Yok daima genç kalmakmış, yok çocuk ruhunu kaybetmemek gerekirmiş, yok kendini koyvermeyecekmişsin, pes etmeyecekmişsin, falan filan. Boş şeyler bunlar. Ne düşler kurup, ne düşler yitirdik...
Dalgındık. Yan yana oturuyorduk. Öyle hissettim ben. Bilmem… Kim bilir… Nedensiz bir sıkıntı var ortada. Bir gerilme. Ben donuk bir tutkuyla maviliklere baktım mırıldanmadan. Yumuşak… Anladığını sa..
Rakı masası muhabbet ister derler ya. Ben susarım. Suskunluğuma doyum olmaz. Yalnız içerim ben rakıyı. Kavgaya tek giderim. Güzel empati yaparım. Sevgilisinden ayrılmış bir adama "n'aber" demem. Yo..
İlk okula gidiyordum. Çok istersen olur demişler di bana. İnandım… Bir yokuşun başına bir öğleden sonra oturup, gece yarılarına kadar, köşe başından çıkıvermesini beklerdim annemin. Binlerce..
Ben kendimden bahsediyorum ya, aslında sizden de bahsediyorum. Mesela ben yaşlanıyorum diyorum ya, siz gençsiniz hep genç kalacaksınız. Böyle demek istiyorum... Iyi yetişmediğimden böyle..
Biz gidelim de o zaman görün dünyayı siz. Biz dediğim yani “biz, son nesil, son kuşlarız hepimiz.” Az kaldık fakat henüz yok değiliz. Uzun yıllar karşılaşmayınca, bizi yok sanabilirsiniz...
Erik ve kiraz zamanıydı. Hiç olmadık yerde, satılması imkansız ezik erikleri ve olmamış minicik kirazları satmaya çalışan mavi gözlü nineden kiraz ve erik almıştım da nine bana tezgahı komple verme..