- Kategori
- Felsefe
Acıların tazeleştirdiği insan...
Yaşam uzun yolculukların en kısa olanı, bir başlangıcı ve bitişi olanı, bunu kimsenin bilmediği, yarım yamalak birşeyler yaşadığı hatta bazen sadece nefes aldığı bir yer...
Çoğumuzun başrol sahnelerinde oynamadığı bu oyunda herkes figüran olmakla yetiniyor belkide, çokta değil tüm isteği sadece yaşamanın ta kendisi.
Her yeni yolculuk yeni bi hasretin habercisi, yeni olgunlaşmaların, yeni acıların tazeleştirmelerin habercisi.
Karayellerin vurduğu vuslatlara karışan hasretler, gözyaşlarına karışan yağmurlarla iniyor yeryüzüne.
Hergün ayrı bir kavuşma sahnesi canlanıyor insanın gözünde, hergün başka bir sarılış başka bir iç çekiş başka bir cana can katış.
Yüreğinin sesi nereye kadar giderse insan o kadar insan oluyo, bazen ne kadar gülebiliyorsa ve gerektiği yerdede ne kadar ağlayabiliyorsa insan o kadar insandır.
Dünyanın ters döndüğü, hatta başına yıkıldığı andır onsuzluk. Her kalp atışını onun anısına çevirirsin, belki kızmasına bile razısındır artık, somutmalarına çok konuşmalarına belkide.
Uluorta herşey gelir gözünün önüne ama yoktur artık. Onsuzluk başlamıştır işte onsuzluktur bunları başlatan yürekte.
Artık ya alışmalı yüreğin düşünmemeye veya onsuz onu yaşamaya.
Belki bakan gözlerin sadece baktığıyla kalır göremez, tutan ellerin hissedemez, yürüyen sadece bedenin olur ruhun dolaşamaz.Hayat senin için artık yaşamak için değil zaman geçirmek için bir duraktır sadece. Yani yaşarsın ama sadece kalbin atmakla yetinir.
Sen yine hayatın sahnesinde arka taraflarda ellerin cebinde dolaşacaksın, başın önünde yüreyecek ama söylenenleri duymayacaksın kapatacaksın kulaklarını sadece yaşayacaksın, acılarla olgunlaşan hayatının her bir gününü tek tek voltalarını saya saya yürüyeceksin.
Gururla yürüyeceksin yanına onursuzları almayacaksın, seni sen yapan herşeyi sewen insanlarla, açtıkları yaraların kabuklarıyla oynamayarak bi daha kanatmayarak yavaş yavaş yürüyeceksin ve artık gökyüzünden yıldızları hakedenler için toplayacaksın...