- Kategori
- İnançlar
Ahlakın gayesi
Hz.Muhammed(sav): “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur. Bu hadis, bir bakıma, ahlak ilminin gayesini göstermektedir. Gerçekten, ahlak ilminin gayesi, Resulullah’ın yalın ifadesiyle, ahlak güzelliklerini, yani iyi huyları ve yüksek vasıfları insanlara kazandırmaktır. Ahlakın incelik ve güzelliklerinin insanlığa yansıtılması ve onların bu erdemlere ulaşmadaki gayretleri toplumun ıslahı için yeterli olacak olan anlayışların oluşmasını sağlar.
Ahlakın milletlerin yaşaması bakımından da önemi büyüktür. Bugünkü toplumların geçirdikleri bunalımların sebep ve gayesi, en sonunda ahlaki çöküş sebebine dayanır. Ahlakın toplumları yaşatan en büyük kuvvet olduğu tarihi olaylarla ispat edilmiştir. Roma ve Bizans imparatorluklarının çöküşü, bu toplumlarda görülen ahlak çöküşünün sonucudur. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasında dahi bu etkenleri açık olarak görmekteyiz. K.Kerim’de birçok yerde, ahlakı bozulmuş, imanını yitirmiş kavimlere peygamberler gönderildiği, onları dinlemeyerek ahlaksızlıklara devam eden toplulukların başına gelen felaketleri bildiren birçok ayetler ve kıssalar vardır. Bu kıssaların oluşlarına ve sebeplerini tahlil süzgecinden geçirdikten sonra günümüz insanıyla mukayese ettiğimizde aynı akıbetlerle karşılaşmamız kaçınılmaz olarak görülmektedir.
Maddi olarak her türlü refah ve zenginliğe ulaşmış olan insanlık, manevi değerlerini unutarak, ahlaki değerleri de hiçe sayarak yoluna devam etmektedir. Bu durumda onun toplumsal ve bireysel olarak yok oluşunu hazırlamaktadır. Çünkü hep kendisini düşünmekte ve kendini her şeyden soyutlayarak yaşama telaşına düşmektedir. Umursamaz bir yaşantı ile yoluna devam eden ve hiçbir ahlaki bağı kabul etmeyen bir insanlık oluşumunu varın siz düşünün. Ahlaki olarak hem bireysel anlamda doyumu her şeyin üstesinde tutmaktadır. Bu da geleneksellikten, dinsel bağlardan ve aile ilişkilerini hiçe saymak olarak kendini göstermektedir.
Her kültür, her toplum formu, şimdi veya tarihi geçmişte, yeryüzünde bulduğumuz her çeşit insanlık, ahlaki karakterli birtakım insanlarla derinden belirlenmiştir. Milletlerin bütün dillerine, ahlaki görüş noktaları bakımından neyin mükafata layık ve övgüye değer veya aksine kötü ve reddedilmesi gereken bir şey diye görüldüğünü bildiren ifadeler karışıp sinmiştir. Büyük dinler, bütün dünya görüşleri hukuk düzenleri, beraber yaşamanın birçok töreleri ve alışkanlıkları, insanların neyi yapması gerektiği veya yapmak zorunda oldukları, neyi yapmaya izinli oldukları ve neyi yapmaya izinli olmadıkları üzerinde birtakım inanışlarla doludur.
Toplumun oluşumunu sağlayan bireyler ve aileler değerlendirilirken görülecektir ki bütün değerler ahlaktan soyutlanmış ve sadece kendilerini düşünen özgür bireyler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Eğitimde ve aile içerisinde her şeyi halletmiş bireyler olarak kendini gösteren kişiler, aslında kendilerini aşamamış ve egolarının esiri olmuş durumdalar. Onun içindir ki bir zamanlar kültürel emperyalizm olarak dile getirilen değişimin, ne kadar da gerçekleştiğini ve hatta İslami ailelerin içerisine girdiğini görmekteyiz. Ahlaki ilkelerden yoksun ve batılı insan gibi düşünen birey ve toplumlar kendilerini kabul ettirmekte ve her şeyden özellikle manevi değerlerden yoksun bir durum ile kendilerini ispatlamaya çalışmaktalar.
Kendilerine ait değerleri bulunmayan ve her şeyden önce kendi nefislerinin tatmini olarak uğraşı veren insanların, ahlakın gayesini anlamaları ne kadar imkansız olarak görülmektedir. Ahlakın gayesi toplumu refah ve mutlu bir atmosferde yol almasını sağlamak ve her bireyin huzur içerisinde yaşamasını sağlamaktır. Hem toplum içerisinde hem de vicdani boyutta rahat içerisinde yaşarken her yönüyle kendini tatmin eden ve kendisini aşan bir yapı ile yoluna devam etmesini, dünya mutluluğunu ahiret mutluluğu ile perçinleme gayesi gütmektedir.
Çevresine zararlı olan ve kötülükleri işlemeye meyilli olan bireylerin huzurundan bahsetmek biraz safdillik olacaktır. Çünkü amacı kazanmak ve iyi bir hayat standardına ulaşmak olan insanlar ahlaki değerlerden yoksun olarak davranışlar sergilediklerinde aslında büyük zararı kendilerine vermiş olmaktalar fakat farkına varamamaktalar. Toplum içerisinde yalnızlaşan ve sadece kendilerini düşünen bireyin ne kadar mutlu olduğunu varın siz düşünün. Anne, baba ve kardeşlerini bile bir kenara atıp sadece eşini ve çocuklarını temel aldığı bir manyetik alan içerisinde kalıp, onların dışındakilerin varlığını zor durumda kaldığında düşünen bireyler ne kadar mutlu ve huzurlu olurlar?
Halbuki ahlak ilminin gayesi devamlı birey ve toplumların mutlu ve huzurunu sağlayıp, ahiret alemi mutluluğunu garantilemektir. Çünkü bireyler içlerindeki kötülükleri temizlemeyip, hep kendini düşünen ve başkalarına zarar veren durumlar sergilediklerinde hep huzursuz bir birey ve yanlışlıklarla dolu bir toplumun bireyi olarak yaşamlarına devam ederler. İslami ahlakın gayesi Kur’an ilkelerini hayatta uygulamak ve herkesin bu kurallar muvacehesinde hayatlarını devam ettirmek gayesi güdülmektedir.
Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen bir peygamberin öğretisi hayata geçmediği ve insanlar tarafından yaşanıp benimsenmediği sürece topulumun gerçek anlamda kulluk vazifesini yerine getirmiş olduğu söylenemez. İslam’ın ilkeleri bir bütün olarak alınıp uygulanmalı ve herkesin mutlu olduğu bir yaşayış amaçlamaktadır.