- Kategori
- Siyaset
Açılımın kimlere açılacağı belli olsun artık

DTP aynı, söylemler ve kavgalar aynı. Bu barış süreci biraz zor gelir..
Açılım lafı belki yavaş yavaş demode olmaya başladı ama hala gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor. Herkes, kendince bir şeyler karalıyor gazete köşelerinde. Biz blogger olarak da zaman zaman kendimize ait bu köşelerde kendi fikrimizi yazdık ve yazmaya da devam edeceğiz.
Naçizane ben de bu konuda birkaç yazı yazmakla birlikte, benim için güzel bir çalışma olan bir dergide 2 sayı için oldukça uzun iki yazı yazdıktan sonra, bu konuda artık yazmayayım ve gelişmeleri takip edeyim diye düşündüm ama yapamadım, sanırım daha yazacaklarımız ve konuşacaklarımız bitmemiş. Geçtiğimiz günlerde, Ankara’da yapılan DTP olağan kongresinden sonra bu konuda bir şeyle yazma ihtiyacı hissettim. Kongreyi başta sona olmasa da, ekrana ve gazete haberlerine yansıdığı kadarı ile kafamdaki soru işaretlerinin cevaplarını aramaya ve buradaki yazılarımı okuyanlarla bir paylaşıma gitmek istedim.
Birçoğunuz bu haberleri izlemiş ve gazetelerden okumuş olmalısınız. Bakınız, hükümetin “demokratik açılım” ve “kürt açılımı” ifadeleri arasından hangisini seçeceğine karar verememesi, bu ifadelerin ortaya atıldığı günden bugüne uzun zaman geçmesine rağmen hala içinin doldurulamaması ve hala salonlarda ve meydanlarda kürsülerden, destek istenmesi ilginç bir mesele olmasının haricinde özellikle DTP’nin hala kendi “kürt açılımını” bağıra bağıra kürsülerden haykırması ve “bunu kabul edeceksiniz. Bu projede hem Öcalan, hem Pkk taraftır” ifadesini diretmesi, “kabul etmezseniz, yoksa…” gibilerinden bir tehdit algılaması rahatsızlık verici hale geldi.
Bu konudaki görüşler muhtelif olsa da, adı geçenlerin bu projeye taraf olamayacakları ve olmamaları gerektiği, görüşler arasında ortak bir paydadır. Ben de aynı görüşü savunan ve paylaşanlardanım. Ama özellikle milyonlarca Kürtlerin tek temsilcisi olduğunu söyleyen DTP bu hususta kendi iradesini koyabilmiş bir parti olamadı. Kongrede bile hala Kürt-Türk ayrışmacılığından, sözde barış ve demokrasiden bahsederken, birileri hala Türk düşmanlığı içerinde hareket edip, Pkk leyhinde sloganlar atıp, terör örgütü hakkında propaganda yapılmasına bile DTP yetkilileri izin vermişken, parti başkanları ve partinin ileri gelenleri konuşma yaparken bile kürsüye Pkk taraftarları çıkıp, slogan atarken, bu gayet normal bir davranışmış gibi konuşmalarına devam etmeleri ve bazı vekillerin, bu durumu soran gazetecilere “halkın demokratik tepkisi” diye cevap vermeleri ne kadar kabul edilebilir bir davranıştır.
Hesapta hukuksal ve demokratik bir kongre düzenliyorsunuz ve kabul edilebilirliliğinizi, bir anlamda rüştünüzü ve legaliteliliğinizi ispatlıyorsunuz, bir taraftan barış, demokrasi, hukuk ve kardeşlikten bahsediyorsunuz ama öbür taraftan illegal eylemlere müsaade ediyor, milli marşı bile çaldırıp, söyleme gereği duymadan, dağlardaki operasyonlarda öldürülen teröristler için “şehit” ifadesi kullanarak saygı duruşunda bulunuyorsunuz, bir Atatürk portresi bile asmadan Apo ve Pkk bayrakları, flamaları sallandırıyorsunuz ve Ankara’nın göbeğinde aykırı bir gövde gösterisi yapıyorsunuz. Sonra da özlenen, beklenen bir Kürt açılımının lafını ediyorsunuz. Buna “bu ne perhiz, ne lahana turşusu” demezler mi?
Hükümet, belki de oportünist bir yaklaşımla, belki de gayet iyi niyetli bir çalışma içine girmiş ve bu sorunu çözmeye çalışsa da, kimilerine göre popülist bir yaklaşım olsa da, özde olumlu olabilecek bir çalışmayı “açılım” adı ile etiketlerken ve böyle bir çalışmanın gerçekten demokratik olması beklenir ve içi arzu edildiği gibi doldurulduğunda gerçekten onlarca yıl akan kan, nefret, ayrışma, öteleme, görmeme gibi sorunları ortadan kaldıracak, yüzyılın projesi olacak bir projeye, teröristler askere, sivile kurşun sıkarak, mayınları patlatarak, nasıl da taraf olunamayacağını ve bu projenin karşısında olduğunu ispatlamışlardır. Bu projeyi sonuna kadar desteklemesi beklenen DTP’de bu eylemlere sessiz kalarak, kongrede yapılanları alkışlayarak, eylemcileri saklayarak, her Apo sözünde, her Pekeke lafında alkış tutarak, her Türk ve Türkiye, her hükümet lafında slogan atarak, ıslık çalarak, yuhalayarak neyi, kimi desteklediklerini ve neyi uygun görmediklerini, ne istediklerini bir kez daha deklare etmemişler midir?
Bugün gazete sayfalarına, internet haberlerine yansıyan bir haberde Diyarbakır spor kulübü Başkanı’nın bir ABD haber programına canlı telefon bağlantısı ile söyledikleri de bu zaman diliminde açılım sürecine ne kadar darbe vuracak yada ne kadar katkı sağlayacaktır. Haberde kulüp başkanı “Diyarbakır spor kulübü Kürtlerin Kulübüdür, bir Kürt spor kulübüdür” diyerek farkında olarak yada olmayarak bilerek yada bilemeyerek bir ayrışmacı ve kışkırtıcı ifade de bulunmamış mıdır? Evet, kimse Bursaspor ile yaptıkları karşılaşmada, türübünlerden bir kısım kendini bilmezin onlara yaptıkları eylemleri, atılan cisimleri ve hakaretleri tasvip etmiyor. Ve hiç kimse çıkıp “bu bir demokratik eylemdir” açıklamasını da yapmıyorken, hemen hemen herkes söz ve eylem birliği yapmış olarak Diyarbakır Spor’un ve Diyarbakırlıların yanında yer almışken, Star Haber genel yayın yönetmeni ve ankormanı Uğur Dündar bile canlı yayın haberlerde kulübün forması ile açıklama yapmışken bu destekleri görmeyip hala kin ve nefret dağıtmaya ve aykırı söylemler içinde bulunup, destek aramaya ve ABD gibi bir yerde Türk düşmanlığı yapmanın mantıksızlığı nasıl açıklanabilir ki?
Herkesin sakin, soğukkanlı ve mantıklı olması gereken bir zamanda birileri kalkıp “ bu açılımı kimin için yapıyoruz ?” ya da “bu eylemleri yapanlar ve hala terör propagandası ve Pkk sempatizanları ve ayrışmacı kültürü benimseyenler, Türk düşmanlığı ve Kürt etnik politikasını güdenler için mi, bu projeyi bu Kürtler için mi yapacağız” dese ve bir tartışma başlatsa ne olur? Her şey sil baştan başladığı yere gelmez mi? Toplum içinde daha fazla kin ve nefret ve öteleme çift taraflı başlamış olmaz mı? Bunu o zaman kim durduracak? Bu millete yazık değil mi? Bu milleti iki ayrı halk, iki düşman ve iki taraf yapanlara yazıklar olsun denmez mi?
../..