Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
9897
 

Abartmadan yaşamak!

Abartmadan yaşamak!
 

Abartı daha çok bir hedefi, hiçbir ortak fikri olmayan, mutsuz ve sorunlu, ne dediğini bilmeyen insanlarda var. Onun için kültür ve nefs terbiyesi şart. Cılız kalmış, evrensel boyutlara ulaşmamış, belirli bir düzeyde kalan avam takımının, daha çok uz


Kendini olduğundan daha fazla görmek ve bunu etrafa göstermek bir hastalık haline dönüştü toplum yaşamında.

Övmek, pohpohlamak, baş tacı etmek, acındırıcı duygularla gündemde kalmayı sağlamak gibi durumlarda açığa çıkıyor.

Niçin böyle bir şeye ihtiyaç duyuluyor, abarttıkça abartılıyor anlaşılır gibi değil!

Bu saplantıya girmemek, komik durumlara düşmemek için iki önerim var:

1- Yerine getiremeyeceğiniz vaatlerde bulunmayacak, ayrıca aşırıya kaçmayacaksınız.

2- Kısa bir süre ne dediğinizi düşünüp ağzınızdan çıkanları geri almak için uğraşmayacak şekilde bir otokontrol yapıp, karşınızdakini söylediklerinize inandıracaksınız.                                                                                                

Bu noktada beyin/bilinç ile beden bilinç ve kimyasının tam bir işbirliği içinde olması gerekiyor. Şayet bu faktörü gerçekleştiremiyorsanız işiniz bir hayli zorlaşır, kendinize hâkim olamazsınız.

Zira, dil bedene tabi olduğu takdirde, beyne göre değil, iç güdülere sübliminal bölgeye göre hareket ediyor.

Bedeniniz, sizi aklınızın kabul edemeyeceği durumlara sürükleyebiliyor. Dolayısıyla, aklın bedensel isteklere kesin olarak set çekmesi, uymaması gerekiyor.

Şayet böyle olmasaydı hemen herkes mantıklı/düzgün konuşmalarla toplumdaki yerini alırdı.

Abartı daha çok bir hedefi, hiçbir ortak fikri olmayan, mutsuz ve sorunlu, ne dediğini bilmeyen insanlarda var. Onun için kültür ve nefs terbiyesi şart. Cılız kalmış, evrensel boyutlara ulaşmamış, belirli bir düzeyde kalan avam takımının, daha çok uzun bir yola ihtiyacı olduğu bir gerçek.

Dikkât edin, abartıya kaçmayan, iz bırakmış kimselerin her birinde farklı özellikler bulabilirsiniz. Onlar değişik alanlarda kendinden bahsettirmiş, insanlara yol göstermiş, öncülük vasfını elde etmiş kimselerdir, ama hepsinin ortak özelliği, abartıya girmemedeki egosal davranışlarıdır.

Esasen ilerlemenin, üretimin en önemli yolu bu olumsuz davranışa yakalanmamak oluyor.

Biliyorsunuz, mistisizm de tebliğ etme gibi bir faktör var.

Bilgiyi başkalarına yüreğini hoplatarak aktarmak, insanın havsalasının almayacağı şeyleri söylememek gerekiyor.

Bunu sevap adına dahi yapmak hiç hoş değil.

Bu sorumluluk almak ve taşımamak anlamına geliyor.

Kişinin beklenti ufkunun dışına açık seçik bir biçimde çıkmak demek istediğim şey.

Olay sonuçta buraya dayanıyor.

Akla gelen soru şu; Her şeye sahip olan insanların neden mutsuz, neşesiz olduklarını hiç düşündünüz mü?

Bu tür kimselerde kendilerinin de anlam veremedikleri bir özelliği var.

O da: Aşırı bireyselliğe kaçmanın sonucu, (insular korteksin devreye girişi ilealakalı) duyguları işe karıştırarak olayları abartılı bir hale getirmeleri.

Eksik olanı daha az, çok olanı bir hayli yüksek göstermek gibi bir yaşamın sergilenmesi.

Bir paradigma daha verelim; Yaşamda ilişkileri tersine çevirerek, “kadını yüceltmek” veya erkeği anlamsız bir şekilde ön plana çıkarmak var.

Neden kadın yüceltiliyor?

Veya yerin dibine batırılıyor?

Bunu fark ettiğiniz anda kendinizi frenlemeniz, yapay olmadan doğru olanla hareket etmeniz gerekiyor.

Bu küçük ayrıntıyı dikkatlerden kaçırmayalım.

Abartmama duygusunu kazanmak ve bunu bir yaşantı haline dönüştürmek ve mutlu bir geleceğe adım atmak bizim elimizde.

Yoksa sadece kendimize değil, insanoğluna da ayıp ve yazık etmiş oluruz.

 

Ahmed F. Yüksel

 

https://twitter.com/sufafy

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

 

http://www.ahmedhulusi.org/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Abartmamak,insanın akıl melekelerini kullnabilmesi ve bilgi sahibi olabilmesiyle doğru orantılı yazınızdan anladığımız kadarıyla.Yaşamında bilgiyi ön plana almış insanlar zaten düşünme-değerlendirme-sonuç çıkarma işlevini yerine getiren yapılar olduğu için ister istemez karşılaştıkları veya aktardıkları olgularda duygusal tepkimenin sonucu bir abartı ile değil,tam tersine "düşünme-değerlendirme,sonuçlandırma sürecini çalıştırdıktan sonra tepki verdiklerinde" abartıdan uzaklaşmış oluyorlar. Diğer taraftan bilgi sahibi olmadığı için karşılaştığı her farklı olaya ilk anki duygusal tepkilerini veren insan ise ister istemez ABARTIyı yaşamış ve yaşatmış oluyor.Umudumuz önce birey sonra da toplum olarak önümüze ilk düşen bilgiye beynimizdeki akıl değerlendirme sürecinden geçirmeden, duygusallıktan doğan abartı tepkiler vermememiz.Yazınızda akıl sürecinden geçirilip değerlendirilecek çok mesaj var, bir daha bir daha okumalı.

NCAKI 
 10.04.2014 16:57
 

Abartı olayının adeta zirve yaptığı günlerden geçiyormuşuz; annem öyle diyor. Sen gençsin, belki de tam kavrayamadın ama, ABARTI özellikle, yanlışı doğru gösterme konularında arttı diye de ekliyor. Hatta bunun kıyamet alameti misali bile sayılabileceğini… Ben de anlamaya çalışıyorum. Abartıyı sadece kişisel düşünürdüm. Fakat aslında toplumsal abartıları çok hazin sonuçlar doğuracağına şahit bile oldum diyebilirim. Sonuçta abartmamak eğitimli, insanları anlamaya çaba gösteren, ezbere yaşamayanların huyudur bence. Fakat insan huyum böyle ne yapayım dememeli! Abartı iyi ya da kötü her şeyde zararını gösterir. Sizin de bahsettiğiniz gibi, duygusal yaşamamak gerekiyor ve mutlu yaşamak için, hatta, etrafımızdakilerin de mutluluğu için bunu öğrenmeliyiz..

Yunus Emre Başbuğ 
 10.04.2014 0:15
 

Anladığım en mühim şey şu; evet mistisizmde tebliğ etme görevi var, bir çeşit vicdani sorumluluk yani. Fakat sizin de belirttiğiniz gibi, bunu çok dikkatli yapmalı. Sizin kelimenizle yazayım bende, karşındakinin yüreği hoplatılmadan yapılmalı demişsiniz.. Ben bu konuda bazen sınıfta kaldığım anılarla doluyum:)) özellikle ilk kez Tanrı kelimesiyle asla ALLAH kavramına, yaklaşım yapılamayacağını öğrendiğimde, özellikle ‘TEKİN SEYRİ’ isimli kitabı okuduğum ilk zamanlar karşımdaki anlar mı, anlamaz mı demeden yürekleri hoplatmışlığım vardır! Kim bilir… Ama bu benim de yüreğimin hoplamasındandı. Zira okuduğum kitap bende şok etkisi yaratmış, olumlu anlamda bir çok sorularıma cevap vermişti…Şimdi, hatta daha sonraki yıllarda hatalı olduğumu anladım elbette. Aynen dediğiniz gibi, bunu SEVAP ADINA YAPMAK DA HOŞ DEĞİL!!! Zaten faydalı da olamıyor insan. Kendisini tatmin ettiğiyle, karşısındakinin de kafasını karıştırdığıyla kalıyor. İnanç konularında abartmamak en önemlisi...

Havva Gülderen 
 03.04.2014 1:06
 

Beden- Bilinç ve Kimyasının tam bir iş birliği içinde olması gerekiyor demişsiniz ya… Ben bunun çok zor başarılacağını düşünüyorum. Hele de bu keşmekeşli yaşam içinde. Sanırım vücudumuzun çalışma tarzı, hormonlarımız, kanımızdaki maddeler, mineral ve vitaminlerimiz de duygularımızla direk alakalı. Eğer bu dengeyi tutturamazsak bazı şeyler negatif ya da pozitif yönde ABARTIYA uğrayabilir. Diyelim aşırı içe dönük, neşesiz bir insanın belki de vücut kimyasında bazı maddeler eksiktir. Buna benzer bir bilgi var kulaklarımda, hem de Ahmed Hulusi sohbetlerinden, ama şu an tam hatırlayamadım (magnezyum muydu acaba?!?). Gene karaciğerimiz kötü durumdaysa, panik atak ve depresyona meyilli oluyoruz. Şimdi keşmekeş derken de, yaşam tarzımızı kastettim. Evet daha çok bilgi var, imkan var, uzman var, ama, o kadar yoğunuz ki bu şehir hayatında. Tüm bu bilgileri değerlendirecek zaman dilimi bulamamaktan, yanlış şeyleri ve DIŞSALLIĞIMIZI abartılı yaşadığımızı düşünüyorum:((

Işınay Özgenç 
 29.03.2014 22:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 634
Toplam yorum
: 2056
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 9963
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster