- Kategori
- Güncel
Adalet Hanımın ölümü

Ölen Adalet Hanım
Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Herkes bilir ki çağdaş dünyada Adalet kavramı temelde hukuk kurallarına uygunluğu içerir. İnsanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve tarih boyunca da en önemli tartışmalı bir alan olmuştur. Eski çağlardan beri düşünürler adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Eski Yunanlı düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır.
18. yüzyılda Aydınlanma Çağı düşünürleri adalet kavramını daha dar biçimde tanımlamışlardı. Onlara göre hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterlidir. Ne var ki, hukuk düzeni her zaman adil olmayabilir. Çünkü hukuk yasaların her durumda aynı biçimde uygulanmasını gerektirir.
Günümüzde adalet kavramı sosyal adaleti de kapsamaktadır. Sosyal adalet, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini, toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım edilmesini içerir.
Bir anlamda, adalet, kılı kırka yararak ortaya konulan hükmün adıdır. Adalet, devletin en zirvesindeki insanla, bir çoban arasında fark gözetilmeden alınan karardır. Kanun hükmünden zerrece sapmadan, anlama, yorumlama ve uygulama pratiğinde kanuna en uygun sonucu ortaya koyabilmektir. Adaleti sembolize eden, elinde doğruları ve hakkaniyeti tartan terazinin bulunduğu kadının gözleri bağlanarak, adalet hanıma, taciz ve tecavüz edilerek hatta öldürülerek kişiye göre adalet dağıtılamaz.
Adalet deyince akla çok sözler gelir. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Adalet mülkün temelidir.” diyerek adaletin önemine vurgu yapmıştır. "Adaletin kestiği parmak acımaz", "Hazreti Süleyman'ın Adaleti" ve de "Allah hekime, hâkime muhtaç etmesin" gibi.
Ve başka özdeyişler: "Kılıcın yapamadığını adalet yapar", "Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir", "Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir", "Adaletin kuvvetli, kuvvetlerin de adaletli olmaları gerekir", "Adaletin hâkim olduğu yerde, silahın yeri yoktur", "Devletlerin sarsılmayan temelini adalet teşkil eder" ve "Geç kalan adalet adaletsizliktir", “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır”!
Adalet aslında evrensel bir kavramdır. İnsanlık her uygarlık düzeyinde adaleti aramış ve adalet şöyle veya böyle devletin temeli olmuştur. Temel sarsılınca da o "medeniyetler" çökmüştür. Alman Atasözünde de bu kavram şöyle ifade edilir. “Bir memleket yalnız adaletle ebedileşir, adaletsizlikle yıkılır.” Adalet olmayınca, o yerde huzur olmaz, huzur olmayan yerde, hayatın tadı ve mutluluğu, güven duygusu kalmaz.
Bir toplumda adalet yoksa o toplumda düzenden bahsetmek mümkün değildir. Bir toplumda suç varsa da, orada adalet yoktur. Adaletin hedef ve amacı, eşitliği ve düzeni sağlamaktır. Hak kaybolunca toplumun tüm kesimleri kendi kendinin adaletini aramaya başlar, kargaşa, anarşi ve kaos ortamı doğar. Adaletin olmadığı yerde, ahlaktan bahsedilemez ve adil olmayan bir ulus, özgürde değildir. Bir rejimde; halkın adalete inanmaz bir hale gelince, o rejim çöker. Toplumun huzuru, birliği, dirliği, düzenliği için adalet şarttır. Adalet olmayınca bütün kötülükler baş gösterir. Toplumsal barış oluşmaz, insanlar arası iyi ilişkiler kurulamaz. Sonuçta herkes hakkını kendisi aramaya çalışır ya da mahkemelerde aramak zorunda kalır. Böylece adliyelerde baş edilemeyecek oranda dosyalar çoğalır.
Adaletin egemen olduğu toplumlarda, silahın yeri yoktur. Adaletin kestiği parmak acımaz. En yıkıcı yara, haksızlık yarasıdır. Adalet önce devletten gelir ve yasalar bir toplumun düzenidir. Adaleti kanunlar sağlar ve kanunların bittiği yerde zulüm başlar. İyi kanunlar, vicdanın yazmış olduğu şekillerden ibarettir.
Toplumun düzenini sağlamak için, kanunların herkese aynı şekilde uygulanması gerekir. Suçluyu affetmek, mazluma zulmetmektir. Kanunların değeri, onu uygulayanların değeri ile ölçülür. Suçluların aklandığı, suçsuzların cezalandırıldığı yerlerde yargıçlar hüküm giyer.
Yapılan kanunların birilerinin (güçlülerin, iktidarın) lehine uygulanması veya uygulandırılması, çok büyük devasa adalet sarayları yapılarak, örtülecek bir adaletsizlik değildir. Haklının hakkını, mazlumun ahını, adaletin kılıcını doğru sallayarak koruyabiliriz.
Hepimizin aynı duyarlılık ve hayranlıkla izlediğimiz ve bildiğimiz Hz Ömer’in adaletini talep ederiz çoğunlukla. Hz. Ömer’in, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adalet konusu idi. O, mevki, rütbe, soyluluk vb hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında hiç bir fark olmamıştır. O, her tarafta adaletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmuş, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmeden, Hıristiyan ve Yahudilerden olan yoksullara da yardım etmiştir.
Şimdilerde, kurulan mahkemelerle Adalet mefhumu gerçekleştirmeye çalışanların verdikleri adaletsiz kararların ayyuka çıkmış halini izliyoruz hüzünle. Ülkemizde Adalet mefhumundan söz etmek yerine, öldürülmüş olan, ölen Adalet Hanımın cenazesine gidilebilir ancak.
Nizamettin BİBER