Seyir Defteri
Siz de Milliyet Blog hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi, yorum ve önerilerinizi paylaşın!
Zengin ise ben evimin bahçesinde ki çiçekleri sulamaya bile adam tutuyorum, bunca işin, bunca işçinin sıkıntısıyla boğuşurken ormana gidip orman yangını mı söndüreceğim diye düşünür. Ben başka gönüllü işlere zaman ve para ayırıyorum, mesela fakir çocuk okutuyorum, fakirlere yardım ediyorum, okul yaptırıyorum der ..Gönüllülük sadece orman söndürmekle olmuyor. Bizim ülkemizde polis bile suçluya yanaşmaya korkar hale geldi. Can güvenliği endişesi taşıyor. Değil ki gönüllü orman yangını söndürmek istesin. İtfaiyeciye gelince... Adam aldığı maaş öylesine komik ki?Lanet şerrine bu meslekte çalışıyor. Acaba git sor yaptığı işi seviyormu? Sevmese ne olacak, mecbur çalışıyor. Bu mesleği seçtiğine bin pişman. Maalesef bizim Almanya gibi gönüllü yangın söndürücülerimiz yok olamıyorda. Mesela Almanya’ da adam yangını söndürürken yaralansa, gönüllü orman yangını söndürdün, burada yaralandın diye tazminat bile öderler. Devlet desteklerler, her başı sıkıştığında yardımcı olur. Gel de gönüllü olma değil mi. Gönüllülü olduğuna pişman etmiyorlar. Almanya da ülke insanı öylesine rahat huzurludur ki gönüllü insanlar gönüllü oldukları için mutsuz olmazlar. Bizim gibi hastanelerde sürünmez. Oradan oraya sürüklenmez. Ambulans' dan düşürülmez.Hatta benimde tuzum kuru olsa oturduğum yerden atıp tutup, bastırır paraları fideleri bağışlarım, gönüllü üye olurum. Yeter ki paradan haber ver. İnsan zevk alarak gönüllü olur. Teşvik etmek gerekir. Nerede bizde öyle teşvikler? Hangi yanımız doğru ki ? Türkiye ile Almanya’ yı birçok anlamda mukayese etmek örnek göstermek biraz komik oluyor. Velhasıl gönüllülük birazda tok karınla, salim kafayla, huzurla, dertsiz, tasasız yapılır. Şöyle bir incelediğimizde Türkiye' de kişi başına düşen milli gelir, 6.174 dolar. Almanya' da ise 34.400 dolar. Arada ki farka bakarmısın. Bu arada dikkatimi çekti !..Orman yangını söndürme işinde gönüllü olmak lazım diye öneride bulunup yazanlar hiç orman yangını söndürme işine GÖNÜLLÜ üye olmuş mu? Merak ettim doğrusu.
Şu gönüllülük işi oldukça komik bir hal aldı. Hani derler ya." Aç ayı oynamaz" İhtiyaç içinde olan birinden, verimli iş yapmasının beklenemeyeceğini anlatan kabaca bir atasözümüzdür. Anlamı oldukça derindir. Almanya’ da çalışan Türk' lerin sürekli Almanya' yı övmesi ve her konuda örnek göstermesi ise ayrıca incelenecek, hatta blog yazılacak kadar üzerinde durulacak bir konudur. Almanya sanki bilinmez miş gibi, birçok sorununu çözmüştür. Öncelikle bu ülkede yaşayan insanlar, bizim ülke insanı gibi sıkıntılar çekmezler. İşsiz kaldıklarında devletten evlerini çocuklarını geçindirecek, işsizlik yardımı alırlar. Çocukları belli bir yaşa gelene kadar devlet onlara çocuk parası öder, eğitmelerine destek olur. Halkı refah içindedir. İnsan hakları deseniz fazlası ile vardır. Adalet mekanizması doğru işler. Velhasıl tuzu kuru insanlar oldukları içinde bu tip yani gönüllülük işlerine ayıracak paraları, zamanları mevcuttur. Hatta bu işi hobi olarak görürler. Haksızlığa uğrasalar çabucak çare bulunur. Türk halkı ise ciddi ciddi geçim derdine düşmüştür. Çocukların eğitim yükü boynunu büker. Adam evine ekmek götüremezken ormanın yangınını düşünecek halde değildir. İşi gücü bırakıp gönüllü olmak ise ona küfür ediyormuşsun gibi gelir. Kahvede oturan ise yaşlı nesildir. Ayağını kolunu kaldıracak hali yoktur. Kendine yardım edecek birini arar. Sırtını dayayacak devlet arar. Hatta köylü vatandaş ektiği biçtiği üründen para kazanamaz ormanın ağaçlarını keser satar ekmek parası götürür ailesine. Sesini çıkaramazsın, aç olduğu için geçimini odunculuktan kazanıyor der çaresiz susarsın. Devlet ilgilenmez, görmez, işitmez. Kulağının üzerine yatar. Köylü vatandaşın ürünlerini öldüm eşek parasına almaya kalkar. Yağmur yağmaz ekin tarlada çürür. Emeğinin karşılığını alamaz. Küser, darılır, devleti yanında yoktur. Şehir adamının ise derdi köylüden pek farklı değildir. Onun yükü şehirde daha ağırdır. Ev kirası geçim derdi, çocukların eğitimleri, üst baş, belini büker.
Ormanlarımız yanmadan önce atılan çığlıklarla yandıktan sonra yapılan atışlar arasında önemli farklar var. Ancak, ikincisinin söyleyen açısından zararsız, söylem açısından zamansız olduğu söylenebilir.
Ülkemizde gönüllülük üzerine birkaç satırda ben yazmak isterim. Ülkemizde GÖNÜLSÜZLÜK oranı yüzde 96 dır. Bu yüzden hayatlarında gönüllü olarak hiçbir yaraya merhem olma alışkanlığı olmayan yüzde 96 gönüllülüğün ne olduğunu pek kavrayamazlar. Gönüllü yapılmış ne varsa bunun altında mutlaka bir çıkar ararlar. Herşeyi kabullenenlerden değilim elbet ama bu öküz altında buzağı arama işini sadece dedikoduya dayandırır, belge bilgi sunamaz ya da adliyeye intikal etmiş suçlar için yakalanmamış değerlendirmeleri yaparlar. Bu yüzden diğer yüzde 4 bir yandan gönüllü olarak yaptıkları işlerle bir yandan da yüzde 96 ya hesap vermekle uğraşırlar. Geçen yaz, yazlıklarının önünü her gün gönüllü olarak temizleyen, sahili bedelsiz olarak ağaçlandırmaya çalışan, bu konuda para ama en çok da yoğun bir emek harcayan iki değerli insandan bahseden "havadan sudan mutluluk yaratmak" başlıklı bir blog yazdım. Aldığım yorumlar içinde aynen şu ikisi vardı; ""sahili tırmıklamak kazançlı bir iştir""... ""Sahili ağaçlandırarak yazlıklarının değerini arttırmaya çalışıyorlar""... Enteresan değil mi? Ne yazık ki ülkemizde gönüllülük ve gönüllülüğe bakış açısı budur. Yani kör kendinden pay biçer. Maddi karşılıksız hiçbir iş yapma alışkanlığı olmayanlar gönüllü yapılan herşeye mutlaka şüphe ile bakar. Dediğim gibi şüpheye de o kadar itirazım yok ama genel olarak google dışında araştırma kültürü bulunmadığından atfedilen isnatlar dedikodu bazında takılır kalır. Kısacası bu ülkede gönüllülük desteklenen değil kösteklenen bir olgudur.
Yöresinde yangın çıktığı zaman "Aman şimdi kahveye jandarma gelir zorla yangına götürür!" diyerek kahveden koşarak çıkıp saklanacak yer arayan insanlarımız varken gönüllü itfaiyecilik sisteminin tutmayacağına inanıyorum. Adı üstünde gönüllülük, önce gönüllü olacaksın. Nerde bizde o gönül...
İstanbul Buluşması Niye İstanbullu blog yazarları buluş muyoruz? (Yoksa buluşuyorsunuz da haberi olmayan benmiyim :)
Sevgili arkadaşlar, 05.08.2005 tarihli Milliyet Gazetesi Cafe ekinde; papatya650 'yeşilçam sokağında gezinti' adlı blog ve 'bir sayfa daha kapadı'! Tülay Hergünlü arkadaşımızın blogları yayınlanmıştır. Bilginize sunulur...
15 aylık zorunlu askerlik sırasında 4-5 aylık eğitim dönemlerinde binlerce gönüllü itfayeci, deprem arama kurtarma uzmanı, ilk yardım uzmanı yetiştirilebilir. Askere giden her kahraman Türk bilir ki 15 aylık askerlik süresinin -en az- yarısı içtimada komutanın keyfinin gelmesini bekleyerek, rütbelilere çay kahve taşıyarak, hatta bazı koşullarda onların odunlarını keserek, evlerini boyayarak, çocuklarına matematik dersi vererek geçer. Süreyi kısaltamaıyorsak içeriği zenginleştirelim. Oradan çıkan anadolu delikanlısına türlü donanımlar katmak zor değil. yangın eğitimi almış kişi, yangını söndüremeyecekse de en azından çıkmasını engelleyebilir. Daha uzun vadeli, sorunun kökenine inen reaktif (olduktan sonra) değil proaktif (olmadan önce) önlem ve önerilerinizi okumak isterim. Sevgiler. K.
Sevgili İzmirim Mavilim. THK ' nun yangın söndürme uçağı kampanyasını yine yeniden hatırlattığın için sana bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum.Umarım şu anda gündemde olan yangınlar bu kampanyanın ne kadar haklı bir amaç için gerekli olduğunun göstergesi olarak dikkat çeker ve destek görür.Son günlerde ülkemizi kasıp kavuran bu yangınlar maalesef düşmanlar tarafından yeniden gündeme getirildi ve ciğerlerimizi yaktı. Hepimizin içinin yanmasına ve üzülmesine sebebiyet verdi. THK bu gerçekleri önceden gördüğü için böyle bir kampanya düzenledi ve çıkabilecek yangınlarda üzerine düşen görevi fazlası ile öncü olarak yerine getirdi. Çok da doğru bir kararla halka bunu anlatmak istedi. Doğrusuda buydu zaten. Vatandaşın destekleri ile seninde bahsettiğin gibi orman yangınlarının söndürülebilmesi için her türlü su konulabilen ve su kapasitesi yüksek amfibik uçaklarla bu yangınlar başarılı bir şekilde söndürülebilir, düşüncesini halka anlatmaya çalışarak yardıma çağırdı. Gel gör ki bu kararına köstek olmaya çalışanların aniden oluşan feryatları beni oldukça gülümsetiyor. Gülümsetirken de Temel' in ilginç ve manidar fıkrasını hatırlatıp düşündürüyor. Köyde adetmis, gerdek gecesinde kiz bakire ise damat pencereden bir el ates edermis. Temel de bir gün evlenmiş ve geceleyin gerdeğe girmiş. Tüm köy halki gece silah sesini beklemis ve silah sesini duyduktan sonra rahatlamis. Ertesi gün erkekler Temeli tebrik etmişler ve gece olunca Temel tekrar göğsü kabarik sekilde karısıyla yatağa girmis. Bir süre sonra Temelin evinden birkaç silah sesi gelmis. Köy halkı hemen Temelin evine girmis ve gelini kanlar içerisinde yatakta ölü bulmuslar. Temeli yakalayip karısını niye vurdugunu sormuşlar. Temel yanıtlamış: "Bakire değildi". Ahali kızarak sormus:"Oğlum Temel daha dün bakire diye gerdek gecesinde silah sıkmadın mı?". Temel yanıtlamış: "Dün gece bakireydi, ama bu gece değil". Evet THK yangın söndürme uçağı kampanyası için Tüm operatörlerden yangın yazıp 3919 gönderin. Bedeli 6 YTL
Almanya'da aktif itfaiyeci sayısı yüz on bini "kadın" olmak üzere BİR MİLYON YÜZ İKİ BİN'dir(1 000 102). Bunların yüzde doksan altısı (96) ise "GÖNÜLLÜDÜR". Ayrıca iki yüz elli bin (250 000) 18 yaş altı itfaiyeci vardır(Hepsi gönüllü). E peki ülkemizdeki durum nedir?