Ne kadar çok anlatacak şeyi de varmış diye geçti aklından. Çocuklarına mı anlatıyordu bu hikâyeleri yoksa içinde o yaşına dek bir yerlerde sakladığı çocuksuluğa mı? Neşeyle gülüyor, burnunu, kula..
İteklemesiyle açılıyor kapı. Eve uzanan yolda ıhlamur kokusu, çok sever. Çayını değil de kendisini. Koca birer ağaç olmuşlar şimdi. Dolgun tanelerde dolaşan elleri “ Haticeee!” haykırışıyla utanıp..
Dönebilsem, yorganı çekiştirip yastığa gömüleceğim. Elim soğuk zemini yoklayacak. Mesane sancısı, tuvalet derken al sana uykusuz bir gece daha. İskemleme oturur sokağa bakarım ben de. Gezinirken od..
Yorganın altına kıvrılmış, pencere camıyla boğuşan uğultuya kulak kesiliyorum. Odaya girebilse beni öteberiyle birlikte havalandırıp şehrin arka sokaklarına doğru süpürecek. Ayak izini bulurum diye..
Uzandığım çayırlıkta gözlerim kapalı rüzgârı dinliyorum. Kurbağa gibiyim ciğerlerim şişerken. Gözlerim yuvalarında fıldır fıldır. Haykıracağım. İçimdeki yumruyla boğazım tıkanmasa. Gitse yanımdan. ..
Nehir kıyısındaki kayalığa indiğimde suya düşen gölgeyle başını farkediyorum. Eğilmiş, akıntıya bakıyordu. Yaklaşmak istedim, elinin işaretiyle vazgeçtim. Dediğine göre balıkları ürkütebilirmişim. ..
Cama düşmeye başlayan kar tanelerini görünce dönmek istedi. Yolun kapanmasından çekiniyordu. Bir süreliğine daha misafirim olmaktan... Sanırım. Evden ayrılalı nefes alıp verirken çıkan o hırıltısı..
Bir şarkı, bakmışsın usul usul uyandırıyor içimizdekini. Sağanak gibi boşalmaya hazır onca yılın birikimi... Bizi sarıp sarmalayan, günün tekdüzeliğinden bir nebze olsun uzaklaştıracak..
Hemen şuracıkta bir koca kayalık, yaslanmışken az soluklanmak için, esenlik verici serinliği, sonra o oynak gölgeyi kollayıp dururken öyle bir an geliyor ki, ya da bir ayıklık; güne düşerken bellek..
“ Geceler bile sırf zifiri karanlık değildir. Üstelik sabah gelir peşinden... “ Yorganın altına kıvrılıp pencere camıyla boğuşan uğultuya kulak kesiliyorum. Odaya girebilse beni ..