​ AB kendi derdinde / Ekonomi - Finans / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
 

AB kendi derdinde

AB kendi derdinde
 

Biz girene kadar içine girecek bir AB kalır mı blemem. Ama eninde sonunda dağılacakları kesin...


1950’li yıllardan bu yana ülkemizi yönetenlerin yüzlerini Avrupa’ya döndürmesi bir adet olmuş. Avrupa -onların zihinlerinde- medeniyetin beşiği, teknolojinin eşiği ve demokrasinin en önemli uygulayıcılarından birisidir... Avrupa Ekonomik Topluluğu ve sonrasında ortaya çıkan farklı şekillerde süren oluşum bugünlere kadar geldi. Aslında durum böyle değil...

Uzayda gözlem yapan bütün astronomlar, gökyüzünde yeni bir cisim yakalamayı hayal ederler. Bir astronom böyle bir cisim keşfettiğinde ona isim koyma hakkını da elde eder. Bir cisim bulmak demek uzayın derinlerinden gelen yeni bir ışık kaynağı fark etmek demektir. Bu ışık kaynağı, karanlık sonsuzlukta aydınlık bir noktadan ibarettir. Bu aydınlık noktanın ne olduğunu tam olarak bilmesek de buna ilk anda ‘yıldız’ adı verebiliriz. Ama daha güçlü teleskoplar kullanan astronomlar bulduğunuz yıldızın daha ayrıntılı gözlemleyerek sizin keşfinizi analiz ederler. Böylece hem teyit edilirsiniz; hem de astronomi bilimi açısından açtığınız yeni yoldan birilerini yürümeye teşvik edersiniz.

Sizin mevcut imkanlarınız ile “yıldız” olarak tanımladığınız ışıltı gerçek bir yıldız mı? Yoksa yıldız gibi duran başka bir şey mi? Buna ‘bilimsel’ bir sonuç almanız uzun sürer. Başka astronomlar, o ışık kaynağının aslında tek bir cisim olmadığını, birbirinden uzak birkaç yıldız yada birbiri etrafında dönen iki yıldız olduğunu söyleyebilir.

Analiz teknikleri daha gelişmiş gözlemciler hataları azaltırlar. Ama hatayı yok etmek, yok ettiğini iddia etmek imkansızdır. Çok uzaklardan bakan biri olarak görüş yeteneği de kısıtlı olan gözlemcinin bu tür hatalar yapması normaldir. Büyük umutlarla tescil ettirmeye çalıştığınız yıldız ile ilgili analizler sürdükçe yeni sonuçlar ortaya çıkar!.. Ve ilk gördüğünüzde tek bir yıldız diye sunduğunuz keşif değerini kaybetmiştir!

Yarım asrı aşan bir hayal olarak kendimize hedef seçtiğimiz Avrupa Birliği de Türk dış politika vizyonunun yakın tarihteki önemli keşiflerinden biridir. Kapalı toplumsal yapımız ve kültürler ayrılığı prensibinin işlediği uluslararası arenada bizlerde diğer birçokları gibi aydınlığı aramaktayız. Önümüzde parlayan BATI’nın tek bir yıldız olmadığını gördük. Bu da yetmedi kurtarıcı olarak gördüğümüz Avrupa’nın aslında kendini kurtarmaya çalışan birçok devletçikten oluşan yapısını fark ettik.

Bu güne gelindiğinde: Avrupa Birliğinin bütünleşememiş, uzlaşma sürecini tamamlamamış, halen süren sorunlar ve ortaklar arası pürüzler ile kıvrandığını gözlemliyoruz. Yıldız olarak hayal ettiğimiz bu dev ışık kaynağı aslında birçok küçük yıldızın kendi ışıklarının varlığını sürdürme çabası olduğunu görüyoruz. Daha ilk anlardan itibaren birbiri ile uyumsuzluk gösteren büyük paydaşları fark ediyoruz. Ama bu aykırılıklara rağmen bir araya gelmeleri için tarafları birbirine çeken kuvveti de gözlemliyoruz.

Astronomideki gibi, devletlerin de uyduları olabiliyor. Mesela, ABD’nin ve AB’nin çok sayıda uydusu var. Türkiye; eski bir Süpernova’nın patlamasından sonra oluşmuş parlak bir yıldız.

Astronomi gibi dış politikanın bazı değerleri birbirine çok benziyor: Gök cisimlerini de devletleri birbirine çeken ve iten güçler var. Birbirlerine yaklaştıran büyük güç; devletlerin kişisel çıkarlarıdır. Birlik olmak, bir alışveriş meselesidir. Almak istiyorsan vermesini bileceksin. Vermeden almak diye bir şey bu dünyada yok! Bugün Avrupa; niye birlik olamıyor? Yada birliği bozuyorlar mı? Diye soruyorsak, bunun tek bir sebebi vardır: Bu anlaşmada vermek olmasa olmaz mı? Diye düşünen birilerinin olmasıdır.

Mesela bu anlaşma ile ülkeler kendi milli paralarını yok etti. Avro kullanmaya başladı. Amaç tekleştirme. (Hani biz ‘üniter’ dedikçe liboşlar sarımsak görmüş vampir gibi oluyorlar ya!) AB kendisi için bunu istiyor!

Mesela 100 bin sayfa tutan bir anlaşma metni hazırlamışlar. Neredeyse yolda sek-sek oynamanın bile kuralı var o metinlerde... Çeşmeden ağzınızı dayayıp su içmek bile yazılmış. Niye? Çünkü çeşmesinden su içilebilir bir tek şehir yok!

Şimdi o kadar metni okumak da zor imzalamak da. Daha kötüsü ise bu anlaşmayı tek taraflı olarak imzalamak. Hangi geri zekalı, tek taraflı bir anlaşmayı imzalar demeyin! İmzalamak ister, imzalar. Size mi soracak!

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ
msevgi@mental.com.tr

 
Toplam blog
: 370
: 1092
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..