Yüzümde mavi bir hüzünle uyandım. Gök hala gri, yağmur olabildiğince ıslak ve renksizdi. 27 yaşın bodoslama daldığı bir okyanus dibiydi çocukluğum. Yosun kokan beslenme çantam, kıyıya vuran balinalar ..
Alarmın saati, kötü bir rüya gibi silkeleyerek uyandırıyor beni çıkıyorum ‘ortopedik’ yatağımdan, dişlerimi fırçalıyorum, yüzümü yıkıyorum, üzerimi değiştiriyorum, iki dilim sarelleli ekmek hazırlıyor..
Avuçlarında suretini bulan yüzüm, ilk kar tanesinin ardındakilere tutunamadan erimesi gibi, yüzüne tutunamadan silindi gitti. Gel otur yanıma bırak suretimi, susuşlarımızı avuçlayalım yan yana ..
‘Ver elini asla çözemeyeceğin avucumun içine, hisset beni bütün kangrenliğimle nasıl işleyeceğim seni, nasıl güzelleştireceğim, nasıl nasıl… Soyun, olabildiğince kaslarına iskeletine kadar soyun,..
Mart, mart hangi mevsimi muştularsın, baharı mı? Beni mi kandırıyorsun, baharı mı? Ellerimde kitaplarım, üniversite önündeyim, Beyazıt meydanında bir salkım söğüt, nereden bilsin gözlerinin önün..