Bir süredir hayatın kıyısında olanları izliyorum. Rüzgar bana teğet geçiyor. Börtü, böcek, ağaçlar, maviler, evler, yeşiller, insanlar... Bir su misali akıp gidiyor gözlerimin önünden. Onlar ben..
Gece yatarken yanıma bir kova dolusu su koydum. Banyoya gidip dişlerimi fırçaladım. Tuvalete girdim. Oda çok sıcak geldi. Kaloriferi kapatıp camı açtım. Yatarken kullandığım kısa kollu t-short ile eşo..
Durgun bir göl kıyısında kalmış gibi ruhum. Koşamıyor, yürüyemiyor, gülemiyor... Bedenler bu yaşam telaşı içindeyken ruhlarımız nerede, ne yapıyor hiç düşündünüz mü? Belki de en çok onlar yara alıp..
Vadide ki güzel evi buldum sonunda. Belki de hayallerin yansıması veya elimizde ki, gözümüzün önündeki güzellikleri görememe hatamızdan kaynaklanıyor yaşamın kıyısında kalmamız. Uzun, geniş ve berek..
Dingin bir ruhun aynasından yansıyanlar, beni o kadar çok mutlu ediyor ki... Serin bir bahar sabahında pırıl pırıl bir güneş altında, beni ürpertircesine esen yaramaz rüzgar da ne kadar huzur doluyo..
Eskiler ve yeniler sürekli yer değiştiriyor. Umarsızca esen rüzgar, sonbaharda deniz kenarını hatırlatıyor bana. Koskoca, sıcacık, cıvıl cıvıl bir yaz mevsiminin sonu... Bomboş sahiller, dalgalara..
Uzak ve yakın kavramlarının çağrıştırdıklarını anlamakta zorluk çekiyorum. Bir eşyaya, insana, şehire, evlere, doğaya, eşimize ne kadar uzak ne kadar yakınız?Onların izin verdiği ölçüde mi yoksa ..
Kaçıncı liman bu sığınıp kaldığımız? İçiçe, tıkış tıkış, boğulurcasına... Küçük, eski bir kayığa yer açmak için, büyük yatların dalgalarında fındık kabuğu gibi savrulurcasına...Minik bir aralık bu..
Gidilen yolların arkasına sığınamıyor insan. Uzun, iki tarafı ağaçlı, bol çiçekli, bol yapraklı, kimi zaman ıslak, kimi zaman güneşten asfaltın eridiği bir yol...Bir çırpıda büyük heyecan..