- Kategori
- Anılar
Adel

Onu ilk gördüğümde, ufacık bedeni ile beşiğinde derin bir uykudaydı. Yan yatmış, başını hafifçe yukarı kaldırmıştı. Dünyamıza geleli henüz iki gün olmuştu. Artık aramızda, ailemizden biriydi. Ona ait her detayı kaçırmadan izliyordum. Serçe parmağım büyüklüğündeki elleri yumuk yumuktu. Başındaki seyrek birkaç tel öne yatmış, göz torbaları ise hafifçe büzülmüştü. Ufacık burnundan alıp verdiği nefesler ince göğsünü indirip kaldırıyor, yaşamın bu seyrine her insan gibi biyolojik bir alışkanlık ile bağlı kalmasını sağlıyordu. Öylesine savunmasız ve öylesine masumdu ki, bir felaket anında ölen insanlar arasında çocukların da olduğunu ne zaman öğrensem yüreğimin acısının neden iki kat arttığını şimdi daha iyi anlıyordum. Evet, çocuklar masumdu, fakat adım attıkları dünya ise ne yazık ki yeterince masum değildi. Kötü, hatta çok kötü bir yerdi…
Bu arada yazıya bahis olan bu minik yavrunun bir kız çocuğu olduğunu ve onun da ‘Adel’ ismi ile çağrıldığını ekleyeyim. Bu ismi ilk duyduğunuzda her halde siz de benim gibi bilmezliğin yol açtığı bir şaşkınlık içinde ismin tam olarak ne anlama geldiği açıklamasını bekliyor olmalısınız. Sizi bekletmeden, izah edeyim; İsmini yanlış bilmiyorsam yeğenimin annesi koydu. Köken olarak Fransızcaymış. Anlamı ise, ‘ayakları üzerinde durabilen’ imiş. Köken olarak dayandığı dil değil de, verdiği anlam nedense çok hoşuma gitmişti. Dilerim, sevgili yeğenim de isminin verdiği bu anlama sadık kalıp, hayatın her döneminde kendisine güvenen, güçlüklerin üstesinden gelebilen ve ayakları üzerinde durabilen kararlı bir insan olur. Bu, benim naçizane bir temennim.
Sevgili Adel, 2014 yılının Şubat ayında dünyaya geldi. Aradan geçen zaman içinde büyüdü, etrafında olup biteni kavramaya başladı, az da olsa bazı sözcükleri telaffuz edip, en mühim olanı ise ayakları üzerinde durabilmeyi başararak ilk adımlarını attı. Ağabeyim, Adel’i bize getirdiğinde kendisinde saklı tuttuğu bir müjdesi vardı. Kendi gözleri ile gördüklerini bizim de görmemizi istiyordu. Salonda toplanmış, Adel’i izliyorduk. Ben ayaktaydım. Adel’in karşısına geçip, diz çöktüm ve ona, bana yürüyerek gelmesini istedim. Asla unutamayacağım bir anı buraya not düşüyorum; bu minik beden, söylediklerimi kavramış olacak ki yerinden ayağa kalktı, kollarını havada sallayıp yalpalayarak bana, amcasına taraf yürümeye başladı. Kollarımı açmış, onu bekliyordum. Her halde yedi ya da sekiz adımından sonra bana kavuştu. Koca bedenime sarılıp, gülmeye başladı. Ben ise öyle duygulanmıştım ki gözlerimin dolmasına o an engel olamamıştım.
Yeğenim Adel, yakında üç yaşına basacak. Ardında bıraktığı her yaştan sonra biraz daha büyüyecek. Güzelliği ortaya çıkacak, serpilecek ve kıvırcık, dalgalı saçlarını omuzlarından aşağı bırakıp, genç bir kız olacak. Tabi sadece fiziksel değil, bu süreçte duyguları da değişip, olgunlaşacak. Eğitilmiş zihni ile olup biteni daha iyi kavrayacak, bazen kara kara düşünüp, bazen öfkelenecek, bazen ise sevinçle haykıracak. Neden olmasın, sevecek de tabi. Yüreği sevda ateşi ile yanacak. Sevilmenin hazzını yaşayacak. Okuyacak, anlayacak, konuşacak, düşünecek, karar verecek, belki ileride bir doktor, belki bir mühendis, belki bir avukat yahut da kendi istediği bir insan olacak. Ama ne olursa olsun, nasıl bir hayat yaşarsa yaşasın, dilerim ki hep iyi bir insan olsun. Doğayı, hayvanları ve insanları sevsin. Bin kez zulüm görse de bir kez zalim olmasın. Yüzünün güzelliği umutla, sevdayla, doğrulukla ışıldasın…
Yeğenim Adel! Seni gözlerinden ve yüreğinden öperim. Merhametli insanlar yoldaşın olsun. Adımladığın yollar seni güzelliğe ulaştırsın. Heyecanın ve neşen solmasın…
1 Ağustos 2016
İstanbul