin de, mükemmel aklı ve vicdanı sergilemesi olmalıdır. Bu durum da, cemiyete örnek teşkil etmesi açısından, fevkalâde bir neticedir. Ve fakat bu netice, her zaman için maalesef mümkün de değildir.

San’at eserleri de, yaratıcılarının ruh ve akıl yapılarına göre şekil aldığı için, bir ölçüde kendini yaratanlara benzerler. Gönül ve beyin gözü açık olanların verdikleri eserler ile beyni bir idealde, gönlü komşunun kızında olanların yarattıkları eserler, genellikle öz yoksunu eserlerdir. Belki herkese eserin dış yapısı başarılı gibi gelebilir. Ancak zamanla içinde özü olmayan bir eser, muhataplara boş gelmeye başlar. Şiirini ısrar ile aruz kalıbına, yani aruz biçimine göre yazmak isteyen biri, istediğini bazen aruza uygun kelime bulamadığı için, tam ifade edemeyebilir. Onun yerine hece vezni ya da serbest vezin kullanan başkası, işin özünü bir çırpıda anlatabilir de. Bu öz biçim konusuna çok halkça bir yaklaşım da, yazısız karikatürler olabilir. Bu karikatürlerde biçim hiç önemli çizgilerden oluşmaz. Ancak özü okuyucuya çok önemli şeyler söyler. Keza bir nude çalışmada, model ne denli güzel olursa olsun, resmin döküleceği kalıp kübizm ise; bu işin ne olduğunu iyi bilmeyen bir model, memesini alnında, suratını koltuk altında görünce, onca saat çıplak olarak vermiş olduğu poza mı yansın, ressamı mı öldürsün? Buna karar veremeyebilir!.

Her yapıtın önce eser olabilmesi için, mutlak bir tefekkür ve emek mahsulü olmak mecburiyeti vardır. Tabiî her eserin matematik, grafik, estetik ve melodik kaygıları da içinde büyük bir özenle taşıması şart ve esastır. Bu tür endişelerden uzak olarak meydana gelmiş olan herhangi bir yapıt, eser olmaktan çok uzaktır. Mikael Angelo yaptığı heykele çekici fırlatıp “-Konuş.” dedi ise; yaptığına taptığı için değil; taptığına hayran ve O’nun karşısında aciz kaldığı ve O’nun sebebi ile ibadet edercesine o heykeli yarattığı için öyle demiştir. Ben bütün ömrüm boyunca, Allah’ı olmayan ve Allah’ı anlamayan san’atkârların, uzun soluklu muvaffak olduklarını hiç görmedim. Yaptıkları işlere veya  eserlere, büyük bir öz ya da ruh kattıklarını da görmedim. Keza, o kişilerden aşkla şevkle ibadet edercesine, özveri ile yapılan ciddi bir çalışma neticesi, meydana çıkmış olan, özü sözü biçimi yerinde bir eser de görmedim.

Tüm San’at dallarındaki bilindik kalıplara göre: icra edilmesi en zor olan kalıp, halk tarafından da kabul edilmesi en zor olan soyut kalıptır. Ve bu tür soyut olarak icra olunan, san’at dallarının bütün türleridir. Bu türde açık seçik mevcut ve belirgin olan, bir obje bulunmadığı, ama çok fazla ya da türden, renk şekil, nota, ses, form bulunabileceği için, bu tür soyut bir yaklaşıma, biçimden öte ruh katmak, san’atkârının kabiliyet derecesine göre: Hem çok kolay, hem de imkân dışı olabilmektedir. İzleyici algısı açısından da durum aynıdır. İzleyici bir resim, bir heykel, bir fotografta, görmeye alıştığı objeleri göremeyince, “-Bu nedir?!” sualine takılıp, seyir ettiği öze dair nonfigüratif görüntünün, zevkine bile varamamaktadır. Oysa, çok başarılı soyut çalışmalarda, izleyicinin sorduğu “-Bu nedir?!.” sualinin cevabı, aslında değişmez ve tektir. O cevap da: “- Bu, nice biçimi fersah fersah aşmış olan bir özdür. Ve anlattığı tamamen gönül potasında eritilmiş olan cevherin, beyin tezgâhında mücevhere dönüştürülmüş halidir... Ve bu hâl, san’atta özün, biçimden çok daha önemli olduğunun açık delilidir.“ şeklinde olması gerekir.

Bu anlattığımı anlamak, esasen ciddi bir akademik terbiyeden geçmeyi gerektirmez. Bunu anlamak için, medenî ülkelerdeki ilk okul tahsili bile, yeter de artar bile. Ancak ülkemizin çorak maarifi, bu tahsili bizlere vermediği için, milletimiz çoğu zaman öz ve biçim konusunda, daha fazla biçime dair varlara, hayranlık duymaktadır.. Oysa, kendisine bu öz meselesini anlayabilmesi için “-Hadi aşkın, sevdanın, hasretin, ıstırabın, sevginin, hüsranın, resmini yap.” desek; yapabileceği resim, figüratif olmaktan ziyade, çok daha başka ve soyut bir görüntü  halinde olacaktır. San’atın özü için de, soyut yaklaşım için de, esasen anlatmak istediğimiz mesele: Sadece bu duygu ve yaklaşım meselesinden ibarettir.

Bunu anlamayanların, anlamak istemeyenlerin halleri ise: Sevgilisinden uzun zaman mektup bekleyip de, en sonunda bu mektubu postacının elinden almış ve elindeki zarfı, büyük bir heyecanla mektubun tamamı sanmış, ve o zarfın üzerinde, sevgilisinin el yazısı ile yazılı, kendi ismini görüp, başka isimlere kör kalmış, bu suretle de:  Köy meydanı meczubu olarak nam salmış, bu meczubiyyeti(1)dolayısı ile zarfın içindeki mazrufta, hasret kokan, sitem tüten, muhabbet yanan, buram buram sevdayı hiç okumamış, zavallı ve mahcur,(2) dîvane(2)bir sevdalıya benzer...

Haydar Volkan

Çiftehavızlar:22.Aralık.2011

Meczubiyyeti(1):Deli divane. Mecnun olma hali.

Mahcur(2) : (Hacr. den) Huk: Hacir altına alınmış, malını kullanmaktan men' edilmiş, hacredilmiş.

Dîvane(3):Deli. Aklı başında olmayan.

Not: Tedariki tamamlanınca, bu yazı dizisine EK: bir liste gelecektir. Uzun süren bu yazıyı dizisini okumak lûtfunda bulunan kişilere teşekkür ederim.

(Bazıları için yolun, Siz okurlar için yazı dizisinin sonudur!) 

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..