​ Yalnızlık üzerine / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '13

     
    Kategori
    Deneme
     

    Yalnızlık üzerine

    Yalnızlık üzerine
     

     

    DENİZDE DOĞUP BİR KAŞIK SUDA ÖLEN İNSAN

    Bir insan en fazla kırk beş del acıya dayanabilir ve doğum esnasında bir anne adayı elli yedi del acıya maruz kalır ki bu aynı anda yirmi kemiğin kırılmasına denk gelirmiş. Doğumun zorluğundan ve kutsallığından bahsetmeme lüzum yok. Bir insanın içinden minicik, aciz, şaşkın, yeni bir insanın çıkması bahsedilmesi gereksiz, haliyle kutsallık tablosu bir olaydır zaten. Doğumun kutsallığı kenarda duradursun doğum; çoğalmaktır, bir iken iki olmak, yalnızlığa uzaktan bir göz kırpmaktır.

    Burcunun belli olacağı, uğruna fallar bakacağı, ileride her sene ölüme bir yaş daha yaklaştığı için partileri düzenleyeceği, ilk kez nefes aldığı, doğduğu gündür insanın kalabalığa girişi. Hayata tek başına değil de bir anneyle birlikte başlaması, daha sonrasında yeni çocuk, torun, yeğen olarak gördüğü ilgi, alaka, şefkat ile kalabalığın merkezidir adeta. Çocuktur, sevilmesi en doğal hakkıdır. O yüzden bu tatlı kalabalık ondan sorulur. Bir ınga’sı ile istekleri yerine getirilir.

    Eğer hayatı bir vasıtaya benzetebilseydik, okula başlamak bisikletimizin tekerlek sayısını dörtten ikiye düşürmek olurdu. Artık yavaş yavaş ebeveynlerden desteksiz bir şeyler yapmaya, bir yerlere gitmeye başlamanın ilk minik adımları olarak nitelendirirdik ilkokul hayatımızı. Aileden biraz kopuşla birlikte insanlarla, kalabalıkla biraz daha kaynaşma, daha fazla arkadaş edinme ama aynı zamanda bu aile ve arkadaşların toplamında etrafımızda büyüyen kalabalığın tek açıklamasıydı. Zevkler, oyunlar genelde ortaktı, saklambaç her yerde saklambaçtı, her çocuk zümresinde oynanırdı. Fikir ayrılığı olmaz o yüzden kalabalık gayet iyi anlaşırdı.

    Kamyon ve minibüs arkalarında, televizyon dizi ve programlarında ve daha birçok yerde görülen ve duyulan, sınıflandırma amacıyla yaşayan kelime; “liseli”. Ruh halinin fırıldak gibi sürekli değişmesinden, yersiz tepkilerinden ve zamansız saldırganlıklarından dolayı dikkat edilmesi gereken insan türüdür. Diğer adıyla ergen diye de bilinir. Her insanın geçirdiği kıllanma, büyüme, şişme dışında artık kişiliklerin iyice meydana çıktığı, karakterin, zevklerin, fikirlerin oturmaya başladığı dönemdir. Nitekim insan ilk bu dönemde biz ve ötekiler anlayışına üye olmaya başlar ve çevresindeki bir takım insanlarla sınırlar çizer çevresinde. Çünkü bu çocuk şu takımlıdır, şu kız o partilidir, şunun mahallesi şurasıdır. Ailesinden iyice uzaklaşan birey bu dönemde sadece bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar insanla birliktedir ve tüm kalabalığı budur. İnsanoğlu ilk kez yalnızlıkla aynı mekândadır.

    Aileden tamamen kopuş zamanıdır üniversite yaşamı. Kısa zamanda olan kişideki değişimler parmak ısırtacak cinstendir. Artık fikirler daha da oturmuştur bu dönemde. Bakış açısı değişmiştir belki. Önyargılar yıkılmıştır kısmen. Etrafındaki kalabalık hayli geniştir ilk zamanlarda. Ama hiç biri insanın kendi kalabalığı değildir. Zamanla bu kalabalık daha da azalır ve birey yalnızlığını iyice fark etmeye başlar bu dönemde. Çevresindeki kalabalığı birkaç kişiye düşer iyice. Onlar dışında herkes gidicidir, geçicidir. Sahte bir parfüm gibidir. Kalabalık sana ait gibidir, değildir. Çok güzel gibi gelir lakin yakında bitecektir.

    Üniversite bitmiş, iş hayatına başlanmıştır. Muhtemelen arkadaşlarla ayrı şehirlerde yaşamakta, iş sebeplerinden dolayı bağlar kopmakta ve sadece söylenişi kadar resmi iş arkadaşları ile bazen vakit geçirmektedir birey. Kısa zamanda evlenme yaşı geldiği düşün(dürüld)üğü için evlenmiştir ve artık kalabalığı sadece eşidir. Bir zaman sonra çocuk sahibi olup evine neşe katan minik varlık sayesinde kalabalık azalmayıp, istisnai bir hareketle çoğalmıştır.

    Saçlar ya beyazlamış yahut dökülmüştür erkekte, kadın menopoz denen illete bulanmıştır. Büyük olan çocuklar üniversite hayatındadır, artık bağımsızlaşma adına yol almaktadır. Henüz lisede olan küçük çocuk zaten ruhen uzaklaşmaktadır. Derken zamanla evden kopan ve kendi ailelerini kuran çocuklar da gidince, emeklilik gelip o resmi iş arkadaşlıkları da bitince, doktorun yaşlılık dediği sağlık sebepleri baş gösterince, bir eşiyle, eşten çok bir dostla kalır insan. Aynı çocukları büyütmüş, aynı hayatı paylaşmış iki dost kalır evde. Artık eşlik durumu kalmamış hem tensel, hem ruhsal manada. Yalnızlık öyle göstermiştir ki kendini aynı evde, aynı nikâhta hala ayrı yataklarda yatar çiftler.

    Alınan ve verilen nefes… Ciğerler bırakınca bu ticareti, kalp sıkılınca kendi ritminden, müziğinden, insan bir et parçası mı olur sadece yoksa o et parçasından mı kurtulur, meçhuldür ama nihayetinde ölmüştür artık. Boyuna sığabileceği bir mezarda, ardından kılınan namazla, okunan birkaç dua ile kalakalmıştır sadece kendisiyle.  Kalabalık biteli çok olmuştur, sadece yalnızlığı vardır mekânında. Hem de aynı kıyafetlerle pişti olmuş bir şekilde.

     
    Toplam blog
    : 1
    : 1172
    Kayıt tarihi
    : 25.02.13
     
     

    Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği öğrencisi Karalamalar ve gitar en büyük hobisi ..