- Kategori
- Kitap
Ah Gülizar'ı yazarken

AH GÜLİZAR, BÜTÜN AŞKLARIN, DOĞUDAKİ KIZLARIN, TÜRKİYEDEKİ KADINLARIN, DOĞU VE BATI TÖRESİNİN KİTABI
Ah Gülizar’ı yazdığımda bazen cümleler başımı yastığa koyduğumda, mürekkebin sıcağını yüreğime damlatır, ılık bir damlanın ürpertisiyle başımı yastıktan kaldırarak, yüreğimin sessiz sakin ve bir o kadar karanlık cadde ve sokaklarında kaçarak ardından sürüklerdi beni hummalıca. Onu kalem yordamıyla yakalayıp beyaz sayfalara kundaklayıp sarıp sarmalamasam, bilirdim ki onu o sokakların kapı önü ve arkalarındaki saklambaç oyununda sobeleyemeyip unutacağımı. O nedenle uykuyu gözlerimden damlatıp, uykusuzluk yağmurları biriktirerek koşar yakalardım henüz filizlenmiş cümlelerimi. Hem cümlelerin gece avına çıkması çok daha kolay olur; bir kalem çığlığı duyulur yürek ülkemden, karanlık sokaklarda etraf sessiz ve sakin, kimsecikler yok, kalem sesinden başka, üstelik yankısı sadece benim yüreğimde ve bir broş olarak takılı yankısına yüreğimin, hangi yöne gitse sesi sadece benim yüreğimde. Ardından gidip öyle göz yordamıyla değil, hele hele el yordamıyla hiç değil, yürek yordamıyla bulup, gönül gözüyle görüp, kalem yordamı ve mürekkep banyosundan sonra sarmalardım onu beyaz kundaklarına sayfalarımın.
Bazen gündüz gözüyle bir çığlığa dönüşür kalemin sesi, amansız bir gürültü koparır, etrafta onca kalabalık ve acemi bir piyanistin tüm tuşlara deli divane bir vuruşun kulaklara tırmalanması gibi, birçok kalabalığın içine koşar karışırdı neharin zulasına ve ardından sürüklerdi beni usa vurarak. Sesler kalabalığı, kalabalık sesleri çoğaltsa da, yalnız kalemin sesi birçok sesin arasında bile gayet kadifemsi gayet dinginimsi olur! Hem avcı bilir avını ve gelen her sesin adresini, sonra düşer avının peşine ve kendini yine bir gece okyanusunda bulur! Yine karanlık birçok cadde ve birçok sokak çıkar önüne, oysa yine aynı gündüz avındaki gibi varılan adres yürektir, yüreğin yeri karanlık kimse görmez onu, onun okyanus gözleri herkesi görür ve de her şeyi. O kendini bir tek avcısına gösterir, bir tek avcısına yazdırarak şekil buldurur, bir ressamın elindeki fırçasıyla tuvalinde şekil bulan tablosu gibi. Avcı yine yakalar avını, vurur sırtına ve çıkar yüreğin rahminden, sarılır sayfaların kundaklarına ınga sesiyle, edebiyata kazandırılan sıcak cümlelerle. Birde kulaklarına adları seslenilir, bir başlık, bir kategori adı gibi… Yazar bu, kendi ufkunun genişliğinde yelpaze tutar kalemine, kendi sabrının sınırınca dem vurur koynuna alıp uyuyan akrebin yelkovanındaki yazılarına ve kendi oltasının ustalığınca yakalar alfabenin sihirli kelimelerini ve oluşturduğu devrik cümlelerini…
İşte bir kitap bir gebelik değil bir kaç gebelik sürecinin oluşumudur. Evet, bebek önce şekil alır kalemde, sonra tamamlanır tabloda, doğar sonra yürek rahminde; evet bebekte can bulur, kan bulur, açar gözlerini edebiyata, kundaklara sarıp sarmalayıp, mürekkep yalatarak doyurulur, sonra tutup elerlinden büyütülür sizlere. Yazarlık kişinin kendi iç yolculuğuna çıkıp kendi içindeki yürek ülkesini keşfetmesiyle, kendi yüzüne dönüp kendi içine düşmesiyle ve kendi yürek ülkesindeki kendini keşfetmesiyle başlar ve yazar her gün kendi yürek okulunun öğrencisi olur, her gün kendi yürek okulundan öğrenip, beyaz sayfalara öğretir öğrendiklerini ve her bir eseri bir okul bir öğretmen olur çıkar yurdun turuna ama yazar her zaman kendi yürek ülkesindeki okulunun öğrencisi olmaya mahkûmdur. Şimdi ben yine öğrenci, yürek okulumun yetiştirdiği eseri siz okuyuculara doğru gönderiyorum; tam üç yıllık ciddi bir araştırama ve çaba sonucu yazıp buraya kadar ben size anlatım Ah Gülizar’ı, bundan sonrada siz onu bana anlatın.
DİLEK EJDER
http://twitter.com/ahgulizar http://dev.turkkitap.de/index/show/cID/21/pID/14164/Ah_G%C3%BClizar_T%C3%B6re_Esaretinde_A%C5%9Fk http://www.dr.com.tr/Product.aspx?pid=0000000328127