Düğünden düğüne gidiyorum Edirne’ye... Saraçlardaki ayakkabı boyacısına mutlaka uğruyorum... Bu defa gösterişli sandığı orada, kendi yok... Pasajın girişine kısa boylu bir adam o..
Alışkanlıklarının esiri olmuş, teselliyi ucuz şarap şişelerinde arayan, melankolik, alkolik, kaybetmiş, yılmış, genç bir şairleyim bu akşam… Aynı masada oturuyor, arada kadeh tokuşturuyor, nede..
Özcanlar’ın Tekirdağ sahile yeni açtığı şubesinin terasında oturup karnımı doyurdum, çıktım... Aklım merdivenlerden inerken gördüğüm Hıncal Uluç fotoğrafında... Nerden, kimden duymuş, ne zam..
Güneşli bir bahar sabahı, Tahsin amca dükkânını yeni açmış, kapısının önünü süpürüyor, toz kalkmasın diye de yerleri ıslatmış... “ Baba günaydın” “ Günaydın Ali, erkencisin bugün...” “ ..
Erkenden kalkıp, yumurtalı ekmekle takviye edilmiş kahvaltı sofrasına oturdum... Televizyon açık... Güzel, elmacık kemikleri kâğıdı kesecek kadar keskin bir bayan spiker, teklemeden ve gözlerini ..
Ortaokuldan sonra üniversiteye başlayanınız oldu mu hiç? Okumayı üç yaşında öğreneniniz? Belki vardır diye şunu iki yapalım! Doğuştan araba kullanmayı bilen varsa lütfen el kaldırsın? ..
Kalabalığı görünce meraklandım, karşı kaldırıma geçtim, o sırada polisler elleri kelepçeli bir adamı minibüse sokmaya çalışıyorlardı... Adam tükürükler saçarak bağırdı “ Böyle olsun istemedi..
Rüzgâr var... Deniz; kırmızı bayramlıklarını giymiş, üzerini kirletmemesi tembihlenmiş, haşarı kız çocuğu kadar sakin... Güneş; bulutların arasına saklanmış “ cö” deyip insanları korkutmak i..
Kızımız oldu dostlar, adını Işık koyduk... Minik pembe bir şey! Boyu tam iki karış... Teni ipek. Yüzü güneş... Saçları sarı, kaşları kalem... Gözleri su yeşili... ..
Alınyazısı mı, tercihler mi? Tercihler; toplum mu? “Toplum” dediğin: eş, dost, hısım, akraba mı? “Taş uzaktan gelmez” diyen Atalarımızı ne yapacağız? Kimse kimsenin hayatı..