- Kategori
- Güncel
Açılalım mı? Açılmayalım mı?

Yaşamın amacı yaşamı yüceltmektir.
Bu amacı gerçekleştirmek için herşeyden önce akıl ve irade olarak özgür bireyler olmamız gerekir.Yani belli bir inançta değil, aklın inanç olanakları arasındaki serbest işleyişinde;
belli bir yaşam biçiminde değil, iradenin yaşam biçimleri çeşitliliği içinde serbest tercihlerinde bulunabilme özgürlüğüne sahip olabilmeliyiz.
Özgür olmak için birey olmanın yeteceği düzen de demokrasidir. Demokrasi bireyin özgürlüğüne ortam hazırlar.Demokrasiye, evrensel insan haklarına katkı yapacak her türlü düşünce ya da görüş, proje benim tarafımdan olumlu anlamda değerlendirilir.
Bugünlerde ülkemizin gündeminde olan Demokratik açılım ya da Kürt açılımını da bu anlamda her türlü önyargıdan uzak olarak iyiniyetle izlemek, gelişmeleri değerlendirmek için aklımın ve irademin ne kadar özgür olabileceği konusunu ise zaman gösterecek.
"Kuşku duymadığı şeyler, insanın özgürlüğünün sınırıdır."
Açılımdan kastedilen nedir ?
Demokratik açılım ya da Kürt açılımı başlığı ile hükümet tarafından gündemimize sunulanın içeriğini neler oluşturuyor?
Bu bilinmezlik korkuları ve önyargıları körüklüyor. Süreç uzadığında ise toplumda var olan diğer kutuplaşmalara bir yenisinin daha eklenmesi kaçınılmaz. Acilen ve madde madde içerik kamuoyu ile paylaşılmalı.
"Demokratik açılım" sözcük anlamı olarak bende olumlu çağrışımlar yapsa da hükümetin inisiyatif kullanma ya da demokrasi konusundaki geçmiş sicili samimiyetleri konusundaki olumsuz yargılarımı sarsamıyor şimdilik.
Bunun Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin çözüme yönelik özgür inisiyatifinden mi kaynaklandığı yoksa sadece ve sadece ABD nin BOP kapsamındaki sürecin bir parçası olarak böl ve yönet anlayışına hizmet edip etmediğinin iknası bu açılımı kamuoyuna sunan hükümete ait.
"Akıldışı ve insanlık dışı yöntemlerle savunulan doğru yanlıştan farksızdır. Hatta yanlıştan tehlikelidir. Şeytanı bile haklı çıkaracak yöntemlerle, zor, şiddet, cebir, sansür, gözboyama ile savunulan bir doğrunun tarafını tutmaktansa, akılcı yöntemlerle savunulan bir yanlışın tarafında olmak daha iyidir. İkincisi doğruluğa daha az zarar verir. Akılcılık doğrulukla özdeş değildir. Akla aykırı yöntemlerle savunulan bir doğru, doğruluğa yanlıştan daha fazla zarar verir. Doğruluğu savunmak yetmez, doğruyu doğru bir şekilde savunmak gerekir."
Şimdiye kadar bu açılımın muhatabı olanlar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi doğrularını doğru bir şekilde savunmadılar. Bedelini bu ülkenin yurttaşları canlarıyla ve mallarıyla ödedi. Mallarıyla ödedi çünkü bunun ekonomik faturası sadece Doğu ya da Güneydoğu Anadolu bölgesine değil tüm Türkiye'ye çıktı. Dolayısıyla geçim sıkıntısı sosyal ve kültürel gelişmenin ve toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden birisi haline geldi.
"Sadece kendine yeten insanın ağzından çıkan sözün kalbinden gelen ses olduğuna emin olabilirsin"
İnsanların kendilerine yetebilmeleri için de öncelikle onlara insani olarak birincil ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri yani yeme, içme, barınma ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir ortamın yaratılması şarttır. Hükümetin öncelikle ekonomik yatırımlarını bu bölgeye kaydırması, sosyal iyileştirmeler konusundaki ciddi çabalarını görmek ve bunun demokratik açılımın tartışmaya açılmadan başlatılması samimiyetlerinin tescili yerine geçmez miydi?
"Doğruluk mutlaktır; fakat insan yanılır bir varlık olduğuna göre doğruluk onun için sadece bir idealdir."
Bu ideale ulaşmanın yolu da yanılabilir olabileceğimizi kabul edip, seçenekleri görme konusunda aklımızın özgürlüğüne güvenmektir. Aklımızın özgürlüğünü kalıplaşmış inançlar ve bilgilerle sınırlandırmamaktır. Demokratik açılım ya da Kürt açılımında kendisini bir taraf olarak görenler öncelikle evrensel insan bakış açısına sahip olmadan çözüm üretemeyeceklerini bilmelidirler. Evrensel insan olmanın psikolojik koşulu ve yöntemi kendini başka insanların yerine de koyup adalet ve hoşgörüye inanıp sahip çıkmaktır. Kendimizi başkasının yerine koyma kapasitemiz ne kadarsa, ahlaki, hukuksal, siyasal kurallarımızın evrensellik ranjı da odur.
"Hoşgörü bütün insanları sevme duygusallığı değil doğru düşünme mantıksallığı ve vicdana danışarak eyleme ahlaksallığıdır. Hoşgörünün temeli mantık, klavuzu vicdandır. Problem çözme yöntemimiz kaba kuvvetten mantığa evrimlendiği ölçüde, yani doğru düşündüğümüzde kafaları kırmak değil, kafalardan çıkan fikirleri çürütmenin yeterli olduğunu anlarız. İnsanlarla değil fikirlerle uğraşırız.
Bütün sorun iki tür hoşgörü arasında tercih yapmaktır.Hoşgörüyü hangi ilke üzerine inşa edeceğiz. Doğrudan asla yanlış çıkmaz ilkesi üzerine mi, yanlıştan bile doğru çıkar ilkesi üzerine mi ?
Konunun beş tarafı var bence. Hükümet, muhalefet partileri, ülke vatandaşları, kürt vatandaşlarımızı temsil ettiğini düşünenler ve tabi görünmeyen fakat baş aktör olduğunu bildiğimiz ABD.
Şimdiye kadar ki süreçte çok ciddi güven ve hoşgörü çıkmazlarıyla birbirine zarar veren bu tarafların demokratik açılım ya da kürt açılımı başlığına şimdi ve kısa sürede duygusallıktan uzak yaklaşmalarını beklemek hayalcilik olmaz mı?
Şahsen benim hükümetin akıl, mantık ve vicdan bütünlüğü içinde bu sorunun çözümüne yönelik çıkışında, ve samimiyetlerinde ciddi şüphelerim var. Kaos ortamına müsait bir zeminde, konuya özel proje bazında ciddi bir ön hazırlık ve fiziksel, sosyal kültürel yatırımlar yapılmadan demokratik olduğu söylenilen bir açılımın tartışmaya sunulması çok mu gerekliydi?
Bu ortamda her bir tarafın marjinal isteklerinin ortaya çıkması kutuplaşmayı ve çözümsüzlüğü körüklemez mi? Hükümet ve tabi ABD "siz tartışadurun aslında biz kafamızdakileri bu kargaşada uygularız" mı demek istemektedir? İşte ben öncelikle bu kafalarda uygulanmak isteneni çok açık bilmek isterim.
" İdealimiz, herkesin evrensel insan hak ve değerlerinden pay aldığı, yani kimlik gururuyla değil insanlık onuruyla birleştiği bir dünya olmalıdır. Hakikat bütünlenemez. Daima farklı inançlar görüşler çeşitliliği halinde karşımıza çıkacaktır. Farklı fikirlerin susturulmaması gerektiğinin sebebi budur. Hiçbir önerme, hakikati tamlığında ifade edemeyecektir.
"Yanlışın doğruyla aynı ifade hakkına sahip olmadığı yerde, doğrunun ifade hakkı bir hak değil gasptır. Doğruluk asla tamamlanamayacağı için, yanlışa söz hakkı tanınmaması, doğruya ilerleme sürecini sekteye uğratır. İnsan hak ve özgürlüklerinin en üst ve birincil değer olmadığı yerde tüm kimlik kökenli politikalar, sosyalizm,kemalizm,milliyetçilik, şeriat...vb. en iyisinden içi boş laflara, aslında ise altına özel çıkarlar gizleyen etiketlere, belli bir partiye, sınıfa, dine, ulusa özel ayrıcalıkların örtüsüne yozlaşır. Hayır ben özel çıkarlar istemiyorum. Evrensel insan hakları talep ediyorum.Sosyalizme, kemalizme de şeriata da eşit mesafede duran evrensel haklar."
Not: Bold yazılar, Erhan Işıklar "Özgürlük Felsefesi ve Felsefenin Özgürlüğü" kitaplarından alıntılanmıştır.
Tijen Taşlı- İzmir