​ Aalborg notları / Dünya Şehirleri / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '16

 
Kategori
Dünya Şehirleri
 

Aalborg notları

Aalborg notları
 

Aalborg adına ilk kez doktora tezim için yaptığım araştırmalarda rastladım. Sürdürülebilir kentler için önemli sayılan ve Aalborg Şartı olarak anılan ilkeler bu kentte belirlenmişti. Bu nedenle Alborg’a gidecek olmak beni herhangi bir yere gidecek olmaktan daha fazla heyecanlandırıyordu. Bisiklet kiralayıp kenti dolaşmanın hayalini kurdum kafamda gidene kadar.

Hazırlıkları tamamlayıp yola koyulduk eşim ve ben. 21 Mayıs’ta önce İstanbul Atatürk Havalimanı, ardından Aalborg Havalimanı. Koltuğum her zamanki gibi cam kenarı olduğu için inerken yemyeşil, sonradan hardal tarlası olduğunu öğrendiğim yer yer sarı tarlalar üzerinden inişimizi izliyorum.

Aalborg’a inince şehir merkezindeki otelimize gitmek için otobüse bindik. Gitmeden önce Danimarka’da Euro geçmediğini öğrenmiş ve bankadan da bir miktar Kron almıştık. Dolayısıyla otobüs için kişi başı ödememiz gereken 22 Kron ücret için hazırlıklıydık. Ama Kronunuz yoksa da 3 Euro ödeyerek otobüse binebiliyorsunuz. Otobüs bileti temin etmek zorunda değilsiniz, nakit kabul ediliyor. 

Danimarka’nın 3. büyük kenti olsa da nüfusu 200.000 civarında ve oldukça küçük bir kent İzmir’e göre. Hal böyle olunca da 10-15 dakikalık otobüs yolculuğu ile şehir merkezine ulaşmak mümkün. Bizim otelimiz de şehir merkezinde olduğu için ve otobüs durağına da oldukça yakın olduğu için yorulmadan, sıkılmadan kolaylıkla ulaştık otelimize. Odamıza yerleşince de şehri keşfe koyulduk. Gitmeden önce görmemiz gereken yerler konusunda biraz araştırma yapıp şehirde geçireceğimiz 5 güne sığdıracak şekilde program yapmıştım.

1. günü otelimizin yakın çevresinde geçirdik. Onların Waterfront dedikleri Limfjord Boğazı kıyısında dolaştık. Şehirdeki evlerin eskiliği çekti dikkatimi ilk olarak. Başka kentlerde olduğundan daha mı eskiydiler, yoksa bakımsız mıydılar karar veremedim. Waterfront denilen kıyı kesiminde “modern” yüksek katlı yeni inşa edilmiş binalar da var.  Ama insan ölçeğindeki o konutlar daha “yeni” ve “modern” olan apartman ve gökdelenlere göre her zaman daha fazla tercih ettiğim yerleşim türü. Daha dingin, daha sakin, huzur veren, yormayan bir yerleşim. Toplu yaşama kültürünü oluşturamamış bizim gibi toplumlarda apartmanda yaşamak oldukça sinir bozucu olabiliyor çünkü. Bu nedenle ben de müstakil, tek katlı bir evde yaşayabilmeyi çok istiyorum günün birinde.

Her neyse…

Oldukça pahalı bir ülke. Önce Euro kullanılmadığına sevinmiştim, daha ucuz olacağını düşünerek ama Euro’yu hiç aratmadı Türk parası karşılığı olarak. Çok ama çok pahalı bir yer gerçekten.

 

Boğazın kıyısında şöyle bir tur attıktan sonra, şehrin içerilerine ilerledik. Park zannederek yöneldiğimiz, tabelasını görünce mezarlık olduğunu anladığımız yerde dolaştık (Almen Kirkegard). Yazılarımı takip edenler hatırlayacaklardır, Almanya ile ilgili yazımda (http://wp.me/p3mIGQ-5n) çocuk yaşlarımda ilk kez gittiğim Almanya’da en çok etkilendiğim şeylerden birinin mezarlıklar olduğunu, nasıl o kadar temiz ve bakımlı olduklarını hayretle karşıladığımı yazmıştım. Burası da işte böyle bir mezarlıktı. Yeşilin her tonunu barındıran bitki türleri ve mevsimin uygunluğu nedeniyle de açmış olan renk renk manolya ağaçları ve orman gülleri. Avrupalıların ölülerine de dirilerine de bizden çok daha fazla değer verdiklerine bir kez daha tanıklık etmiş oldum. Bol bol fotoğraf çekip yine yürüyerek otelimize doğru yol aldık. Bu arada acıkmış olduğumuz için de bildiğimiz bir lezzet olması nedeniyle Subway tabelasına doğru yöneldik. Artık karnımız da tok olduğuna göre uyuyabilirdik. Ama hava bir türlü kararmak bilmedi. 22:30 sularında hala aydınlık olan havaya rağmen yorgunluğun etkisiyle erkenden uyuduk.

2. günün programında Hayvanat Bahçesi (Aalborg Zoo) vardı. Otelimizde kahvaltımızı yaptıktan sonra yola koyulduk. Uzunca sayılabilecek bir yolu yürüyerek kat ettik. Girişin kişi başı 155 Kron olduğunu duyunca tereddüt etsek de hayvanat bahçesini gezme isteğimiz ağır bastı ve girdik içeriye. Girişte içi doldurulmuş hayvan figürleriyle karşılaşınca hayal kırıklığı yaşadık biraz ama ilerlemeye devam edince fil, aslan, zürafa, orangutan, penguen gibi hayvanları görme fırsatı bulduk. Bazı hayvanlar sadece belli saatlerde bahçeye çıkarılıyormuş, bu nedenle söz gelimi kutup ayısının çıkışını bekleyemedik. Verdiğimiz paraya değdi mi derseniz tartışılabilir. Ama değip değmediğini anlamak, beğenip beğenmediğine karar vermek için de görmek gerekiyordu ve gördük. Pişman değilim. Bir dondurma molası verip, biraz soluklanıp dönüşe geçtik ve yine yürüyerek, etrafa bakınarak, o öyle mi bu böyle mi diyerek yol boyu ilerledik. Dönüş yolunda bir park çıktı karşımıza (Kildeparken). İçeri girince, ağaç altlarında yer alan ve üzerlerinde şarkıcıların adının yazdığı silindir görünümlü şeyler dikkatimizi çekti. Anladık ki dokununca o sanatçının şarkısı çalıyor. Açlık meselesini çözdükten sonra yine aydınlık bir havada uyuduk.

3. gün otelimizin başka bir cephesinde yürümeye koyulduk. Öğleden sonra ise araç kiralayıp Danimarka’nın en kuzeyinde yer alan Skagen isimli kasabayı ve Kuzey Denizi’ni görmeye gittik. Daha önce de Hollanda seyahatimizde Kuzey Denizi’ne ayak basmış idik. Mevsim itibarı ile oldukça sakindi Skagen sahili. Kumsalda biraz dolaştıktan sonra Skagen kasabasını da şöyle bir turladık. Her yer ve her şey o kadar güzeldi ki, orası bir masal kasabası ve ben de içinde bir masal kahramanı gibi hissettim dolaşırken kendimi. Yemek yediğimiz mekanda da, sonrasında kahve içmek için girdiğimiz küçük kafeteryada da aynı hissiyatım devam etti. 

4. günün aktivitesi Aalborg Tarnet adını verdikleri kule idi. Tabi ki yürüyerek gittik oraya da. Aalborg küçük bir yer olduğu için yaya olarak her yere ulaşabiliyorsunuz. Bisikletle dolaşmayı çok istemiştim ama bisiklet kiralama yerlerini bulamadık. Sorduğumuz kişiler bize bisikletlerin kaldırılmış olduğunu söylediler. Gelirken kurduğum bisiklete binme hayalim de böylece suya düşmüş oldu. Her neyse, kuleye gittik. Dışardan görünümü bize Prag’taki Petrin Kulesini anımsattı. Kule şehrin ortasında yer alan ormanın içinde yer alıyor. Ormanın içinden yürürken kurumuş ve dökülmüş yaprakların üzerinde sünger yumuşaklığında bir yolda gidiyoruz. Biraz sonra avcılar çıktı karşımıza, şehrin ortasında bir orman ne kadar yabancıysa bize, bir avcıyla karşılaşmak ta o kadar yabancıydı. Biraz tedirginlikle de olsa yürümeye devam ettik. Kazasız- belasız kuleye ulaştık ama saat 11:00’de açılıyormuş ve biz biraz çevresinde dolaşıp kuleye çıkamadan geri döndük. Dönüşte de aynı orman yolundan keyifle ve içimize temiz havayı çekerek ilerledik. Öğleden sonra Vikingler’in yaşadığı bölgeyi görmeye gittik (Lindholn Hoje). Hafif atıştıran yağmur altında önce otobüsle yaklaşık 10 dakikalık yolda ilerleyip, sonrasında da yine orman içinde ince ince yağan ve ıslatmayan yağmur altında Viking kalıntıları üzerinde yürüdük. Viking müzesini de şöyle bir turlayıp otobüs durağına doğru yol aldık. Otelimize dönüp biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için şehrin biraz uzağındaki (yaklaşık 45 dakikalık bir otobüs yolculuğu) bir bölgede bir organizasyona katıldık. Orman içinde 15-20 dakikalık bir yürüyüşün ardından ulaştık alana. Büyük büyük şemsiyelerin altına kurulmuş masalar, etrafta yanan ateşler, çalan müzik ile ortam çok romantikti. Oldukça pahalıydı Türk parası karşılığı düşünüldüğünde ama (Kişi başı 100 Euro) şimdi on katını vermek istesen bulamazsın. E o halde değdi diyelim ve geçelim. Farklı bir deneyimdi gerçekten.

5.gün kahvaltının ardından dönüş hazırlıkları ve havalimanı. Havalimanına geldiğimiz gibi otobüsle gittik. Gerekli işlemlerin ardından uçağımızın kalkış saatini beklemeye koyulduk.

Aalborg Şartları’nın imzalandığı bu şehir, sürdürülebilir miydi, değil miydi 5 günlük seyahatte bunu pek fazla fark edemedim ama kesinlikle dingin ve huzurlu bir kent olduğunu söyleyebilirim. Ve tabi yeşil. Hem de yem yeşil.

 Son bir not daha eklemeliyim. Aalborg, Avrupa Komisyonu’nun 2015 yılı Yaşam Kalitesi Araştırmasına göre Avrupa’nın En Mutlu Kenti seçilmiş. Bu sonuç, yürürken rastladığımız her yaştan insanın birbirlerini ve bizi tebessümle selamlıyor olmasını açıklıyor olsa gerek.        

 
Toplam blog
: 87
: 566
Kayıt tarihi
: 02.12.09
 
 

Çevre Bilimi Uzmanı – Peyzaj Mimarıyım. Yüksek lisansımı çevre sorunları ve biyokütle enerjisi üz..